![]() |
|
|
#1 (permalink) |
|
Teğmen
![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 30-09-2007
Mesajlar: 390
Rep Gücü: 132
Rep Puanı : 32351
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
9.CUMHURBAŞKANI
GÖREV SÜRESİ 16 MAYIS 1993 16 MAYIS 2000 1 Kasım 1924' te Isparta'nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy'de doğdu. İlköğrenimini doğduğu köyde, ortaokul ve liseyi Isparta ve Afyon'da bitirdi. Şubat 1949'da İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi'nden mezun oldu. Aynı yıl Elektrik İşleri Etüd İdaresi' nde göreve başladı. Önce 1949-1950, daha sonra 1954-1955 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri'nde barajlar, sulama ve elektrifikasyon konularında ihtisas yaptı. 1954 yılında Barajlar Dairesi Başkanı, 1955 yılında da Devlet Su İşleri Genel Müdürü oldu. 1962-1964 yılları arasında serbest müşavir-mühendis olarak çalıştı. Aynı yıllarda Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde su mühendisliği konusunda dersler verdi. Siyasî yaşamına, 1962 yılında, Adalet Partisi Genel İdare Kurulu üyeliği ile başladı. 28 Kasım 1964 tarihinde bu partiye genel başkan seçilmesinin ardından, kurulmasını sağladığı ve Şubat-Ekim 1965 tarihleri arasında görev yapan koalisyon hükûmetinde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. 10 Ekim 1965'de yapılan genel seçimlerde başında bulunduğu AP, yüzde 53 oy alarak tek başına iktidar oldu. Bu seçimlerde Isparta Milletvekili olarak Parlamento'ya girdi ve Türkiye'nin 12. Başbakanı olarak hükûmeti kurdu. Bu hükûmet 4 yıl sürdü. 10 Ekim 1969 tarihindeki genel seçimlerde de Adalet Partisi yine tek başına iktidar oldu. Böylece, 31. T.C. Hükûmeti'ni kurdu. Daha sonra, parti içi bir kriz dolayısı ile, 32. T.C. Hükûmeti'ni kurmak durumunda kaldı. 12 Mart 1971 muhtırası üzerine, başbakanlık görevini bıraktı. 1971 ile 1980 arasında, 1975, 1977 ve 1979'da 3 defa daha hükûmet kurdu. 12 Eylül 1980 müdahalesi üzerine görevi bıraktı ve 7 sene yasaklı olarak siyaset dışı kaldı. 6 Eylül 1987'de yapılan halk oylaması ile yasaklar kaldırıldı ve 24 Eylül 1987 tarihinde, Doğru Yol Partisi Genel Başkanlığı'na seçildi. 29 Kasım 1987'de yapılan genel seçimlerde Isparta Milletvekili olarak tekrar TBMM'ne girdi. 20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimler sonrasında, DYP ile Sosyaldemokrat Halkçı Parti'nin biraraya gelerek kurduğu 49. T.C. Hükûmeti'nde Başbakan olarak görev aldı. 30 yaşında genel müdür, 40 yaşında önce parti genel başkanı, sonra başbakan olmuş; 12 seneye yaklaşan başbakanlık görevinde, Türkiye'nin kalkınması ve gelişmesine büyük hizmetlerde bulunmuştur. Türkiye'nin en genç genel müdürü, en genç başbakanı ve İsmet İnönü'den sonra en uzun başbakanlık yapmış kişisidir. 6 dönem Isparta Milletvekilliği yapmış, 7 sene yasaklı kalmış, 6 defa hükûmetten gitmiş, 7 defa hükûmet kurmuştur. 16 Mayıs 1993 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin 9. Cumhurbaşkanı olarak seçildi. HAKKINDA YAZILANLAR Görüntüler/ 50. Yıl Hulusi Turgut ABC Kitabevi Yayın ve Dağıtım AŞ. / Siyaset Dizisi Değerli Kitap Dostları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne 50 yıldan beri hizmet verip, ülkeye dev eserler kazandıran Cumhurbaşkanı Sayın 'le ilgili 2 ciltlik bir belgeseli, kültür hizmetine sunmanın gurur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Sayın Demirel'in 1949 yılı Nisan ayında, Elektrik İşleri Etüd İdaresi'de başlayan devlet hizmeti, 1999'da yarım asrı tamamladı. İnşaat Yüksek Mühendisi olarak Türk insanına hizmet vermeye koyulan Sayın Demirel, daha sonra Barajlar Dairesi Reisi, Devlet Su İşleri Genel Müdürü, Başbakan Yardımcısı Başbakan ve nihayet Türkiye Cumhurbaşkanı konumundaki çalışmaları ile başarasının zirvesine ulaştı. Tükiye'nin 9. Cumhurbaşkanı Sayın 7 yılık görevini 16 Mayıs 2000'de tamamlıyor. 38 yıldan beri aktif siyasetin içerisinde bulunan Sayın Demirel, bu süre içinde ülke kalkınması ve insanların mutluluğu için dev projelere imzasını attı. 2000'li yılların başında da dünya liderlerinin duayeni konumuna ulaştı. 9. Cumhurbaşkanımızı'ın görev süresi dolmadan 40 gün önce, Türkiye'yi resmen ziyaret eden Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Johannes Rau, bakınız Sayın Demirel'i nasıl tarif ediyordu: "Sayın Cumhurbaşkanı, siz modern Türkiye'nin değişim sürecini simgelemektesiniz. Siz, Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün aşamalarını yaşadınız ve uzun dönemlerde yönetmen olarak şekillendirdiniz. Siz, haklı olarak bir halk adamı olmaktan gurur duymaktasınız. Siz, inşaatçı baretini başına geçiren, eline küreği alan ve vizyonları gerçekleştiren bir politikacısınız. Almanya, Avrupa ve dünya sizi olağanüstü bir devlet adamı olarak takdir etmektedir. 20. Yüzyılın ikinci yarısında hemen hemen hiçbir Türk politikacısı ülkenin kaderine sizin kadar damgasını vurmamıştır. Mustafa Kemal Atatürk bir keresinde şu sözleri telaffuz etmiştir: Bir gezgin yalnızca yolu değil, yolun ardındaki ufku da görmek zorundadır. Siz, siyasi yolculuğunuzda daima bu ilkeyi izlediniz." Demirel Dönemi 12 Mart Darbesi 1965-1971 Cüneyt Arcayürek Bilgi Yayınevi / Cüneyt Arcayürek Açıklıyor Dizisi ... Her sayfada Cüneyt Arcayürek'in değer yargılarına katılmasanız da önemli olayların içinde soluk soluğa yaşamış bir gazeteciyle karşı karşıya bulunduğunuzu ve gazeteciliğin ne demek olduğunu anlıyorsunuz. Türkiye'nin tarihini yazmak isteyen kişi, Arcayürek'in kitaplarını incelemeden bu işi yaparsa eksik kalacaktır. -İlhan Selçuk- Demirel'in Yokluk Yılları Yavuz Donat Bilgi Yayınevi / Yavuz Donat'ın Vitrininden Dizisi Buna, "Demirel'in zor yılları" da denebilir. 12 Eylül sabahından başlayıp, siyasi yasağın kaldırıldığı güne kadar geçen dönem...
__________________
"Atatürk'ün partisi olduğunu söylüyorlar. Öldükten sonra paraların üstünden Atatürk'ün resimlerini silip İnönü'nün resimlerini koydular.." |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) | |
|
Üsteğmen
![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 06-01-2008
Konum: Dunya
Mesajlar: 592
Rep Gücü: 305
Rep Puanı : 75568
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Selam saldım Ankara'ya gitmedi
Merhamet kıl birisinden duy götür Amerika bizden kurban istemiş Kes başımı ciğerimden pay götür Ah güzelim incinmesin Çankaya Bizi toptan götür yatır bankaya Her şeyimiz helal Amerika'ya Toptan götür bizi yatır bankaya Terse döndü şu feleğin motoru Yaman teper Avrupa'nın katır'ı Kırılmasın kalbinizin hatırı Bir milleti bir çuvala koy götür Ah güzelim üzülmesin Çankaya Bizi toptan götür yatır bankaya Her hepimiz helaliz Amerika'ya Toptan götür bizi yatır bankaya Doğru giden tüm işleri sollarken Açık açık vurguncuyu kollarken Bizi toptan ahirete yollarken Tıka basa ye de bizi doy götür Ah canım bozulmasın Çankaya Bizi toptan götür yatır bankaya Biz tümümüz helaliz Amerika'ya Toptan götür bizi yatır bankaya Mahzuni bu yollar artık iradi Bak kimin kazancı kime yaradı Beş yıl evvel çiftliğinde türedi Bin kat oldu tumanını soy götür Ah güzelim üzülmesin Çankaya Bizi toptan götür yatır bankaya Helal olsun varlığımız Amerika'ya Toptan bizi götür yatır bankaya Asik Mahzuni Serif
__________________
![]() Bir Çılgın Kemalist Doğar... ____________________ 27 Mayis Kemalist Ihtilali gerceklestiren Kemalin Askerlerine selam olsun. Darisi is-birlikci mevcut hukumetin basina... |
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Üsteğmen
![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 06-01-2008
Konum: Dunya
Mesajlar: 592
Rep Gücü: 305
Rep Puanı : 75568
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER..
22 Temmuz 2007 Seçimlerinin sonuçları çoğumuz için bir süpriz oldu. En kısa tabirle "kemalizm düşmanı" AKEPE %46 küsür oyla seçimlerden büyük bir zaferle çıktı. Bu sonuçların değerlendirmesinde akıl, mantık, bilimsel yaklaşım kıstaslarını pek fazla kullanmayacağız. İktidar partisi %25'lerde bir oy alsaydı bunu tam bağımsız olmayan ülkelerdeki "demokrasi" kandırmacasının bir ürünü olarak değerlendirebilirdik, muhafeletin yetersizliğini ve ekonomik ve siyasi anlamda tam manasıyla Atatürkçü bir alternatif olamadığını öne çıkarabilirdik, başka başka değerlendirmeler yapılabilirdi. Ama bu mevcut sonuçlarda ilk başta yapılması gereken yorum şudur ki, bu seçim sonuçları Türkiye'de oy kullanan seçmenin nerdeyse yarısının akıl ve ruh sağlığının ciddi derecede bozuk olduğunun acı bir göstergesidir. Türkiye'deki seçmenin ruh halini, sağlıklı düşünme yetisini olağanüstü derecede bozan şey ise emperyalizmin temelini oluşturan kapitalist sistemin toplumda yarattığı travmadır. Artık bu travmanın korkunç boyutlara ulaştığını söylemek mümkündür. Toplum korkmamız gereken asıl şeyin korkularımız olduğunu bildiği halde seçim günü korkularına teslim olmuştur. Bu seçim sonuçlarını "milli iradenin tecellisi" olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Çünkü hiçbir milli irade, kendisinin yok oluşunu onaylayamaz. Bu seçim sonuçlarının milli iradenin yarısının erozyona uğrayıp, yok olma tehlikesiyle karşılaştığı yorumu isabetli olacaktır. Türk Milleti olmanın bilinci ve sorumluluğuyla hareket eden vatandaş sayısının çok büyük oranda azaldığını görmekteyiz. Seçimler açısından Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti bu sonuçlar açısından güç tehlikeli bir tabloyla karşı karşıya kalmıştır ama Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti teslim olmamıştır ve olmayacaktır da. CELLADINA AŞIK OLMAK Seçim sonuçlarının değerlendirilmesinde "akıl, mantık ve bilimsel yaklaşımla" izah edemediğimiz neticeler aslında bir tür celladına aşık olan toplum sendromudur. Kendisini içinde bulunduğu çıkmaza iten, yoksulluğa mahkum bırakan, kendini milli kimliğinden soyutlayan, kendisini Cumhuriyetin vatandaşı olmaktan cemaatin müridi, ağanın marabası, beyin yanaşması konumuna iten; "ülkeyi pazarlayan", stratejik düşmanlarla gizli/açık anlaşmalar imzalayan ve onlarla işbirlikçiliği içerisinde olduklarını marifet gibi anlatan, ecdadının uğruna kanlarına akıttığı toprakların bölünme projelerinde görev alan, işgalci emperyalist güçlere destek olan ve dolayısıyla sadece ülkemizdeki değil komşularımızda ve tüm ezilen dünyadaki vicdansızlığa aracı olan, İslam'ı emperyalizmin kontrolünde evcilleştirme, siyasallaştırma ve dejenere etme görevini üstlenip buna rağmen utanmadan halkın saf din duygularını istismar eden, laikliği ortadan kaldırmaya çalışan, kendi milli kaynaklarını "sata sata bitiremeyen" ve halkın sırtından yandaşlarını ve büyük sermayedarları zengin eden, yolsuzluklarla vurgunlar yapan bir iktidarın; -kapitalist sistemin kuralları, süreci ve işleyişi dahilinde olsa bile- koyduğu sandıktan bu denli güçlenerek çıkmasının başka bir izahı olamaz. Bu düpedüz celladına aşık olmaktır. Fakat gerçeğin farkında olan Türk Milleti; celladına aşık olan "patetes milletinin" seçtiği partinin iktidarına boyun eğmeyecektir. O yine kendi karakterine yerleşmiş kahramanlığı gösterecek, "Şu Çılgın Türkler" yine sahneye çıkacak ve bu oyunu bozacaktır. Çünkü bizler için ölçüt emperyalizmin ve onların uşaklarının, medyasıyla yönlendirdiği, devletin maddi imkanlarını kullanarak satın aldığı, korku ve tehditlerle rehin aldığı seçmenin umutsuzluk ve korku içerisinde kullandığı oy değildir; bizim için ölçüt sandıktan güçlenerek çıkan "Tek Kurtuluş Yolunun Kemalist Devrim" olduğu fikridir. Başından beri tam bağımsız olmayan bir ülkede, halkın yanıltılmaya, kandırılmaya, ezilmeye ve eğitimsiz bırakılmaya mecbur bırakıldığı bir düzende seçimler asla özgür halk iradesini yansıtmaz ve asla milli iradenin tecellisi değildir tezini savunuyorduk. Bu seçimlerde de netekim öyle olmuştur, kazanan emperyalistler ve onların uşakları ve yandaşları olmuştur. Türkiye Cumhuriyetinin vatanı ve milletiyle bölünmez bütünlüğü tehlikeye girmiş, Türk Milleti sefalet içerisinde Türk Düşmanı koalisyonun yemi olmaya güçlü bir aday haline gelmiştir. Oy veren (%7'lik kemalizm düşmanını saymazsak) %40'lık yönlendirilmiş, aldatılmış kalabalık da bu hatalarının bedelini Türk Milleti ile birlikte ödeyecek ve o zaman belki "akılları başlarına gelip" Türk Milleti olduklarını anımsayacaklardır. Bu seçim sonuçlarıyla, Kemalist rejimin son kazanımları da yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalınmıştır. Yoksulluğun ve dış güçlerin dayattığı muhafazakarlığın toplumda artışı o toplumun bu sonuçlardaki gibi büyük çoğunluğunun Türk Milleti olmaktan patetes milleti daha doğrusu patetes ümmeti olmaya yöneldiğini göstermektedir. Halen direnmekte olan Türk Milleti ise bu sonuçlarla yıldırılmaya çalışılıcak ve tamamen Türk Milleti milli bilinç olarak yok olduğunda ise tam sömürge haline geleceğiz. Plan böyle olsa da Türk Milleti üstte de belirttiğim gibi bu sonuçlara teslim olmayacak ve halkını tekrar kazanacak ve bu toplum "titreyip kendine dönecektir." İşte bu dönüşün tek yolu kemalist kuvvetlerin iktidarı ele geçirmesidir. KEMALİST KUVVETLER NE YAPMALI? 1947'den beri yani emperyalistlerle anlaşma sürecimizden bu yana Türk Milleti bu mahkus talihiyle hep karşı karşıya kalmış idi. Sahneye o dönem çıkan aktör yani pro Tayyip; Adnan Menderes tıpkı şimdiki iktidar gibi 1950 seçimlerde güçlü bir biçimde iktidara geldi. Hemen hemen aynı ideolojik zeminde icraatlarda bulundu. Bunlar kemalist devrimi aşama aşama yok etmek için, emperyalistlerle işbirliği yapmak; irticayı devlet ve toplum katında güçlü bir akım haline getirmek ve ülkeyi emperyalistlerin güdümüne-projelerine bırakmak. Adnan Menderes'in kemalizm düşmanlığı tıpkı bugünkünün muadili olan "satılmış, rehin alınmış, kimliksizleştirilmiş akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayan" toplumdan %57 oranında bir teveccüh gördü. Eğer bu sonuçlar karşısında kemalist kuvvetler teslim olsaydı ve Adnan Menderes'in Türkiye Cumhuriyeti'nin yıkılışı anlamına gelen icraatlarına seyirci kalsalardı bugün kimbilir hangi karanlık çağda ve hangi yokluklar içerisinde kalmış olacaktık ve hangi zor mücadeleler vermekle uğraşacaktık. Türk Milletinde özellikle vatansever kuvvetlerin Cumhuriyet öncesine dayanan, ilk Türk Devletlerinden bu yana var olan "bağımsızlık" "halkçılık" duygusu bizi bugünlere kadar yaşatan duygu olmuştur. Örneğin Namık Kemal, padişahın zulmüne ve gericiliğine karşı zindanlara düştüğünde "Felek hertürlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin, dönersem kahbeyim millet yolunda azimetten" demeseydi, İngiliz emperyalizmi ve Türk Milletinin işgali ve esaretine ve Padişahın-Halifenin gericiliğine direnen Mustafa Kemal hakkında idam kararı verildiğinde bile yılmayıp "Ya İstiklal Ya Ölüm" demeseydi bugün iftiharla anacağımız bir tarihimiz ve böylesine gururla sahipleceğimiz kahramanlarımız olmayacaktı. Emperyalizm ve onların işbirlikçisi gericiler hünerlerini gösterdiler ancak şu bir gerçektir ki Kemalist Kuvvetlerin azmi ve kararlığı Türk Milletinde yankılandığı zaman bunun karşısında hiçbir güç duramaz. Nitekim Menderes duramadı. O'nu aldığı oylar kurtaramadı. Çünkü vatana, millete ve Atatürk'ün üstün kişiliğinde bütünleşen kemalizm ideolojisine düşmanlığın bir bedeli her zaman vardır ve var olacaktır. Son kemalist Türk kalana kadar da bu artık tarihe mal olmuş kanun işleyecektir. Yeni Menderes bunun bilincinde midir, değil midir bilmiyoruz fakat bu vatan, bu Cumhuriyet ve bu mahkus talihe terkedilen yoksul bırakılan, milli kimliği tehditle, parayla satın alınmaya çalışılan Türk Milleti için vicdanında ve omzunda hem Türk olmanın hem insan olmanın hem de Atatürk'ün Çocuğu olmanın sorumluluğunu taşıyanlar Yeni Menderes'lerin eskisine çok benzediğinin bilincindeler. Ve Yeni Menderes'i tahtından kemalizm ideolojisinin ilkelerinin rehberliği ve öncülüğünde indirmek için elinden gelen cesareti ve fedakarlığı göstermekte tereddüt etmeyecektir. Menderes gibi gelenler, Menderes gibi gitmez ise; mevcut düzen birbaşka işbirlikçi bulup "yola devam" edecektir. Görünen o ki sandık demokrasisiyle Yeni Menderes'in gitmesi zordur, zaten doğrusu da milli egemenliğin gerekli kıldığı gibi, gitmesi gerektiği gibi, hesaplarını vererek gitmesidir. Yerine Cumhuriyet ile yoğrulmuş bir toplumun "akıl ve ruh sağlığı bozulanlarının" tümünün Türk Milletine kazandırılması da ancak devrimci radikal tutumla olur. Türkiye Cumhuriyeti karşılaştığı olağanüstü krizleri Ordu-Millet beraberliğiyle alt etmiştir. 19 Mayıs budur, 27 Mayıs budur, 28 Şubat budur ve 27 Nisan budur! Bunların hepsi ilerici Atatürkçü hareketler ve müdahalelerdir.Bulunduğumuz noktada El-Tayyeap'in atadığı ABDullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığına ve bu zihniyetin iktidarına karşa milyonların meydanlarda ve TSK'nın da internette verdiği bir muhtıra vardır. Bu muhtıra hala geçerliliğini sürdürmektedir. El-Tayyeap tosladığı duvardan sonra kendisini dostlarının yardımıyla toparlayıp yeni bir kimlikle kamuoyunun karşısına çıkmış gibiyse de bunun özünde bir takiyye olduğu açıktır. Şu aşamada en önemli şey Çankaya gibi önemli bir kalenin Cumhuriyet yıkıcılarına, Vatan parçalayıcılarına, ABD görevlilerine teslim edilmemesi için gösterilmesi gereken dirençtir. Ne Türk Milleti ne kahraman ordumuz bu noktadaki duruşundan zerre ödün vermemelidir. Düşmana mevzi hediye edilerek hiçbir savaş kazanılmaz. Bizi bu noktada seçim sonuçları bağlayamaz çünkü seçimde Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığı oylanmadı zaten oylanamaz da ama Cumhurbaşkanlığının bu zihniyete teslim edilmesi demek Türkiye Cumhuriyetinin varlığını tarihinin en büyük tehlikesine sokacak olan bir gelişme olacaktır. Atatürkçülerin muhalefeti derhal en şiddetli haliyle tekrar başlamalıdır. Mücadelemiz artık çok daha anlamlı ve devrimci boyut kazanmıştır. Meydanlarda yükselen ulusalcı birikim, meydanların taleplerini karşılayamayan siyasi partilere kanalize edilmeye çalışılıp, seçimlere yöneltilmesi, mücadelenin onların sahasına çekilmesi ve pasifize edilmesi anlamına gelmiş ve bu da bir yenilgi oluşturmuştur. Halbuki mücadelemiz başından beri ilkesel olarak kemalist devrimci bir mücadeledir. Sonıuç da ancak bir devrim ile alınacaktır. Bundan sonra Atatürkçüler bu anlayışla hareket etmelidir. Gün Atatürk'ün Gençliğe Hitabesini iliklerimizde hissetmemiz gereken gündür, işte milyonlarca vatansever Atatürkçü bunu yaptığı zaman "Geldikleri gibi gideceklerdir"
__________________
![]() Bir Çılgın Kemalist Doğar... ____________________ 27 Mayis Kemalist Ihtilali gerceklestiren Kemalin Askerlerine selam olsun. Darisi is-birlikci mevcut hukumetin basina... |
|
|
|
|
Reklam Vermek için ressam@gmail.com Adresine e-mail gönderiniz For Advertising contact ressam@gmail.com |