Günümüzde Peygamberler şehri olarak bilinen Urfa'ya baktığımızda, tarihi süreç içinde birçok isimle anıldığını görürüz. İlk olarak sazlık ve sulak olmasından dolayı “Kalireu” adı verilmiştir. Kalireu, “Coşkun Irmaklar”, “Suyu bol” ve en önemlisi Yunanca “Kutsal Su” anlamına gelmektedir. Bir diğer anlamı ise “Cariyesi Güzel olan” demektir. Bildiğiniz gibi Urfa kutsal sular kültüdür. Şehrin çevresi kutsal sularla çevrilirdir. Anzılha ve Balıklıgöl başta olmak üzere; Musa kuyusu, Eyyup Kuyusu, Yakup Kuyusu, Ulu Cami Kuyusu, gibi kutsal ve şifalı sularla çevrili olduğunu görürüz. Hatta İsa'nın yüzünü sürdüğü mendil efsanesi ve kral Abgar'a yazdığı mektup dolaysıyla tıpkı Kudüs gibi “Kutsandığını” görürüz… Hıristiyanlar açısından Urfa, İsa'nın Kutsadığı bir şehirdir… Üçyüz elli yıl Orshoene Krallığının hüküm sürdüğü bu şehre zaman zaman Orshoene Bölgesi de denilmiştir…
Büyük İskender'in fethiyle birlikte Urfa adı Makedonya'daki İskender'in doğduğu beldeye benzemesi ve onun anısına istinaden “Edessa” olarak değiştirilmiştir. İslam'ın fethiyle birlikte “El Cezire”, “Diyar-ı Mudar” gibi sıfatlar almış olan Urfa, 1920'lere kadar uzun süre “Ruha” olarak anılmıştır. Hatta Asur tabletlerinde Urfa Tanrı ismi, Ruha'da peygamber ismi olarak geçmektedir. Bu tıpkı Harran adının aynı zamanda Hz. İbrahim'in amcasının adı olmasına benzemektedir. Çünkü bazı yerler şahıs isimleriyle anılır. Amerika'nın ismi gibi…
Urfa'nın birçok ismi vardır ancak aklımıza ilk gelenler bunlardır. Urfa'nın bir ismi vardır ki, sanırım bunu birçok kişi gözden kaçırmıştır. Aslında bu saydığımız isimlerde dâhil olmak üzer bunlar isim olmaktan daha çok, şehrin daha iyi algılanması ve tanımlanması için seçilmiş sıfatlardır. Uzun yıllar Sasani ve Bizanslıların arasında el değiştiren Urfa'ya bir dönem “
Pershin Kızı” [1] deniliyormuş. Bildiğiniz gibi Tarih boyunca Bizans'ın son sınırı olmuş, Bizans adeta Urfa'da çakılı kalmıştır… Hatta Büyük İskender, büyük bir heybetle Fırat'ı aşmış ama geri dönmek nasip olmamıştır… Meşhur Urfa Okulu bile Hıristiyanlar, İranlılar ve Müslümanlar arasında el değiştirmiştir…
Urfa'nın bu denli çok isim ve sıfatını saymamın nedeni, bu isimler içinde benim için önemli bir yeri olan “Persin Kızı” sıfatıdır. Bence Urfa'ya en çok yakışan sıfat budur. Zira şehir dişi ve erkek diye ikiye ayrılırlar. Bana göre kırsalını dışarıda tutarsak, Urfa bu ayrımda “kadınımsı” bir şehir olarak önümüze çıkar. Örneğin Urfa'nın sembolü olan ve bir kadın adına yapılmış olan Kale, bir kadının aşkından dolayı intihar ettiği mekân olan Anzılha Gölü her yönüyle dişidir. Irmakların erkek gölün kadın olması gibi Urfa'daki birçok göl ve su kadınımsıdır. Aşk kokar, hüzün kokar acı kokar… Hatta Anzılha hem kadın ismi hem de anlam olarak gözü sembolize ettiğinden aşkla yakın ilişkilidir. Çünkü aşk gözlerde başlar… Bir komutan veya Kral tarafından sevgilisi Şalmed'e yapılan Kale, gerçekte dünyada kadına armağan olarak inşa edilmiş tek kale özelliği taşımaktadır…
Bana göre Urfa, tarih boyunca dramatik aşkların yaşandığı bir aşk kuyusudur. Öyle ki, bu şehir iki yönüyle aşka yöneliktir. Birincisi şehrin kendisi âşık olacak kadar güzel ve kadınımsıdır. İkincisi bu topraklar acı ve hüzün dolu aşklara ev sahipliği yapmıştır. Şehrin bu dişiliği ve güzelliği karşısında Urfa'yı fetheden Zengi adeta büyülenmiş, askerlerinin talan ve tahriplerine engel olmuştur. Bir kral kızı olan Anzılha ile İbrahim'in aşkı… Bu topraklarda doğup Mısır'da bir kadın yüzünden zindanlara düşen Yusuf aşkı… Sonra Musa'nın Mısır'dan kaçıp Tektek Dağlarına gelerek Şuayb'ın kızıyla yaşadığı aşk… Dahası Yakup'un İsra yürüyüşü sonucu ulaştığı Harran'da kuyu başında dayısı kızıyla yaşadığı aşk!
Geçen yüzyılda Viranşehir Ovasında Derviş ve Adule'nin kanla sulanan destansı aşkı… Yakın tarihlerde şehrin hafızasına türküyle kazılan Halepli Bahçe'de saz kızı Nesime'nin aşkı! Urfalıların bir lise öğrencisi olan Neriman'a aşkı… Genel kadın olan Sevim'e, Leyla'ya olan duyulan aşklar! Ve birde aşkı bütün ruhuyla yaşayıp, kimselere sezdirmeden ölüp giden nice Urfalı kızın ve oğlanın aşkı… Yasak ve platonik aşklar, kahreden ayrılıklar, acı ve hüzün dolu yaşamlar şehri… Karagözlü, esmer tenli, derin bakışlı ve aşkı bütün ruhuyla hissedip kelimelere dökmekten utananların şehri… Anzılhaların, Zilanların İbrahimlerin Mehmetlerin aşk kuyusudur bu şehir… Hem âşık eder insanı kendine hem de yasak aşkları besler durur yüzyıllar yılı koynunda… Urfa işte bu yönüyle bir aşk kuyusudur… Urfa aşık olunacak mistik, otantik ve kadınımsı bir şehir. Bembeyaz mimarisi sadeliğin, sevgililere mahsus masumiyetin; güzün kırmızıya boyanan(isot) damları ve kırmızı toprağıyla aşkın, sevginin renklerini barındırır içinde. Kırmızı ve beyaz rengiyle şehir, insaniliğin bütün anlamlarını içinde saklar. Kanlı aşk savaşlarıyla kırmızıyı, dinlere mekân olması ve insan ruhuna üflediği ilahi mesajla da saflığın ve masumluğun sembolü olur. Bu yüzden tarih boyunca hep kadınlara mahsus güzelliği ve cazibesiyle kralların ilgisin çekmiş, tiranların gazabına uğramış, ölüm, kıyım, katliam, savaş, tecavüzlere uğramış, bu yüzden hep ağıtlar yakmış ölülerine, gözyaşı dökmüş sevdiklerine… “Persin Kızı”, “Bizans'ın Sevgilisi” bu şehir, efsane ve gizemiyle geleni büyülemiş, gideni ayrılığın verdiği hasretle buruk bir acıyla baş başa bırakmıştır…
Urfa, “Persin Kızı”, “Bizans'ın Sevgilisi” bir şehir olarak bugün her ne kadar ataerkil bir görünüm ve erkeksi bir kabalık gösterse de, gerçekte kadınlara mahsus o dişiliğini gizliden gizliye sürdürmektedir. Urfa, bu yönüyle yani dişiliğiyle, “
doğurganlığını” ve “
yaratıcılığını” sürdürmektedir. Ölüm ve düğünlerde çalınan zılgıt, söylenen maniler, yakılan ağıtlar, anlatılan efsaneler, aşk gergefiyle işlenen dini inanış, türkülerde zirveye çıkan nağmeler, acı ve hüzün dolu türküler vs. hep bu dişiliğin sonucudur. Bu yüzden Urfa, bana göre tarih boyunca dişi bir şehir olarak güzelliği sembolize etmiş ve bu güzelliği yüzünden başı dertten eksik olmamıştır...
Töre ve namus cinayetleri, adam öldürme, çokevlilik şehir kültürünün değil, bence, kırsalın merkeze taşınmasından kaynaklanmıştır. Urfa'nın ruhunun saklandığı Balıklıgöl, kale ve Anzılha üçgenine bakın göreceğiniz tek kare: Aşk! Kadın! ve Güzellik! Bir şehir dişi ise ve ruhunda aşk gizem ve efsane varsa; yaratıcıdır, doğurgandır...
“Pers'in Kızı ”,
“Bizans'ın Sevgilisi ” ve “
İslam'ın Eşi ” olan Urfa, geleneksel dönemlerden modern dönemlere bu dişiliğiyle damgasını vurmaktadır. Şehir kendi değişimine bazen ağıt, bazen zılgıt bazen de türkü söyler… Bugün şehir size bir şeyler fısıldıyorsa ve siz bunu anlamıyorsanız, kadın ruhundan dahası bu şehrin ruhundan anlamıyorsunuz demektir. Çünkü dişi bir şehir olarak Urfa, ince ve nazik bir edayla refleksini ortaya koymaktadır. İnanmıyorsanız Kale'ye, Balıklıgöl'e ve Anzılha'ya bakınız… Güzellik ve ihtişamıyla neler fısıldadıklarını, neyi terennüm ettiklerini göreceksiniz… Ve Urfa'yı her görenin niçin âşık olduğunu daha iyi anlayacaksınız…
şehir merkezi
dünyanın ilk yerleşim yeri urfada bulundu göbekli tepe
