# K A P A T #
ForumNeuro


Geri Git   ForumNeuro > Kültür - Sanat - Tarih - Biyografi - Şiir > Benim Memleketim
Kayıt S.S.S Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Benim Memleketim Burada kendi şehrinizi, kasabanızı, köyünüzü tanıtabilirsiniz


Yanıtla
 
Forum Araçları Görüntüleme Biçimleri
Eski 17-04-2008, 13:45   #1 (permalink)
siyaset
Orgeneral
 
siyaset's Avatar
 
Giriş Tarihi: 19-05-2007
Konum: BÜTÜN VATAN TOPRAĞI
Mesajlar: 3,616
Rep Gücü: 3078
Rep Puanı : 765738
siyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımaz
Varsayılan Karadeniz deyince.. TRABZON..

Trabzon genel tarihi , --
Trabzon gerçeğine bir dalış yaparak, hem Trabzon'la hem de kendimizle ilgili çok şey öğrenebiliriz.
Türkiye aslında kendini tanımıyor. Herkes kulaktan dolma birtakım sözlerle veya kafasına nasıl girdiği belli olmayan önyargılarla hareket ediyor. Oysa herkes kendini, topraklarının geçmişini, buradaki kültürel yapıyı tanısa, hem bugününü hem de geleceğini daha iyi anlayacak. Üstelik zamanın nasıl akıp gittiğini, her şeyin ne kadar kolay değişime uğradığını, geçmişle gelecek arasındaki ince geçişin nasıl pamuk ipliğine bağlı olduğunu görecek, belki de geçmişten ders alarak, geleceğini ona göre kuracak.
Bugün birisine Trabzon ile ilgili bir şey sorsanız, çok az şey bilir. Trabzon denince akla ilk gelen hamsi, fıkra, kemençedir. Hamsi, fıkra, kemençe gerçekten de Trabzon kültürünün çok önemli bir parçasıdır. Ancak Trabzon gerçeği bu boyutun çok ötesindedir. Üstelik bu boyutu çoğu Trabzonlu da bilmez. Oysa Trabzon'un kuruluşu İstanbul ve Roma kadar eski, kimine göre daha da eskidir. Böylesine köklü tarihi olan bir kenti tanımamak büyük bir kayıptır.

Trabzon Antik Yunan döneminde, tahminen M.Ö. 700 yıllarında, Yunanlılar tarafından kurulmuş bir kent. Yunancadaki ilk adı Trapezus'tur ve bugünkü Trabzon adı da bu sözcükten türemiştir. Trabzon adının en az 2700 yıllık bir geçmişi var.
Yunanlılardan önce bölgede Makronlar, Skitenler, Kolkler, Driller gibi Yunan olmayan bazı kültürler yaşadı. M.Ö. 400 yıllarında Trabzon'u ziyaret eden Sokrates'in öğrencisi Zenofon'un günlüklerinde bu halkların adı geçer. Ne yazık ki, akıbeti belirsiz bu kültürler hakkında, günümüze ulaşmış çok az bilgi bulunuyor.
Trabzon kurulduktan bir süre sonra Perslerin, daha sonra da Romalıların egemenliğine girdi. Pers egemenliğinde Trabzon, Pers ve Yunan kültürlerinin ilginç bir kaynaşmasını yaşadı. Bölgenin "Pontus toprakları" olarak anılması da bu dönemde başladı.


Bizans döneminde de gariplikler sürdü. Çünkü Trabzon, önceleri Bizans İmparatorluğu'nun bir parçası gibi görünse de, Trabzon Rum İmparatorluğu adı altında özerk bir yapıya kavuştu. Hatta Bizans'la, savaşı bile göze alarak, ciddi bir rekabet içine girdi. Trabzon Rumları, hem coğrafi yakınlık hem de stratejik çıkar nedeniyle, doğudaki Gürcülerle ve güneydeki Türkmen beylikleriyle sık sık işbirliği yaptılar. Bu işbirliği, Trabzon İmparatoru Komnenos'un, kızlarını ve kız kardeşlerini, Türkmen olan Akkoyunluların liderleriyle evlendirmesi noktasına kadar vardı.
Trabzon'un bir Laz kenti olduğunu sanan çoktur. Oysa Trabzon hiçbir zaman Laz kenti olmamıştır. Lazlar, yani, Rumca ve Türkçe ile ilgisi bulunmayan bir dil olan Lazcayı konuşanlar, bugünkü Rize ve Artvin bölgelerinde yaşadılar. Sonradan Trabzon'a göç edip yerleşen Lazlar olduysa da, hiçbir zaman, kent nüfusunun çoğunluğunu oluşturmadılar.
Her alanda Bizans'a meydan okuyan Trabzon'dan önemli teoloji ve felsefe uzmanları çıktı. Fatih Sultan Mehmet ise Trabzonluları İstanbul'a sürdü.
Geçen haftaki yazıda, Türkiye'nin kendisini tanımadığını, bir örnek olarak Trabzon gerçeği incelendiğinde hem kendimizle hem de Trabzon'la ilgili çok şey öğrenebileceğimizi, zamanın nasıl akıp gittiğini, her şeyin ne kadar çabuk ve kolay değiştiğini vurgulamıştık.
Trabzon'un M.Ö. 700 yıllarında, Yunanlılar tarafından kurulduğunu, daha sonra Pers ve Roma egemenliği altına girdiğini, Bizans döneminde Trabzon'un özerkliğini ilan ederek Bizans ile rekabete girdiğini, sık sık doğusundaki Gürcülerle ve güneyindeki Türkmenlerle işbirliği yaptığını, onlarla akrabalık ilişkileri içine bile girdiğini belirtmiştik. Tabii Trabzon ile Bizans arasındaki rekabet sadece toprak ve ticaret kaynaklı değildi. Trabzon, entellektüel birikim açısından da Bizans'ın gerisinde değildi. Örneğin Trabzon kökenli Georgius, Plato ve Aristoteles'in felsefelerini çok ayrıntılı biçimde incelemiş, kitapları Avrupa'da büyük yankı uyandırmış, dönemin önemli teoloji ve felsefe uzmanlarından birisiydi.
Ortodokslarla Katolikler arasında birlik sağlanması yolunda çalışan ve bu nedenle Ortodoks Bizans'tan büyük tepki gören Johannes Bessarion da yine Trabzonludur. Plato uzmanı Bessarion, 750'yi aşkın kitabı içeren kütüphanesini, ölmeden önce Venedik'e bağışlamış, bu kitaplar ünlü "Marciana Kütüphanesi"nin çekirdeğini oluşturmuştu. Beş yıl boyunca Bolonya'yı yöneten Bessarion, Katolik dünyasında o kadar etkili bir konuma gelmişti ki, Papa 5. Nikolas öldüğünde, Papalık için aday gösterilmiş, ancak son anda bu makamı başkasına kaptırmıştı.
Fatih Sultan Mehmet, Trabzon'un Bizans'a meydan okumaya varan gücünden çekindiği için mi, yoksa bu gücü kendi yanına çekmeyi akıl edemediğinden mi bilinmez, 1461'de Trabzon'u aldığında, ilk iş olarak, buradaki Rumların yaklaşık üçte birini sürdü, mallarına da el koydu. Üstelik sürgün politikası Fatih'ten sonra da devam etti. Osmanlı kayıtlarına göre, bölgeden sürülen kişiler 19 bine ulaştı, çoğu İstanbul'a, Yeniköy, Arnavutköy, Balat ve Fener bölgelerine gönderildi. Sürülenlerin yerine ise, Niksar, Amasya, Ladik, Çorum, Merzifon, Tokat, Samsun gibi yerlerden Müslümanlar yerleştirildi. Bu sürgün politikasından sonra, Trabzon ve çevresinde kalan Rumların çoğunluğu hem topraklarını ve mallarını korumak, hem de daha az vergi ödemek için, Müslümanlığa geçtiler. 1800'lerin sonlarına gelindiğinde, Hıristiyan Rumlar, kent nüfusunun sekizde birini, çevre kasaba ve köyler de katıldığında, bölge nüfusunun beşte birini oluşturuyordu.
Ancak her şeye rağmen Trabzon, Osmanlı döneminde de önemini korudu. Nitekim Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim Trabzon valisiyken, kendisini, edebiyat ve bilim alanlarında burada geliştirdi. Trabzon'da doğan ve 25 yaşında imparatorluğun başına geçen oğlu Kanuni Sultan Süleyman da burada yetişti.
Trabzon 20. yüzyılın ortalarına kadar entellektüel birikimi yoğun bir kültür kenti olmayı sürdürdü. Bir eski Trabzon'u düşünün, bir de bugünkü Trabzon'u! Çağrımız Trabzonlulara!
Kendimizi tanımak amacıyla bir örnek olarak ele aldığımız Trabzon maceramıza devam ediyoruz. Daha önce, M.Ö. 700 yıllarında Yunanlılar tarafından kurulan Trabzon'un köklü tarihini anlatmaya çalışmış, bu arada Trabzon'un İstanbul ile, yani dönemin Bizans'ı ve Konstantinopolis'i ile rekabeti konusunda örnekler vermiştik. Ayrıca Osmanlıların Trabzon'u ele geçirdikten sonra on binlerce Trabzonlu Rumu sürgün ettiğini, ancak buna rağmen, Trabzon'un önemini koruduğunu vurgulamıştık.
Osmanlı'dan önce, ağırlıklı olarak Rum kültürünü temsil eden, ayrıca azınlık kültürü olarak içerisinde Ermeni ve Ceneviz kültürlerini de barındıran Trabzon, coğrafi yakınlık nedeniyle, çevresindeki Gürcü, Laz ve Türkmen kültürleriyle de etkileşim içerisinde olmuş, ortaya gerçekten ilginç bir sentez çıkmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Trabzon, ticari potansiyeli, entellektüel birikimi ve çok kültürlü kozmopolit yapısı açısından, İstanbul, Selanik ve İzmir ile birlikte, Trakya ve Anadolu bölgesinin en önemli kentiydi. Trabzon, yüzölçümü ve nüfus açısından İstanbul'dan çok daha küçük olmasına rağmen, sosyal ve kültürel yapısı itibarıyla, adeta bir "mikro - İstanbul"u andırıyordu.
Öyle bir Trabzon düşünün ki, 1840'lı yıllarda Marsilya ile arasında direkt gemi seferleri bulunmaktaydı. Aynı dönemde Trabzon'da ABD'nin, İngiltere'nin, Fransa'nın, İtalya'nın başkonsolosluğu bulunmaktaydı. Cumhuriyetin ilk yıllarında bu kentte çıkan süreli yayınların sayısı 57 idi (Bu sayı Rize'de 1, Gümüşhane'de 1, Giresun'da 14, Ordu'da 11, Samsun'da 17'dir). Yine aynı yıllarda Trabzon'da opera, tiyatro binaları bulunmakta, sinemalarda sessiz filmler ve Kurtuluş Savaşı belgeselleri gösterilmekte, ana meydandaki restoranlarda piyano resitalleri verilmekteydi.
Başka bir örnek: Eğitimci - yazar Hıfzırrahman Raşit Öymen ve Pertev Subaşı gibi kişiler, 1921 yılında, Türkiye'nin en eski spor kulüplerinden birisi olan Trabzon İdman Ocağı'nı kurmuşlar, bu kulüp 1924 Paris Olimpiyatları'na bile sporcu göndermiştir. Mustafa Kemal başkanlığında 1923'te toplanan bir Bakanlar Kurulu toplantısında da, Avrupa'daki futbol birliklerine üyelik konusunda üç ilden kulübün seçilmesi önerilmiştir: İstanbul, İzmir ve Trabzon. (Trabzonspor efsanesi gökten zembille inmemiştir!)
Türk aydınlarının önemli bir bölümünün de Trabzonlu olmaları tesadüf değildir. Yazar - ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu, yazar - edebiyatçı Sabahattin Eyüboğlu, ressam Orhan Peker, yazar Hasan İzzettin Dinamo, siyasetçi - yazar Bahriye Üçok Trabzon'da yetişmiş Trabzonlu aydınlardan sadece birkaçıdır.
Peki ya şimdi? Üç haftadır anlatmaya çalıştığımız eski Trabzon'u düşünün, bir de bugünkü Trabzon'u düşünün. Her şeyin ne kadar çabuk değişebileceğini, geçmişimizi tanımakta ve geleceğimizi kurmakta ne kadar umursamaz davrandığımızı düşünün.
Trabzon kenti layık olduğu noktaya mutlaka gelmelidir! Bu Trabzonlulara, Trabzon kökenlilere yapılmış bir çağrıdır!
Not: " Bir Tutkudur Trabzon " (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1997) ve "Seyahatnamelerde Trabzon" (Serander Yayınları, Trabzon, 1999) kitaplarının okunmasını öneririz.
Rize il sınırı yakınlarında yapılan sondajlarda ele geçen buluntular ,Kalkolitik çağla tunç çağında (İ.Ö. 5500-1000) bu yörede insanların yaşadığını göstermiştir .İlk çağlarda Khalybllerin yurdu olna bu yörede Miletoslular İ.Ö. 7.yy.da bir ticaret kolonisi kurmuşlardır .Aynı yüzyılda bölge Kimmerler tarafından yağmalanmıştır .İ.Ö. 6 yy.da Perslerin hakimiyetine giren bölge Pontus Kapadokyası adı verilen satraplık sınırları içinde yer almıştır .İ.Ö. 66 yılında Roma yönetimine giren bölge once Pontus Polemoniacus ,sonrada Galatia Kappadokhia adlı yönetsel sınırlar içinde yer aldı .
Bizans döneminde Khaldia Themasına bağlandı .Konstantinapolis’in Latinler tarafından işgal edilmesi üzerine Komnenos hanedanı ,1204 yılında Gürcü kraliçesi Tamara’nın yardımıyla bu bölgede Trabzon Rum imparatorluğunu kurdu .
Trabzon Rum imparatorluğu (Pontus Devleti)
Aleksios Komnenos (1204-1222) ilk imparator ilan edildi .Onun ardından yabancı hükümdarlas evliliklere dayalı ittifaklar kurarak öbür Bizans ailelerinde daha uzun sürte ayakta kaslmayı başardılar .Kısa süreli Anadolu selçukluları ilhanlılar ve Nikaia imparatorluğunun egemenliğine giren Trabzon imparatorluğu barışçı bir politika izleyen 1.Manuel döneminde 1238-65 Trebizond limanının önemli bire ticaret merkezi haline gelmesi sayesinde güçlendi .Ama 2.İoannes döneminde(1280-85)Giresun ve Ordu yörelerini ele geçiren Türkmenlerinm küçük beylikler kurmasına engel olamadılar .2.Aleksios döneminde (1297-1330)Karadeniz ticaretini ele geçiren Cenevizliler Trabzon yönetimi üzerinde etkin oldular .1.beyazıd’ın 1398’de Samsun ve Canik’i almasının ardından Osmanlılara yıllık vergi ödemek zorunda kaldılar.David Komnenos (1458-1461) döneminde vergi ödemenmediği gibi önceden ödenen vergilerde geri istendi .David Komnenos’un Avrupa’daki büyük devletlere ittifak önerişsinde bulunması üzerine Osmanlılar bölgeyi 1461’de aldılar .
Trabzon imparatorluğunun zenginlik kaynakları gümüş demir şap kumaş ve siyah şarap gibi yerel ürünlerin ihracına ve Batı İran’a yapılan transit ticaretten alınan vergilere dayanıyordu .
Trabzon ve Lazistan Osmanlı yönetiminde
2.Mehmed ‘in (Fatih) Trabzon imparatorluğu üzerine yaptığı sefer sonunda fethettiği Trabzon bir sancak olarak örgütlenmiş ve uzun yıllar şehzade sancağı olarak önemini korumuştur .16.yy.da ise Batum’uda içine alan bir eyalete dönüştürülmüştür .Batum eyaleti olarakta bilinen bu yönetim biriminin merkezi Trabzon’dur .Eyalet topraklarına bir Oğuz boyu olan Çepniler yerleştirilmiş ve yerli halk bu yüzden 18.yy.la kadar bunlarla çatışmıştır .Merkezi yönetim olayları engellemek üzere Trabzon Beylerbeyliğine yerli ayandan mütesellimler atamış ama bunlar güçlendikçe merkezi yönetime başkaldırmışlardır .1868’de vilayet olan Trabzon’a merkez sancağı dışında Lazistan ,Gümüşhane ,Canik (Samsun) sancakları bağlıydı .1890’da merkez sancağı Ordu ,Giresun, Tirebolu ,Görele ,Vakfıkebir ,Sürmene ve Akçaabat ,Canik sancağı Bafra ,Ünye ,Fatsa ,Çarşamba ,ve Terme , Lazistan sancağı Rize ,Of ,Atina (Pazar ) ve Hopa ,Gümüşhane sancağı da Torul ,Kelkit ,Şiran kazalarını kapsıyordu .
Trabzon kıyıları 17.yüzyılda Zaporojye Kazaklarının saldırısına uğrayıp yağmalanmıştı .Osmanlı dönemi boyunca bölge Celali ayaklanmalarına sahne oldu .Yerel Beyler ,halkla beraber 1834 tarihine kadar Osmanlı merkezi yönetiminden ayrılmak için defalaca isyan ettiler ama hepsi çok kanlı yöntemlerle bastırıldı .
1810’da Rusların saldırısına uğrayan bölge ,1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sonucunda Kafkas göçmenlere ev sahipliği yaptı .1895’de bir Ermeni ayaklanmasına sahne oldu .20.yy başlarında Rumlar ve Ermenilerin’de bulunduğu şehrin nüfusu 1 milyondan fazla idi .1.Dünya savaşının başlarında Rus donanması Trabzon kıyılarını bir çok kez bombaladı .18 Nisan 1916 tarihinde ise Rabzon neredeyse tümüyle Rus’ların eline geçen ve halkının bir bölümü başka bölgelere göç eden yörede Rum Pontos ve Ermeni çeteleri ,1917 Ekimindeki Sovyet devriminden sonar çekilen Rus ordusunun yerini aldı .Trabzon 24 Şubat 1918’de 37.tümen tarafından bu çetelerin işgalinden kurtarıldı .Mondros Mütarekesinden sonar Pontos çetelerinin eylemlerinin artması üzerine Trabzonlular Trabzon Muhafazai Hukuk-i Milliye Cemiyetini kurdular .Kurtuluş savaşı sırasında Trabzondaki önemli olaylardan biride Türkiye Komünist Partisinin (TKP ) önderi Mustafa Suphi,karısı ve 13 arkadaşının öldürülmesidir .
Trabzon’un yapısı
Trabzon kenti İ.Ö. Miletos’lu balıkçıların Karadeniz kıyısında kurdukları ticaret kolonilerinden biridir .Miletoslular kente Yunanca masa anlamına gele ‘trapeza’ sözcüğünden türettikleri Trapezous adını vermişler bu ad zamanla Trapezunda ,Trapezund ve Trabzon’a dönüşmüştür .
13.yy.başlarında kurulan Trabzon imparatorluğu Anadolu Selçukluları ve Timur’un kuşatmalarına direnmiştir .Yavuz Sultan Selim şehzadeliği sırasında burada sancak beyliği yapmıştır . 1867 yılında çıkan bir yangından şehir önemli ölçüde zarar görmüştür .19.yüzyılda 35.000 kişilik şehir merkezi nüfusunun yarısı Rumlar ve Ermenilerden oluşuyordu .Cumhuriyetin ilk yıllarında ise ancak 20.000 kiş,1950 de ise 33.900 kişidir .Günümüzde , merkez nüfusu 220.000’e ulaşmıştır.

TRABZON'UN TARİHİ , tarihi, trabzon , hakkında, şehir, yapılar, kültür, eski trabzon

Trabzon şehri ve bulunduğu bölge hakkında bilgi edinebildiğimiz en eski kaynak Ksenophon'un Anabasis adlı eseridir. Ksenophon bu eserinde, babası Dareios'un ölümünden sonra Pers İmparatoru olan kardeşi Artakserkes II. ye karşı isyan ederek paralı askerlerden oluşan bir ordu ile M.Ö. 401 yılında Sardes (sahili)'den yola çıkan Batı Anadolu Valisi Kyros'un Babil yakınlarındaki Kunaksa'da İmparatorun ordusu ile karşılaşıp yapılan savaşta yenilerek öldürülmesini ve orduda sayıları onbin kadar olan paralı Helen askerlerinin geri dönüşlerini anlatır. On binler diye adlandırılan paralı Helen askerleri, Doğu Anadolu'yu güney-kuzey istikametinde boydan boya geçerek Karadeniz sahillerine ulaşmak, buradan da deniz yolu ile memleketlerine dönmek üzere yola çıkarlar. Paralı askerler arasında olan Ksenophon bize bu tarihi olayın yanısıra geçtiği bölgeler ve orada yaşayan halklar konusunda da bilgi verir.
On binler dönüş yolunda Erzurum'un kuzeyine düşen ve Osmanlı belgelerinde Taveli olarak adlandırılan Taoklar'ın ülkesinden geçerek Khalybler'in memleketine varırlar. Khalbler, On binlerin geçtiği topraklardaki en savaşçı halk olduğu için, Helenler onların ülkesinde yağma yapmamış ve Taoklar'dan yağmaladığı yiyeceklerle idare etmek durumunda kalmışlardı.
Khalybler'in ülkesinden geçip Harpasos (Çoruh) nehrine ulaşan On binler, buradan Skythenler'in (İskitler) ülkesine girip bir ovada 4 günde yaklaşık 100 km ilerleyerek köylere varırlar. Bu köylerden erzak temin eden On binler, Gymnnias adındaki (Bayburt veya yakınlarında) bir şehre ulaşırlar.

Şehrin valisi onlara, düşman memleketlerden gelebi1meleri için bir kılavuz verir. Kılavuz Ksenophon ve arkadaşlarını beş gün içinde denizi görebi1ecekleri bir yere götüreceğini söyler ve yola çıkarlar. Düşman memleketine gelince, kılavuz, askerlerden orasını ateş ve kılıçla tahrip etmelerini ister. Beşinci gün Thekhes adındaki dağa vardıkları zaman denizi görmek için dağa tırmananların haykırışları arkadan gelenler arasında paniğe neden olmuştu. Çünkü yağmalayıp yaktıkları memleketin adamları onları takip ediyordu. Bunlarla artcılar arasında çatışma çıkmış, bir kaçı öldürülmüş, birkaçı da esir edilmişti.

İlerleyen her birlik önde bağıran askerlerin yanına vardıkça ve orada kalabalık arttıkça bağrışma da artıyordu. Bunun önemli bir nedeni olduğunu anlayan Ksenophon hemen atına binerek ve yanına süvarileri alarak yardıma koştu. Fakat biraz sonra askerlerin "Deniz! Deniz!" diye bağırdıklarını ve geriden gelenleri acele etmeye teşvik ettikleri anlaşıldı. Herkesi bir sevinç kaplamıştı. Askerler hemen taş toplayarak yığdılar ve bu yere bir abide diktiler. Daha sonra hediyeler verilen kılavuz Hellenler'e konaklamaları için bir köy ve Makronların memleketine giden yolu gösterdikten sonra akşam üstü memleketine dönmek üzere uzaklaştı.

Bölgenin coğrafi yapısını iyi bilmenin verdiği cesaretle, Ksenophon'un bölgede varlığından bahsettiği halklara ait bölgelerin sınırlarını çizebi1mek için anlatılanları değerlendirdiğimiz zaman kılavuzun Gymnias'tan sonra kuzeydoğu istikametinde ilerleyip bu gün Soğanlı geçidinin olduğu bölgeden dağlara çıktığını söyleyebiliriz. Kılavuzun daha kısa olan Hart (Aydıntepe)-Kemer geçidi yolunu tercih etmemesinin nedeni Ksenophon'un da yazdığı gibi Skythenlerin düşmanlarına ait köyleri tahrip ettirip yağmalatmak idi. Ksenophon'un adını vermediği ve Bayburt ile İspir bölgesinde yaşayan Skythenlerin düşmanı olan halkın Strabonun M.S.18 yılında yazdığı Coğrafya adlı eserde bahsettiği Heptakometler veya komşusu Byzerler ya da onların Strabodan dört asır evvel bölgede yaşayan ataları olması kuvvetle muhtemeldir.

Gymnias'dan aldıkları kılavuz, bu halkın Soğanlı Dağları'ndaki köylerini yağmalattıktan sonra Ksenephon ve arkadaşlarına bugün de bir bölümü hala kullanılan yolu izletir. Batıya yönelip Soğanlı geçidinin batısındaki Kemer Dağı'nın kuzey eteklerinden geçirerek 5. günde denizi görebilecekleri Thekhes (bugünkü Madur) Dağı'na ulaştırır.

Kılavuzun dönüş yolunda, düşman arazisinden kendi memleketine bir gecelik yürüyüşle ulaşabilmesi, dönüş yolunda daha kısa olan yolu, Madur-Aşot Beli-Yarmice Sırtı-Lemonsuyu-Kemer Geçidi-Hart (Aydıntepe) yolunu izlemiş olduğunu gösterir.

Trabzon tarihi, Trabzon ilinin tarihi

Kent merkezi kuzeyde denizden, güneyde Boztepe'nin üzerine kadar düzgün olmayan teraslar halinde yükselir. Değirmendere, Kuzgundere (ya da Tabakhane) ve Zağnos dereleri yerleşimi güneyden kuzeye derin boğazlarla bölmüştür. Tabakhane ve Zağnos dereleri arasında kalan ve düzgün olmayan yüksek bir masa formundaki alan üzerinde, kentin bilinen eneski yerleşim kalıntıları tespit edilmiştir. İşte bu nedenle Trabzon adının eski Grekçe masa ya da trapez/yamuk biçimi karşılığı olarak "trapezos" kelimesinden geldiği görüşü ağırlık kazanmaktadır. Trabzon adına, Trapezos olarak ilk kez, Yunanlı komutan Kesnophon tarafından kaleme alınan, M.Ö. 4. Yüzyılda geçen olayların anlatıldığı "Anabasis" adlı antik kaynakta rastlanmaktadır.
İyon kökenli Miletoslular Batı Anadolu'dan sonra M.Ö. 7. Yüzyılda Karadeniz'e de gelerek kıyılarda koloni kentleri kurmuşlardır. Trabzon da, merkezi Sinop olan bu kolonilerin arasında sayılmaktadır ve birçok araştırmacı, kentin ilk kuruluşu olarak bu dönemi göstermektedir. Oysa Kolkhlar, Driller, Makronlar gibi yerli kavimler Trabzon civarında çok daha önceden beri yaşamaktaydılar.
Aynı yüzyılda Karadeniz Bölgesi Kafkasya'dan gelen Kimmerler ve onların ardından İskitlerin akınlarına uğramıştır. Ancak bu akımların kolonilerin kuruluşundan önce mi yoksa sonra mı olduğu konusu tartışmalıdır. M.Ö. 6. Yüzyılda ise Trabzon Perslerin egemenliğine girerek, Pont Kapadokyası adı verilen satraplık içinde kalmıştır.
Makedonya Kralı Büyük İskender M.Ö. 334 yılında tüm Anadolu'da Pers hakimiyetine son vermiştir.
İskender'in ani ölümünden sonra oluşan karışıklık sırasında Pont satrabı II. Ariantes'in oğlu Mithridates, yerli halkın desteğiyle Karadeniz'de Pontus Devletini kurmuştur. Trabzon, M.Ö. 280 yılında merkezi Amasya olan Pontus devletinin sınırları içinde kalmıştır.
M.Ö. I. Yüzyılda batıda güçlenen Romalılar Anadolu'yu da işgal etmeye başlamışlardır. Roma kralı Pompeius'un Pontus Kralı V. Mithridates'i Kelkit vadisinde bozguna uğratması üzerine Pontus Krallığı dağılmıştır. Böylece Trabzon , M.Ö. 66 yılında Roma yönetimine girmiştir. Roma'da Avgustus'la birlikte M.Ö. 27 yılındanitibaren imparatorluk dönemi başlamıştır. Avgustus'un idari düzenlemesi sonucu Trabzon, Pontus Polemoniacus adı verilen vasallık içinde yer almış, İmparator Tiberius zamanında (M.S. 14-37), diğer bir idare bölüm olan Kapadokya Eyaleti sınırları içinde kalmıştır. İmparator Nero döneminde ise (54-68) serbest kent olma ayrıcalığına kavuşturulmuştur. Trabzon bu dönemde "ünlü" ve "zengin" kent tanımlamasıyla tarihçilerin kitaplarında yer alır. Roma İmparatorluğunun doğu sınırının savunmasına önem veren Vespasian zamanında (69-79) Trabzon, Kapadokya -Galatya Eyaletine dahil edilmiştir.
Ünlü Roma İmparatoru Hadrian Döneminde (117-138) tüm imparatorlukta olduğu gibi Trabzon'da da önemli imar etkinliklerinde bulunulmuş, birçok dini ve askeri binalar ile yollar, su kemerleri ve yakın zamana kadar kalıntıları görülebilen yapay bir liman inşa edilmiştir Hadrian'dan sonra Trabzon'un parlak dönemi sona ermiş, 244 yılında para basma yetkisi elinden alınmıştır. Roma Döneminde basılan Trabzon sikkelerinin ön yüzlerindeRoma İmparatorlarının büstü olmakla birlikte, arka yüzlerinde Pontus Krallığı döneminden beri süregelen kendi mitolojik figürlerine yer verilmiş ve Grekçe yazı kullanılmıştır.
Trabzon, 276 yılında tüm Doğu Karadeniz Bölgesine akınlar yapan Gotların saldırısına uğramış, bu saldırıda tüm kent yakılıp yıkılmıştır. Roma İmparatorluğunun son dönemlerinde 4. Yüzyılın başında Diocletian Maximian, Constantinius ve Galerius'tan oluşan dörtlü idare zamanında Trabzon'da yeniden bir takım imar etkinliklerinde bulunulduğunu Trabzon Müzesindeki Latince bir kitabeden anlıyoruz.
Roma İmparatorluğu 395 yılında ikiye ayrılınca Trabzon, merkezi İstanbul olan Doğu Roma / Bizans İmparatorluğunun sınırları içinde kalmıştır. Bizans İmparatoru Justinianus (527-564) Trabzon'da kent surlarını restore ettirerek yeni bir imar etkinliğini başlatmıştır. Heraclius zamanında (610-641) imparatorluk askeri bölgelere ayrılmaya başlanmış, Trabzon, Teophilos zamanında (829-842) kurulan Khaldia Temasının merkezi olmuştur.
Müslüman Araplar 8. Yüzyılın başlarından itibaren Anadolu'ya düzenledikleri baskınlarda Doğu Karadeniz ve Trabzon'a gelmişlerdir.
Bizans İmparatorluğunun 1204 de IV. Haçlı seferleriyle gelen Latinlerin eline geçmesi üzerine, imparator I. Andronikos Komnenos'un İstanbul'dan kaçan torunları Alexios ve David, Gürcü Kraliçesi Tamara'nın da yardımıyla Trabzon'da 1204 yılında bağımsız olarak Komnenos Krallığını kurmuşlardır. Anadolu Selçukluları ile evlilik bağı oluşturarak ve vergi ödeyerek siyasi varlıklarını sürdürebilen Komnenos Krallığı, I. Manuel Komnenos zamanında (1238-1265) en parlak dönemini yaşamıştır. Gümüşhane'deki gümüş madenlerinin etkisiyle de ekonomik olarak güçlenen Manuel I'in sikkeleri üzerinde "en mutlu" ünvanı yer almaktadır.
I. Bayezid'in 1398 de Samsun yöresini almasından sonra Trabzon Komnenos Krallığı Osmanlı Devletine yıllık vergi ödemek zorunda bırakılmıştır. David Komnenos, iktidarı döneminde (1458-1461) vergi ödemeyi durdurarak, önceden ödediklerini de Akkoyunlu Devleti Sultanı Uzun Hasan aracılığıyla geri istemiş, Osmanlılara karşı Avrupa'daki büyük devletlere ittifak önerisinde bulunmuştur. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet'in öncülüğündeki Osmanlı Kuvvetleri Bölgeyi kuşatarak, 1461 yılında Trabzon'u ele geçirmiş ve Komnenosların egemenliğine son vermiştir.
Trabzon, Osmanlı Döneminde önce eyalet ve sancak olarak şehzade ve mutasarrıflar tarafından idare edilmiştir. İlk sancak beyi Hızır Bey'dir. 1470 yılında sancak beyliği küçük yaşta Şehzade Abdullah'a verilmiş; Abdullah, annesi Şirin Hatunla birlikte 1479 yılına kadar Trabzon'da yaşamıştır. Yavuz Sultan Selim de şehzadeliği sırasında (1491-1512) Trabzon'da Sancak Beyi olarak bulunmuş, sonradan Kanuni ünvanı alacak olan oğlu Sultan Süleyman burada doğmuştur.
Trabzon 16. yüzyılda, merkezi Batum olan Lazistan Sancağı ile birleştirilerek eyalete dönüştürülmüş ve bu yeni idari birimin merkezi olmuştur. 1867 yılında Trabzon'da büyük bir yangın çıkmış, bir çok kamu binası da bu sırada yanmış ve kent daha sonra yeniden düzenlenmiştir. 1868 yılında vilayet olmuş, merkez sancağı dışında Lazistan, Gümüşhane, Canik Sancakları da buraya bağlanmıştır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ruslar Trabzon'a saldırır (14 Nisan 1916). Trabzonlulardan oluşan vurucu güçler (Milis), bu saldırı sırasında gerilla savaşı verirler. Bu sıralarda, cepheye gönderilmek üzere Hamidiye Zırhlısının desteğinde Trabzon Limanına gelen cephane Trabzonlu gençlerce büyük bir heyecan içinde boşaltılıp Maçka'ya taşınır.
Çaykara'da Sultan Murat Yaylasında (10 Haziran 1916), Of'ta Baltacı, Arsin'de Yanbolu Derelerinde Ruslara karşı başarılı savaşlar verilmiş, ancak o yıllardaki koşullar altında düşmanın Trabzon'a girmesine engel olunamaz ve Ruslar 14 Nisan l916 yılında Trabzon'a girer. Rusların Trabzon'da kaldığı bir yıl, on ay, on günlük süre içinde özellikle Rumlar ve Ermeniler, yerli halka büyük işkenceler yaparlar; sayısız insan öldürürler. 1917'de Rusya'da "Bolşevik Devrimi" olur, Çarlık Yönetimi yıkılır. Bunun üzerine Rus ordusunda büyük bir panik başlar. Bu Rusların Trabzon'dan çekilmesine de yol açar. Öte yandan, batıdan doğuya doğru kayan ve Karadağ'da toplanan Türk Çeteleri, Akçaabat'a inerek Yüzbaşı Kahraman Bey'in komutasında üç koldan Trabzon'a doğru yürürler ve 24 Şubat 1918 tarihinde Trabzon'a girer. Ulu Önder Atatürk, Cumhuriyet döneminde Trabzon'a üç kez gelir; l924, 1930 ve 1937 yıllarında, ilk geldikleri 15 Eylül 1924 günü, Trabzonlularca "ATATÜRK GÜNÜ" olarak kabul edilir ve bu kendisine bir telle bildirilir.



4.664 Km2 yüzölçümüne sahip olan İl topraklarının %30'u dağlık, %60'ı kıyıdan içeriye doğru gittikçe yükselen eğilim gösterir. Ancak %10'u düzlük olan İl toprakları genellikle engebelidir. İl sınırları içersinde Kemer (2.856 m), Kastan (2.500 m.), Çakırgöl (3.063 m.), Zigana (2.536 m.) ve Horos (2.396 m.) dağları yer alır.

--- ---
Yumuşak bir deniz iklimi hakimdir. En sıcak ay ortalaması 23O C (Ağustos), en soğuk ay (Şubat) ortalaması 7 O C dir. Ortalama yağış miktarı metrekareye 875 mm. dir.
__________________
----------------------------------

Son Düzenleme siyaset tarafından : 17-04-2008 at 14:00.
siyaset is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-04-2008, 13:50   #2 (permalink)
siyaset
Orgeneral
 
siyaset's Avatar
 
Giriş Tarihi: 19-05-2007
Konum: BÜTÜN VATAN TOPRAĞI
Mesajlar: 3,616
Rep Gücü: 3078
Rep Puanı : 765738
siyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımaz
Varsayılan


Trabzon tarihi ,

Trabzon, Karadeniz'in kıyıcığında, binlerce yıl, bir düşle iç içedir. Kimleri, neleri görmemiştir ki... Bir an düşünür, tarihe bakar: Toprağında, Sinop'tan gelen Miletli göçmenler tarafından bir koloninin kurulduğunu anımsar. Her ne kadar geçmişin dört bin yıllık tarihi olduğu söylense de bilinen gerçek, milattan önce 8. yy'da bütün gerçekçiliğiyle durur karşısında.
Üst üste uygarlıklara beşik olan, nice insanların sefer eylediği bir kenttir Trabzon. Medler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Kommenler ve Osmanlılar gelmişler kente. İşgaller, kurtuluşlar yaşamış kent. Ksenefon'un anlattığı Onbinler'in yolcuguluğunda adı geçer. Haçlıların Anadolu'ya yaptıkları akınların 4.'sünde Kommenoslarla tanışır. Apollon kültürünün egemen olduğu kadim çağda ise işlek bir limandır. Kentte bastırılan paraların bir yüzünde Apollon başı, diğer yüzünde gemi burnuyla bir çapa vardır.
1071'de Anadolu kucak açar Türk akıncılarına. Selçuklular bir dönem can atarlar kenti ele geçirmeye. Moğol baskısına karşı vergi verilir bir sıra. Çepniler dayanır bir çağda kapılarına... Ve 1461'de II. Mehmet, Istanbul fatihliğine katıverir bu güzelim toprağı. Yavuz Sultan Selim'in valilik yaptığı, muhteşem Süleyman'ın (Kanuni) doğduğu bir kenttir Trabzon. 1916'da Rusların işgaline giren, 1918'in 24 Şubat'ında kurtuluşu yaşayan...

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal, 1924, 1930 ve 1937de üç kez onurlandırır burayı; vasiyetinin bir bölümünü de burada yazar. Tarih boyunca; Menüzır'ül Avalim'in yazarı Mehmet Aşık'a, Evliya Çelebi'ye, Katip Çelebi'ye, Theophile Deyrolle'a, Charles Texier'e, Ruy de Gonzales Clavio'ya, Minas Bijişkyan H.W. Lowry'ye, Şakir Şevket'e ünlü şair Hamamizade İhsan'a Mahmut Göloğlu'na ve daha binlercesine konu olur Trabzon: Bir sevdayı, bir tutkuyu insanın yüreğine nakışlayarak, tarihle iç içe bir büyük serüveni yaşayarak...
Trabzon, Karadeniz coğrafyasında, dünden bugüne getirdiği güzelliği, toprağında boy veren insanının yüreğine bir sevgi olarak işler. Bir kemençe sesinin kıvrak, coşkulu büyüsünde, bir maninin aşkla yoğrulan sözlerinde, yerinde duramayan bir insan görürsünüz. Davul ve zurnanın, bu toprağın insanlarının sevincine kattığı o sarsıcı coşku, silah tutkusunu da içten içe ateşler. Neylersin; dağının dik yamaçları, denizinin o hırçın güzelliği, dalgasının karayı döven inatçılığı, yağmurun, ille de yağmurun o zifiri karanlığı, doğayla bir büyük mücadeleye hazırlar onu. El hüneriyle yaptığı kocaman takalar, dalgayla savaşa hazırdır artık. Kadının peştemalindeki renk belki de dağların zifin ve komar çiçeklerinden getirilmiştir. Kadın ki Karadeniz'de doğanın var gücünü omuzlayandır. Dağların vargit çiçekleri, köyüne dönüşünün habercisi olmuştur; kardelenler, dağlarına yükünü sarmaya...
lsmet Zeki Eyuboğlu, Karadeniz Aşk Türküleri'nde, bu güzelliklerden yüzlercesini bir araya getirir. Aşkla cinselliğin bir güzel dokumayla örüldüğü bu türküler, sevdayı; çoşkuyla yoğurur:
Ay vurur ayan ayan
Çık pencereye dayan
Geliyurum ufağum
Uykudayisan uyan
Sevdaluk ede ede
Alişdi canlarumuz
İkimizi bir vurun
Garişsun ganlarimuz
Gün gelir, bir türkü eşliğinde denizden ağlarını çeker. Gün gelir horonun o ter atan ritmine kaptırır kendini. Topladığı fındığı yemyeşil çimenlerin çevirdiği bir harmana dökerken, tütünün demet demet yaprağını bir ipe dizerken de aynı sevdanın içindedir.
Ya hamsi? Hamsisiz edemeyen bir halkın türküsüdür söylenen. Ömer Turan Eyuboğlu'nun dizelerinde şöyle boy verir:
Kız Fadime duydun mi
Gene Hamsi Çıkayi
Mubareğun hasreti
Yüreğimi yakayi
Hamsi üzerine nice türküler söylenmiş, nice şiirler yazılmıştır. Temeli, Dursun'u Fadime'yi konu edinen bir fıkra olsun da katıla katıla gülünmesin... söz mü? Derler ki kendisiyle bir çeşit dalga geçmektir bu. Belki de sevincini kendi kaynağında bulan bir insanlık kültürü.


Karedeniz'e özgü mimari yapı: Serander.
Yiyeceklerin konulduğu yerler
Bir bakar insan çevresine: Trabzon Ayasofyası yüzlerce yıllık tarihinin kültürünü taşır içten içe. Altındere vadisindeki Sumela Manastırı, tarihi koyuda gezdirir, bir kayanın göğsüne gömülü durarak. Ya kentin içindeki Atatürk Köşkü? Gabayanidisten Cumhuriyete ordan bugüne denizi izleyen Soğuksuda, bir mücevher gibidir.

Bir yanı denizle, bir yanı dagla çevrili kentin yükseklerinde, bütün bir yaz, bir büyük aşkı harmanlayan yayla şenliği yaşanır. Kadırga'da Sis Dağı'nda, Honefter'de, Karapkalda, Izmiks'te, Şolma'da... Yurdun dört bir yanından, yurt dışından binlerce Karadenizli gökyüzünü tutan bulutların altında, kadın-erkek el ele tutuşarak bir büyük horonun halkasını oluşturur. En güzel giysilerini giymiş genç kızlar, kemençenin kıvrak sesinde, yarına yolculuğa çıkar.

Evliya Çelebi'ye göre Trabzonlular temiz giyimli, okumuş bilgili insanlardır. İçlerinde Farsça bilen şairler vardır. Çarşıları çok zengindir... Trabzon çarşısında dünyaca tanınmış kuyumcularda, buhurdan, gülabdan, kılıç, gülsuyu kutusu, Trabzon baltası ustalıkla yapılır.

Trabzon el sanatları , El sanatları
Trabzon ve çevresinde geleneksel el sanatı olarak, taş ve ahşap işçiliği, dokumacılık, hasır bilezik yapımı, bakırcılık, bıçakçılık, yorgancılık gibi sanatlar eski ihtişamıyla olmasa da sürmektedir.

Trabzon Bakırcılığı:
Bölgedeki zengin bakır yataklarından elde edilen bakır, Doğu Karadeniz Bölgesi'nin en önemli ticaret ve kültür şehri olan Trabzon atölyelerinde işlenmiştir. Trabzon'daki atölyeler, ortaçağdan beri geleneksel olarak bakır, bronz ve pirinçten mutfak kaplarıyla çeşitli eşya yapımına devam etmekteydi. Atölyelerdeki bakır, bronz ve pirinç üretimi, Trabzon'un en büyük sanayi kolunu o1uşturmaktaydı. Osmanlı Sultanı II. Bayezid döneminde yapılan Topkapı Sarayı envanter listelerinin de gösterdiği gibi, Trabzon atölyelerinde büyük bir beceriyle üretilen kaplar, Osmanlı sarayında kullanılacak kadar değerliydi.
Büyük bir beceriyle bakır, bronz ve pirinçten yapılan mutfak kaplarıyla çeşitli eşya, Karadeniz, Doğu Anadolu ve Kuzeybatı İran bölgesinde kullanım alanı bulmuştur. Ayrıca Trabzon'un önemli bir liman şehri olması, üretilen bakır eşyanın denizyoluyla Karadeniz'deki diğer şehirlere de ihracını kolaylaştırmıştır. Nitekim Osmanlı arşiv belgelerinden öğrendiğimize göre, Trabzon'daki atölyelerde yaptırılan çok sayıdaki barut ve güherçile kazanları, Anadolu'da başka şehirlere gönderilmekteydi.
Trabzon'daki atölyeler, bakırcılık sanatını günümüze kadar canlı bir şekilde devam ettirmişlerdir. Bakırcı, kazancı ve kalaycıların halk türkülerine konu olması, bu zanaat dalının sosyal hayatta oynamış olduğu önemli rolü açıkça göstermektedir. Bölgeye özgü karakteristik formlara sahip olan üstten saplı ocak kazanları, bakraçlar, ibrikler, güğümler, süt tasları, hoşaf tasları, hamur leğenleri, kapaklı hamsi tavaları, maşrapalar, kapaklı sahanlar, tencereler ve mangallar, Trabzon atölyelerinin ününü yansıtmaktadır.
Üretilen bu eşyalar, hem Anadolu hem de lstanbul'da yaygın olarak kullanılmaktaydı. Günümüzde bile, Trabzon atölyelerinde üretilen bakır kapkacak, Doğu Karadeniz Bölgesi ile, lstanbul ve Adapazarı-Bolu yöresinde en çok aranılan mutfak kapları olarak büyük bir ihtiyacı karşılamaktadır.
Taş işçiliği:
Mimari süslemenin yanı sıra, artık çok kısıtlı da olsa, büyük değirmen taşları,el değirmenleri ve "pileki" taşları üretilmektedir. El değirmenleri buğday ve mısır yarması öğütmekte halen kullanılmaktadır. "Pileki" ise, eski evlerde üzerinde ateş yanan ve yanan ateşin ısıtmasıyla oluşan ısı ileekmek pişirmeye yarayan yuvarlak şekilli taş bir teknedir.
Ahşap işçiliği:
Yapı malzemesi olarak, çevrenin ormanlık olması dolayısıyla ahşap çok kullanılmıştır. Köy ve yayla mimarisinde ahşap hala vazgeçilmez malzemedir. 100-150 yıl dayanması sebebiyle yörede "ehil ağaç" denilen ve özellikle çatılarda kullanılan kestane ağacı en önemli yapı malzemesidir. Aynca çeşitli ev ve mutfak eşyaları da ahşaptan üretilmiştir. iskemle, dolap, tekne, külek (yağ koymak için), yayık, kaşık, kepçe ve su kapları gibi eşyaların üretimi, azalarak da olsa günümüzde sürmektedir.
Dokumacılık:
Bakırcılık gibi, bölgenin en eski el sanatlarındandır. Tarihi belgelerde "Padişahın donu ile gömleği ve ipekli kumaşlar Trabzon dokumasından tedarik edilirdi" şeklinde kayıtlarla karşımıza cıkan ve "Trabzon bezi" olarak bütün Osmanlı vilayetlerinde ün yapan Trabzon dokumalarının üretimi, kırsal kesimdeki talebin varlığının yanı sıra turistik talebin oluşması sebebiyle de hala sürmektedir.

Bugün tüm Anadolu'da olduğu gibi, Trabzon'da da el dokumacılığında bir gerilemenin söz konusu olmasına rağmen, peştemal vb. eşyanın halkın günlük yaşamındaki önemli yerini koruması bu geleneksel sanatımızı yaşatmaktadır. Trabzon dokumacılığı ile ilgili araştırmalarda "keten kenevir" denilen dokuma aslında "kendir" dir. El tezgahlarında, el eğirmesi yöntemiyle elde edilen bu kendir ipliği ile yapılan dokumalar, yerini zamanla pamuğa bırakmıştır. Iğdır, Erzincan ve Çukurova'dan sağlanan pamuk ipliğiyle Trabzon'dan başka Maçka, Çarşıbaşı, Beşikdüzü ve Şalpazarı gibi yerlerde başta peştemal olmak üzere, perde, gömleklik, şal, başörtüsü, kuşak vb. dokumalar üretilmektedir. Karadenizli kadının simgesi olan peştemal, Dolay Peştemal (bele dolanan) ve Baş Peştemalı olarak iki ana gruba ayrılır. Renk, büyüklük ve dokuma tekniğine göre de değişik isimler alırlar. (Makaslı, ikat, çeşan vb.).
Kuyumculuk:
Bu el sanatında birçok ürünün yapılmasının yanı sıra, Trabzon'a özgü olan "hasır bilezik" yapımı çok yaygındır. Gerek altın ve gerekse gümüşten hasır bilezik ve kolye yapılmakta ve yurdun hemen her yerine gönderilmektedir. Hasır bilezik, 31-32 mikron inceliğindeki altın ya da gümüş tellerin ilmek ilmek örülmesiyle yapılmaktadır. Tamamen el emeği, göz nuru olan bu sanatı, kuyumcuların verdiği telleri evlerinde ören Trabzonlu genç kızlar ve kadınlar yaşatmaktadır. Kuyumculukta ayrıca, "telkari" tekniğiyle çeşitli süs eşyası üretilmektedir. (Takunya süslemesi, resim çerçevesi, çay kaşığı vb.)
Örme gümüş ve altın "tespih püskülleri" de Trabzon kuyumculuğunun özgün örnekleridir.
Bıçakçılık:

Sürmene'de, bir zamanların o ünlü Sürmene bıçakların yapımı artık tarihe karışmış gibidir. Ancak sipariş üzerine, birkaç eski usta tarafından yapılmaktadır. Daha çok mutfak bıçakları ve çay kesme makasları üretilmektedir. Sürmene bıçakçılığı değişen sosyoekonomik yapıya ayak uydurarak yaşamını sürdürmektedir.
TRABZON EL SANATLARI
TELKARİ

Telkari'ye aynı zamanda 'vav işi' de denilmektedir. Bu isim, Osmanlıca vav harfinin, uygulamada motif olarak sıkça kullanılmasından dolayı verilmiştir. Ayrıca bu sanata çift işi diyenler de vardır. Bu ismin kaynağı ise, işin yapımı sırasında parçaların teker teker biraraya getirilmesinde kullanılan, cımbıza benzer, ancak ucu daha ince olan ve 'çiff ' olarak isimlendirilen alettir. Bu iki isim de genellikle sanatkarlar, arasında kullanılır.


Bir çok geleneksel sanatımızda olduğu gibi, telkaride de sanatkar işinde kullanacağı her türlü malzemeyi kendisi yapmak zorundadır. Yani, usta telkaride kullanacağı telleri kendi atölyesinde hammaddeden elde etmektedir. Öyle ise biz de, bu sanat dalımızı anlatmaya, kullanılacak telin yapımıyla başlayabiliriz.

Ocakta pota içerisinde eritilen maden (bu işte en çok kullanılan maden gümüştür, bazen altın ve başka madenler de kullanılır) çubuk haline getirilmek için kalıba dökülür. Yapılacak işin şekline göre çubuk döküm, üzerinde genişten dara doğru delikleri olan çelikten yapılmış haddeden geçirilir.


Çalışmaya önce muntaç yapımıyla, yani ana iskelet kurularak başlanır. Muntaçın tel kalınlığı motiflerin tel kalınlığının iki katıdır. Muntaçdan soma ara boşluklar teker teker büyük bir titizlik ve sabır ile doldurulur. Bütün bu çalışmalar, ceviz ağacından kesilmiş düz yüzeyli bir levha üzerinde yapılır. Bu ceviz levha, üst yüzü yakılarak yağı alındıktan soma, ağır demir levhalar altında iki-üç gün bekletilerek kullanılacak hale getirilir. Son zamanlarda, ceviz levha yerine iletken özellikleri zayıf, yanmaz amyant levhalar da kullanılmaktadır

TRABZON ELSNATLARI
BAKIR İŞLETMECİLİĞİ -2-
Bakır işletmeciliği genellikle mutfak eşyaları yapımında kullanılır. Düz saç halinde alınan bakır elde ekme- sıvazlama- yayma vs. gibi verilecek şekle göre bazı bakır dövüldükçe sertleştiğinden odun kömürü yakılan ocaklarda tavlanarak suda soğutulması sonucu yumuşaması sağlanır ve istenilen şekil verilince işlem tamamlanır. Kulp takma ve varsa diğer parçaları sarı kaynağı ile birleştirilerek son şekli verilir. Kolaylama işlemi bittikten sonra kullanılmaya hazır hale getirilir. Bakır kaplarda pişirilen yemeğin lezzetinin diğerlerinden daha iyi olduğu kabul edilir.




TRABZON EL SANATLARI
ÇEŞİTLİ EL SANATI ÜRÜNLERİ

HEYBE:

İşte, alışverişte, pazarda erzak ve ihtiyaç maddelerini koymaya veya taşımaya yarar geniş bantlar arasında ince çizgiler taşıyan bir dokumadır.Ağız kısımları kendi ipiyle büzülebilirler.

ÖRME SEPET:

İlimizde fındık çubuğu ile yapılan örme sepetler hemen hemen her ilçede yapılmaktadır. Karadeniz insanı farklı işlevler için farklı farklı sepet türleri geliştirmiştir.Genel olarak sırta alma, kola takma ve yere koyma amaçlarına hizmet ederler. Örneğin, ekmek selesi, arka sepeti, üç dipli sepet, fındık sepeti, çay sepeti gibi türleri mevcuttur.

KAZAZLIK:

0,08 mikron inceliğinde gümüş telin ipek üzerine sarılmasıyla meydana getirilen ipliğin, iğne yardımıyla kanevice gibi örülerek elde edilen takılardır.

HASIR BİLEZİKLER:

Evlerde genç kızlar tarafından elde örülen hasır bilezikler altın yada gümüş ince tellerden yapılır.

SÜRMENE BIÇAĞI:

Yaklasık 15-20 cm uzunluğunda sivri yada yuvarlak uçlu, sap ile kesici bölüm arası süslü bir bıcaktır. Süslemesi ise kazıma suretiyle yapılmaktadır.

YAYIK:

Trabzon yayla evlerinde hayvansal ürünlerden tereyağ, ayran gibi ürünleri elde edebilmek için ahşaptan yapılan alt kısmı geniş üst kısmı dar ve 120-130 cm boyunda geniş tarafından tutulup, çalkalanılarak kullanılan bir araçtır.

KEŞAN:

Tahta el tezgahlarında dokunan keşanları yöre kadınları başlarına, peştemalleri ise bellerine bağlarlar Her yörenin birbirinden farklı desenlere sahip peştemalleri vardır. Kök boyalardan yapılan keşan ve peştemaller, el dokuması çarşaf ve kumaşlar hem günlük yaşamda hem de dekoratif amaçlı kullanılabilir.

KUŞAK:

Kalın yün iplikten yapılan üçgen biçimde kök boyalarla farklı desenlere boyanan, genellikle bölgemizde kadınlarımızın bellerine doladıkları bir giysi türüdür.

ÇORAP:

Boyanmış yada boyanmamış yünden örülürler. Boyanmamış saf yünler beyaz ve kahverengi doğal renklerdir. Trabzon el yapımı çorapları, erkek çorapları, kadın çorapları, çocuk çorapları olarak örülürler. Çorap süsleri arasında üçgen motifler Trabzon’un özelliğidir. Ve nazara karşı bir önlem olarak kullanılır.

TELKARİ:
TAKUNYA ÜRETİMİ - TAKUNYA

Tel işi anlamına gelen telkarinin kökeni MÖ. 3000’ lerde Mezopotamya’ da 2500’ lerde de Anadolu’da kullanıldığı eski Yunan ve Roma’ da yaygın olduğu bilinmektedir. 15. yüzyıldan sonra Doğu ve Güneydoğu Anadoluda yaygın olduğu ve telkarinin Trabzon’a yerleşmesinde Dağıstanlı ustaların etkisi olduğu ustalarca dile getirilmektedir. Trabzon işi telkariler likör ve kahve takımı, çay tepsisi, takunya gibi örnekler sayılabilir.

BAKIRCILIK:

Doğu Karadeniz Bölgesi jeolojik açıdan Anadolu’nun en zengin bakır yataklarına sahip olduğu bilinmektedir. Bölgedeki bakır yataklarından elde edilen bakır hammaddesi Trabzon atölyelerinde Trabzonlu ustaların maharetli ellerinde işlenmektetir. Trabzon da halen geleneksel olarak bakır, bronz ve pirinçten mutfak kaplarıyla çeşitli eşya yapımı sürdürülmektedir.

ŞİMŞİR KAŞIK:

Trabzon’da kaşıklar tür ve boyutlarına göre kaşık, büyük kaşık ve kepçe gibi isimlerle bilinir. Şimşir ağacı genellikle ilimizde Of ve Yomra yörelerimizde yetişir. Şimşir kaşık ise Köprübaşı İlçesinde ünlenmiştir.





Bazı kaynaklar, ana iskeletin kurulmasında tellerin 'lehim'le birleştirildiğinden özetmektedirler. Bu bütünüyle yanlıştır. Çünkü bir gümüş işine lehim değdi mi, o iş hurdaya atılır. Lehim gümüşü çürütür.Gümüş tellerin birleştirilmesinde kullanılması gereken yöntem 'kaynak' tır. Mili metrik tellerin kaynak yapılması çok güçtür. Çünkü ısı biraz fazla kaçırılırsa telin kendisi erir. Dolayısıyla bu çalışma büyük titizlik ve sabır ister. Bunun için önce, ayarı belli bir ölçüde düşürülen gümüş, eğelenerek küçük tanecikler halinde bir güderi parçası içine toplanır. Eğelenmiş gümüş bir kaba konur ve içerisine toz boraks katılır. Suya daldırıldıktan soma amyant üzerine yerleştirilen ana iskeletin her bir parçası bu gümüş-boraks karışımı ile kaynak yapılarak birleştirilir.


İskeletin yapımından sonra motif yerleştirme işi, aynı şekilde kaynak yöntemiyle devam eder. Ancak motif yapımı uzun zaman alır. Bu yapım sırasında da büyük bir titizlik ve sabır gereklidir.

Telkariden yapılan işler sayılamayacak kadar çeşitlidirler. Mesela sigara ağızlıklarından, tütün kutusundan, fincan zarflarından tutun da çeşitli tepsiler, kemerler, tepelikler, aynalar hep telkari tekniği ile yapılmışlardır. Bu sanatın kaynağının Mezopotamya ve eski Mısır olduğu sanılmaktadır. Buralardan Uzak Doğuya, başka bir koldan ise Anadolu'ya ve Anadolu üzerinden de Avrupa'ya yayıldığı bilinmektedir.






TRABZON'UN EL SANATLARI
AHŞAP EL SANATLARI
Yurdumuzda ise en önemli telkari merkezi Mardin'in Midyat ilçesi olmuştur. Midyat işleri son derece zarif ve kıymetlidirler.

İlk akla gelen ev, merek ve serander (tekir) mazu gibi yapıların dam örtülerinin yapımında kullanılmasıdır. Budaksız çam ağaçlarının güdüklerinin yarılmasıyla elde edilen hartama çekme işlemleridir.

YAYIK: Yoğurt veya kaymaktan yağ elde etmek için silindir şeklindeki ahşaptan yapılan mutfak kabıdır, iki tarafından ip bağlanıp tavana asılır ve içerisine konulan mahsul çalkalanır ve üst kısmındaki ağız boşluğundan dökülerek alınır.

KÜLEK: Silindir şeklinde yapılır ve bir tarafı açıktır. Sıvı madde koymaya yarar. Seyyar kapağı bulunur.

GOT: Mısır, buğday, fasulye gibi ürünleri ölçmeye yarayan silindir şeklinde olup, 6 veya 8 okkalık yapılmaktadır.

SEDİR VE SEKMEN: Düz bir ranzadır. Üzerine yatak serilerek yatılır veya oturulur. Ahşap tahtadan çakılarak oturmak için sekmen (oturak) yapılır.

ÇÖTEN: Genellikle çit şeklinde örülmüş mısır saklamak için yapılmış bir depodur. Dört köşeli olanları da vardır. Üst kısımları hartama veya teneke ile örtülür. Alt kısmından mısır almak için kapağı bulu-nur.
EL DEĞİRMENİ: Yuvarlak iki taşı mevcut olup alttaki taş sabit üstteki taş çevrilerek çorbalık öğütülür. Dış kısmına ahşap koruma geçirilir.


__________________
----------------------------------
siyaset is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-04-2008, 13:54   #3 (permalink)
siyaset
Orgeneral
 
siyaset's Avatar
 
Giriş Tarihi: 19-05-2007
Konum: BÜTÜN VATAN TOPRAĞI
Mesajlar: 3,616
Rep Gücü: 3078
Rep Puanı : 765738
siyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımaz
Varsayılan


TRABZON YAYLALARI

Maçka-Çakırgöl Yaylası:

Maçka Meryemana (Sümela) yolundan 95 km. mesafede ve denizden uzaklığı2504 metre olan yayla çevresinde Armutluk, Kırantaş, Akarsu, Aykarsa, Livayda, Kurugöl, Mesaraş, Furnoba, Kasapoğlu, Camiboğazı, Ortaoba ve Dereboyu yaylaları mevcuttur.
<B>Sazalan Yaylası:
Erikbeli Turizm merkezinin 5 km. batısında bir yerleşim yeridir. Bazı altyapı hizmetlerinin bulunduğu yaylada konaklamak için uyku seti ve çadır almak gerekir.
Sisdağı Yaylası:
1850 metre yükseklikte bulunan yaylaya, Erikbeli Turizm Merkezi yolundan 25 km. geçerek varabilirsiniz. Burada çeşitli altyapı hizmetleri mevcuttur.
Çaykara, Sultan murat Yaylası:
Trabzon ili Çaykara ilçesine 25 km. mesafese olan ve Aydıntepe'nin 54 km. kuzeybatısında bulunan Sultanmurat yaylasında elektrik, içme suyu ve wc bulunmaktadır. I. Dünya savaşından kalma siperler ve şehit mezarlarını her yıl binlerce insan ziyaret etmetedir.
Harmantepe Yayalası:
Köprübaşı İlçesi Yeşilyurt Beldesi sınırları içerisinde bulunan Harmantepe Yatylasında I. Dünya Savaşından kalma siperler ve şehit mezarları vardır. Her yıl 29 Haziran tarihinde anma günü tertip edilir. Cösk tepesi görmeye değer yerlerinden biridir.
Düzköy (Haçka Obası) Yaylası:
1784 m. yükseklikteki yaylaya Düzköy ilçesinden güneye 12 km. toprak yolla ulaşabilirsiniz.
Eletrik, PTT, çeşme gibi altyapıya sahip olan yaylada bakkal, kasap, manav, fırın ve pansiyon mevcuttur.
Temmuz ayının 3. Cuma günü "Kadırga Şenlikleri", Ağustos ayının 2. Pazar günü Kayabaşı yaylasında "Karaabdal" adı altında şenlikler yapılmaktadır.
Lapazan Yaylası:
27 km. lik bir stabilize yolla ulaşılabilen yayla Gürgenağaç köyünün güneyinde ve denizden mesafesi 2200 metredir. Alt yapısının olmadığı yaylada ziyaretçilerin uyku setlerini ve yiyeceklerini yanlarına almaları gerekir.
Uzungöl
<B><SPAN style="FONT-FAMILY: Tahoma">Trabzon'a 99 km ve Çaykara ilçesine 19 km uzaklıkta, deniz seviyesinden 1090 m yükseklikte bulunan Uzungöl, dik yamaçları ve muhteşem orman örtüsü ile Alplerin güzelliğini geride bırakmaktadır. Vadinin ortasında bulunan ve yamaçlardan düşen kayaların Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuş göl, "Uzungöl" olarak bilinir ve çevreye aynı ad verilmiştir. Özellikle yakınındaki "Şerah" köyünün yöreye uygun tarzda yapılmış eski ahşap evler, doğanın güzelliğini tamamlar özelliktedir.
Yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini çeken Uzungöl, sahip olduğu turistik potansiyeli bakımından çok zengindir.
Çevrede trekking, kuş gözlem, botanik amaçlı turların yanı sıra daha yükseklerdeki dağların arasındaki göllere veya yakınlardaki Şekersu, Demirkapı, Yaylaönü gibi diğer yaylalara geziler düzenleme olanağı vardır.
Yaban hayatı bakımından Uzungöl çevresindeki dağlarda ayı, kurt, yaban keçisi, tilki, kafkas dağ horozu gibi çeşitli hayvan türleri barınmaktadır.
Haldizen deresi vadisinde, heyelan sonucu dere yatağının tabii baraj şeklinde kapanması sonucu oluşan göl, çevresindeki ladin ormanları ile çekici bir peyzaj sergiler, Göl kıyısında yer alan Uzungöl yerleşmesi belediye teşkilatına sahip olup, alt yapı çalışmaları devam etmektedir. Trabzon'dan ulaşım, Çaykara'ya kadar 76 km, asfalt ve sonra da 19 km'lik stabilize yol ile sağlanmaktadır. Çaykara·Uzungöl yol bağlantısının ıslah edilmesi gerekmektedir.
Gölün su sathı, mevsiminde gelen su miktarı ile bağımlı olarak cüzi farklılıklar gösterir ise de, genelde boyu 1000 metre, eni 500 metre, derinliği ise 15 metre civarındadır. Gölde alabalık yaşamaktadır. Belediye tarafından hazırlanmış 1/ 2000 uygulama imar planı bulunduğu ifade edilen yerleşmede; geleneksel ahşap yayla yapılarının kuzeybatı yönündeki çayırlık yamaçlardaki konumundan, beton yapılarının kuzeybatı yönündeki çayırlık yamaçlardaki konumundan beton yapılar şeklinde göl kıyısına inmekte olduğu müşahede edilmiştir.Turizm Merkezi olarak belirlenen alanın ilgi odağı olan göl çevresinde topografya, yerleşme alanını sınırlamaktadır.

Bu nedenle kuzeybatıda belirlenen turizm yerleşme alanları ise kot farkı nedeniyle daha düşük rakımlarda kalmaktadır. Bu alanlarda yer alması düşünülen Konaklama tesislerinin göl ve civarını günübirlik, aktiviteler için yoğun şekilde kullanmak isteyecekleri muhakkaktır. Bu durumda, Turizm Merkezi gelişmesinin sağlıklı ve başarılı olabilmesi için göl çevresindeki yapılaşmanın kesinlikle kontrol altında tutulması gerekmektedir. Gölün Çaykara yönünden girişi bugünden büyük yapılarla (cami ve okul) kapatılmış durumdadır. Güneydoğuda yer alanda ise yapılaşma hızla artmaktadır.
Halen gölün güneyinde, Haldizen deresi yanında yer alan özel sektör tarafından yapılmış bulunan 52 yatak kapasiteli ahşap bungalovlardan oluşan tesis başarılı bir uygulama olarak dikkat çekmektedir.
Güneye doğru uzayıp giden Haldizen deresi vadisi büyük doğa zenginliklerine sahiptir. Uzungöl'e yaklaşık 10 ile 20 km mesafede dağların yüksekliklerinde yer alan 10' kadar ufak göl yöredeki aktivite zenginliğini arttırmaktadır. Uzungöl'e bugün bile yabancı gruplar gelerek mevcut tesiste konaklamakta ve güneydeki göllere doğa içinde yürüyüşler yapılmaktadır.


<SPAN style="FONT-SIZE: 9pt; FONT-FAMILY: Tahoma">
__________________
----------------------------------
siyaset is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-04-2008, 13:58   #4 (permalink)
siyaset
Orgeneral
 
siyaset's Avatar
 
Giriş Tarihi: 19-05-2007
Konum: BÜTÜN VATAN TOPRAĞI
Mesajlar: 3,616
Rep Gücü: 3078
Rep Puanı : 765738
siyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımazsiyaset Beni kesseler acımaz
Varsayılan

Horon



























LİNKLER











DOSTLAR



Your browser does not support inline frames or is currently configured not to display inline frames.
Your browser does not support inline frames or is currently configured not to display inline frames.
HORON

Horon müz. Doğu Karadeniz bölgesinde Samsun ili sınırlarından Gürcistan sınırına kadar olan bölgede kız, erkek veya karma olarak düğün, asker uğurlama, nişan ve yayla şenlikleri gibi toplu eğlencelerde kaval (Of, Sürmene, Hopa Kemalpaşa), davul-zurna (Ordu, Giresun, Trabzon, Gümüşhane), kemençe (Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Gümüşhane), akordeon (Borçka, Şavşat) veya tulum (Rize, Artvin) eşliğinde oynanan geleneksel dans çeşitlerinin adı.
Yörede tek başına oynanılan köçek (Rumca köçekika) ve kolbastı oyunları horon kategorisine girmemektedir. Bölge dışında Osmanlı - Rus savaşları sonucunda Adapazarı, İzmit, Bolu civarına yerleştirilen Karadenizli muhacirler, 1923 mübadelesinde bölgeden Yunanistan’a gönderilen Hristiyan Rumlar ve Gürcistan’ın Acara yöresinde horon milli bir dans olarak oynanmaktadır.
Horonlar türkü eşliğinde (sözlü horon), sallama, sıksara (Sera) horonlarında olduğu gibi sadece çalgı eşliğinde, sadece kadınlar (kız horonu), sadece erkekler (erkek horonu) veya kadın erkek karışık (karma horon) olarak, düz bir sıra halinde yada halka oluşturularak oynanılabilir. Kadınlar özellikle kına gecelerinde tef ve fincan eşliğinde, gügümün tersinin dövülmesiyle çıkan sesler eşliğinde horon oynarlar. En basit horon çeşitleri bile köyden köye değişebilecek motif ve farklılıklar içerebilir.
Sürmene karşılamasında olduğu gibi bir oyun, denizciliğin avantajlarından faydalanılarak farklı bir bölgeden getirilip bölgeye mal edilebilir:
“Sürmene ilçesindeki karşılama türü bir o-yunda bayanların ikişer ikişer karşılıklı oynadıkları görülmektedir. Ancak, Giresun karşılamasına çok benzeyen bu oyunun, halkı denizci olan ve diğer ilçelere göre dışarıya daha erken açılmış olan Sürmeneye başka yörelerden geldiği sanılmaktadır. Ayrıca yine Sürmene ve Çaykara’da oynanan sallama horonunda oyuncular zaman zaman ellerini bırakıp yanlara dönüp el çırpmaktadır. Bu harekeler kuvvetli olasılıkla, söz konusu ilçelerin Bayburt’a çok yakın olan yay-lalarında Bayburt oyunlarından etkilenerek yöreye geçmiştir. Kadınlarda kollar aşağıda olur ya da oyun bir tempoya ulaşınca dirsekler bükülüp “yarım” durumuna getirilir. Tonya ve Çaykara’nın bazı köyleri dı-şında bayanların kollarını tam kaldırdıkları görülmemiştir. Erkeklerde ise kollar aşağı-da yarım, yukarıda yere paralel ve tam yukarıda tutulabilir. Yarım kol tutuşu genellikle millet horonu gibi rahat oyunlarda görülür. Tonya yöresi horonlarında kollar genellikle yukarıda yere paralel tutulur. Diğer ilçelerin horonlarında ise erkeklerde kollar tam yu-karıda olur” (Durgun, 1987: 78)
Yaz aylarını yüksek ve serin yaylalarda geçiren Karadeniz köylüsü, yayla şenlikleri farklı köylerden köylülerle biraraya gelir ve bu birliktelik karşılıklı kültür etkilişimini de tetikler. Trabzon yöresindeki folklorik zenginliğin bir nedeni de doğu ilçeleri olan Sürmene ve Of köylülerinin Bayburt; batı ilçeleri olan Tonya ve Maçka köylülerinin ise Gümüşhane sınırındaki yaylalara gitmeleri ve o bölgeye ait kültürü de yaylacılık sayesinde benimseyip kendi kültürlerine katmalarıdır. Bayburt ve Gümüşhane’de hatta daha güneydeki Doğu Anadolu illerinde bar adıyla oynanan pek çok oyun, horon adıyla, küçük farklılıklarla Trabzon kültürüne dahil olmuştur. Örnek olarak Erzincan’da oynanan iki ayak, üçayak, tamzara, temurağa ve koçari barlarını sayabiliriz.
Oyun çeşitleri benzerlik göstermekle birlikte, Trabzon, Rize merkez ve Giresun’dan farklı olarak, Hemşin ve Doğu Rize ve Artvin sahilinde yaşıyan Laz’ların horon terminolojisi farklıdır. Trabzon Bölgesi horonlarını daha doğudaki Laz, Hemşin, Gürcü horonlarından ve Bayburt barlarından ayıran önemli bir fark Trabzon horonlarında öne çıkarılan omuz silkme figürüdür.
Çamlıhemşin’den horon çeşitleri:
Rize, Hemşin, Yüksekhemşin, Papilat, Memetina, Bakos, Ḉarişka, Aleka, Sırtlı, Mahmutoğlu, Gant, Hevrek, Hanlakıt, Yali, Çano (Ayder Bülyeni)
Her horonun bir pişme, coşma noktası bulunmaktadır. Oyuncuların elleri yukarı-dayken horonbaşının ya da kemençecinin şimula veya alaşağı komutuyla horoncular adım atarak omuz titretme hareketini içeren aşağı alma hareketini yaparlar. Horon oyna-yanlar, kemençeci hatta seyredenler oyun sırasında kendilerinden geçerek anlamsız sesler çıkartabilir, horoncuları gayrete getirmek için naralar atabilir, tıslayabilir ya da gayret sözleri sarfedebilirler.
Artvin ili, Borçka ilçesinden bu tür sözlere örnekler (Gürcüce):
Şuhto bico (oyna oğlan), şeni celi (senin belin), şeni ḫdeba (sana yakışır), elias go-gonebia (elias kızlar), ḫeḫe lamazat lamazat (hehheh güzel güzel), gogonebia aḫla (kız-lar şimdi), peḫpeḫ suḫto suḫto (atla atla), ḫoḫo çemo ḫute (sarıl bana), aḫla bicebo (şimdi oğlanlar), rcalebi geyḫade aḫla (geline bak şimdi), malemoooy (çabuk gel)...
Maçahel’de sama “dans, dans etmek” (< Gürcüce sama) anlamında olduğu halde bu bölgede yaşayan Gürcüler, danslarını, tıpkı komşuları gibi horon olarak adlandırmaktadır.
Horon terminolojisi:
1. Ḫoron oynamak: “Ḫoron oy’ niyan kari bu sefer bağa turḳi demağa başladi” RA 10/c-313 (Rize)
Lazca xoroneri “horon oynayarak”, “xoronis kocoöes: horona başladılar” İA 221, oxoronu “horon oynamak” İA 323.
Trabzon Rumcası ḫoron aspezume “horon oynamak” (Dernekpazarı Zenozana).
2. Ḫoron etmek: “çinler xoron_ edey/ oyun oynayler” BR 6/2 (Of Doğanköy), “u: hu: hu: horom ederdiler” (Of Yığa),
Trabzon Rumcası ḫoron aseftame “horon etmek, horon yapmak” (Dernekpazarı Zenozana, Tonya)
3. Ḫoron dönmek: “uşaḳlar bir xoron dönsun agam” AC 142 (Trabzon Merkez Kemerkaya mah)
4. Ḫoron kurmak “xorom ḳurdi” AC 239 (Vakfıkebir Melekşe), Akçaabat
5. Horon tepmek (Şalpazarı, Giresun), “horon teperim horon/ bakıŋ ayaklarỊma/ yavrum kurban olurύm/ elma yanaklarỊŋa” BR 136/65 (Vakfıkebir Geyikli)
Çepni ağzında diğer bölgelerden ve etnik guruplardan farklı olarak “horon tepilmesi” terminolojinin etnik dağılımı hakkında fikir vermektedir. Balkanlarda yaşayan yörüklerde benzer şekilde, yerel danslarını “hora tepmek” (< Yunanca hora “dans”) olarak adlandırmaktadır.
Rumca’nın yakın zamana kadar lingua Franca olduğu Trabzon, Rize illerinin büyük bölümü ve Giresun, Ordu, Samsun kent merkezleri bir tarafa bırakılırsa, bir Kafkas dili olan Lazca konuşan halkın, Ermenice’nin bir dialektini konuşan Hopa Hemşinlileri’nin (Vaux, 1996: 3), Şalpazarı, Espiye ilçelerinde yoğun olarak yaşıyan Türkmenlerin biricik yöresel danslarını, Yunanca dans anlamına gelen bir terimle adlandırmaları ilgi çekicidir.
Osmanlı Çingenelerinin de kendi dillerinde khoros kelimesini dans anlamında kullandığı kayıtlıdır:
kelenas khoros “dans ediyorlardı” PSP 276.
İsrail ve Romanya’da halka şeklinde özellikle düğünlerde yapılan dansların adı horadır.
(Romence hora mare “büyük hora”)
Karadenizli Rumların oynadığı geleneksel horon çeşitleri:
· Anoferitsa Maçka, Galyan’da oyna-nan Seranitsa ve Tik mono horonların bir varyasyonu olan bu horon hafifçe yüksel-mek anlamında olup, adını horonun söz-lerinden alan Kizel olarak da adlandırılmak-tadır
· Apo pan keka Güney Trabzon’da ol-duğu noktada küçük adımlar atılarak bir ho-ron türü, oyuncular birbirlerinin belinden tu-tarlar. Galyan’da kucaklamak anlamındaki Agaliaston, Maçka Livera köyünde Kapikeet-kon olarak adlandırılır.
· Armatsioύk, Almatsioύk 6/8 lik bu horon Kars ve Batum Rumları tarafından oy-nanmakta olup, bu bölgedeki Rumların çoğu Gümüşhane civarından gelmişlerdir.
· Atsiapat Trabzon ili, Akçaabat ilçesi’nin adının Rum ağzında değişmiş telaffuzu olup Sera horonun 7/8 ritminde oynanan sadeleştirilmiş formudur.

· Ghiamoura, Ghemoura adını Trab-zon’un Yomra ilçesinden alan bu horon çe-şidi çoğunlukla 6/8 nadiren 7/8 ritminde oynanır.
· Getiere Gümüşhane’de oynanan bir horon türüdür, Gentiarats (Rumca yedi [genti] + rakip [arats]) ve Gantiara olarak da adlandırılmaktadır.
· Giouverlantoum Akdağ maden ve Samsun yöresinde oynanan bu horonda, horon başı göğüs hizasında el ele tutuşmuş oyuncuları labirentler veya yılan şekli oluş-turacak şekillere sokar.
· Dipat Trabzon yöresinde 9/8 ritmin-de yavaş oynanan bir horon çeşidi olup iki ayak anlamına gelir (Rumca di: iki + pat: adım, ayak) diğer adları Giavaston (yavaş oyun), koderpeviakon (ev kadını dansı), Trabzon Omal (Yunanistan’a göçen Rumlar zamanla, orjinal olmayan bu ismi kullanıl-mıştır)
· Double Kots 2/4 ritminde oynanan Ermeni halk danslarından geçen bir dans olup Titara veya Tripat (Üç ayak) da denil-mektedir
· Etere Adını türkünün sözlerinden alan bir Trabzon horonudur
· Kalon Korits Trabzon’un güneyinde oynanan ve Rumca güzel kız anlamına aynı isimli türküden adını alan bir horondur.
· Kel Kits Sivas ve Nikopolis’te oyna-nan bir horon çeşidi olup; adını Türkçe Gel-Git kelimelerinden mi yoksa bahsi geçen yörelerdeki Rumlar genellikle Gümüşhane göçmeni olduğu için, Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinden mi aldığı bilinmemektedir
· Kots Oyuncuların Doğu Karadenizde ise el ele tutuştuğu Orta Karadeniz’de ise birbirlerinin omuzlarından tuttuğu, bir Koça-ri varyasyonu olup kots topuk anlamına gel-mektedir.
· Kotsari, Koçari Kars yöresinde o-yuncuların birbirlerini omuzlarından tutup, halka oluşturarak 2/4 ritminde oynadığı bir horon türüdür.
· Koutsikton Omal Karadeniz’in pek çok yöresinde küçük varyasyonlarla ve farklı adlarla oynanırdı: Ak dağ maden’de Tsara-hot, Güney Trabzon’da Foulour, Bafra’da Argolabas, Yunanistan’da 1923 yılından sonra Omal Kerasoundas (Giresun düz horonu) ve Lahana (bu horonun oynandığı bir türküdeki “lahana pulim lahana” sözlerinden dolayı) adlarıyla da anıldı.
· Kousera Maçka ilçesi, Kusera köyünden adını alan kolların aşağıda yer aldığı hızlı ritmli bir Tik horon çeşididir.
· Kotsangel, Kozangel, Kortsangel, Katsangel Helezoni formda ve daha çok düğünlerde oynanılan 7/16 ritminde bir ho-ron çeşididir.
· Letsi, Letsina Kars yöresinde oyna-nan ve atmaca veya şahin uçuşuna ben-zetilen bir horon çeşidi. Letsi yavaş, Letsina hızlıdır
· Mavron Pegad, Kara Pınar Anadili Türkçe olan Bafralı Rumların Karapınar ola-rak oynadıkları oyun adı 1923 yılında Yunanistan’a göçmelerinin ardından orada Yunanca karşılığıyla da anılmaya başlanmıştır.
· Omal monon Trabzon ve Gümüşhane’de oynanılan 9/8 ritminde düz horon çeşididir (Rumca Omal: düz + monon: tek)
· Palpoύrt 10/8 ritminde oynanılan bu horon adını Bayburt şehrinden almıştır
· Pitsiak Horoni, Pitsiak Oini İki, erkeğin 2/4 ritminde ve gittikçe hızlanan bir tempo eşliğinde ellerinde bıçaklarla önce elele tutuşup horon edip ardından düello yapmasıdır. 1923 mübadelesinden ardından Yunanca karşılığı maḫeria adıyla da anılmaya başlanmıştır.
· Patoula Adını horon oynanılan türkünün sözlerinden alan ve daha çok, Orta Karadeniz’de oynanan bir horon çeşidi olup, Doğu Karadeniz’de küçük farklılıklarla Pi-pilomatena ve kori Kopela (Galyan) adla-rıyla anılmaktadır. Günümüzde Samsun ve civarında kabaceviz adıyla oynanmaktadır.
· Sarigouz Küçük farklılıklarla pek çok yörede oynanılan Türkçe isimli (< Sarı + kız) bir horon çeşididir
· Sera horon adını büyük ihtimalle Trabzon ili, Akçaabat ilçesi’nin Sera köyün-den almış olan bu horon 7/16 lık ve gittikçe hızlanan bir ritmde oynanan bir erkek horo-nudur. Bk. Sära
· Lazikon, Lazikόs, Laz horon Trabzon ve Kromni’de oynanılan 7/6 ritminde hızlı oynanılan bir horon çeşididir
· Togialidikon adını Trabzon’un Tonya ilçesinden alan bir horon çeşididir.
· Seranitsa Gümüşhane civarında oynanan bir horon çeşidi olup bazı yöre-lerde Armenitsa adıyla da anılmaktaydı. 1923 sonrası Yunanistan’da Eikosiena (Yirmi bir adımdan oluşan bir horon olduğu için) adı da yakıştırılmıştır
· Siton İmera’da aynanılan bir Tik ho-ron varyantıydı
· Tamsara Dipat (İki ayak) horonunun Gümüşhane’de oynanan bir versi-yonudur.
· Ters Türkçe isimli bir horon, trigona horonuna benzer olup oyun yönü sol tarafa doğrudur
· Mono Tik Trabzon ve civarında 5/16 ritminde oynanılan ve altı adımdan oluşan bir horon olup, adını Türkçe dik kelimesinin Rum ağzındaki telaffuzundan almıştır
· Diplon Tik, Tik Dhiplόn 10 adımdan oluşan ve 5/8 ritminde oynanılan bu horona Sto Ghonatόn (diz çökme) adı da verilirdi.
· Tromaḫton (Titreme) Daha canlı ve hızlı oynanılan bir Tik horon çeşidi olup Sera horonun figürleri basitleştirilmiş bir versiyo-nudur.
· Langevtόn (< Yunanca atlama) horonu ise Giresun ve Trabzon’da oynanılan bir tik diplo varyantıdır
· Tryghόna, trigona Trabzon ve civarında saat yönünde oynanılan 2/4 ritminde bir horon çeşididir. Trigona Yunanca güver-cin anlamında olmasına rağmen Karadeniz’de güzel kızlara takılan bir lakap olarak da kullanılır.
· Tirfon Bafra bölgesi horonlarından-dır.
· Çobanlar Sinop yöresi horonudur
· Tsourtougouzlou Ak Dağ madene özgü hızlı bir Tik varyasyonudur.
· Fona Gümüşhaneye özgü bir Giou-verlantoum varyasyonudur
· Halai, ḫalay Ak Dağ Maden’e özgü mendille oynanılan yavaş ritimli bir Anadolu dansıdır.

Ermenice xoran (7iUaN) “ibadet mekanı”, dialektlerde “altar; kilise” (Muş) ALT 67 > Anadolu Türkçesinde horan “toplantı” DS 2408 (Gaziantep) ve Gürcüce xorom “saman yığını”, Gürcüce, Ermenice (Bk) xorom (7iUim) “henüz bağlanmamış kuru ot veya buğday sapı demeti” ALT 67 kelimeleri köken teorileri olarak ciddiye alınabilirse de antik Yunanca horos (χορός) “dans; dansçı topluluğu; koro topluluğu” ADIC 237 kelimesi Anabasis’te de geçmekte olup, en muhtemel etimolojik adaydır.
Horos kelimesinin Anabasis’te dans anlamının yanısıra, birbirine paralel sıralanmış dansçı ve şarkıcı topluluğu anlamına da gelmesi bu teoriyi doğrulamaktadır:
“korocular gibi birbirine paralel sıralanıp yaklaşık olarak yüzer kişilik sıralar oluştur-dular” ANBS V. 5. 12.
Kelimenin aynı anda hem dansçı hemde şarkıcı anlamını içermesi, ilk horoncuların da bugün bazı sözlü horonlarda olduğu gibi hem söyleyip hem de dans etmelerinden kaynaklanmıştır.
Yine Yunanca horeo (χορεύω) “...şarkı söyleyip dans ederek götürüyorlardı” ANBS IV. 7. 16, “(Mosinikler) ölülerin başlarını kesip, dansedip kimbilir ne anlama gelen bir şarkı söyleyerek” V. 4. 17, 237 kelimeleri de dans ederken şarkı söylemeyi de içeren bir anlamda kullanılmıştır. Bunun yanısıra yine Anabasis’te geçen (h)orhiome (ορχέομαι), orhisis (ορχησις) “dans” ADIC 161 “akılları-na esen yerde seyirciler önündeymiş gibi dans ediyorlardı” ANBS V.4. 34, “Thraklar kalkıp silahlı olarak flüt sesiyle dans ettiler” ANBS VI. 1. 5; ADIC 161 kelimelerinde ise müzik eşliğinde şarkı söylemeden dans etmek kastedilmiştir.
Antik Yunanca’da horos (χορός) “dans” kelimesi geçen diğer kaynaklar:
“κίθαρις τε χοροί τε” Homer Odyssey VIII. 248;
“τε χορος τε” Hesiod, Shield of Heracles 272; dini bir seramonide yapılan dans
“διόνυον τιμώσας χοροίς” Euripides, Bacc-hae 220 (editör Gilbert Murray)
Herodotus, The Histories’de (editör A. D. Godley) kelime horon (χορον, χορων) formunda, “dans” anlamında kullanılmıştır:
“[1]διονύσς της όρτνς τη δορπίν χορον πρό των θυπεων σφάξας εκα στος διδοι άποφέπεσθαι τόν χορον α υτω τω αποδο-μένω των αυβωτέων. [2] τήν δέ αλλην άνα-γουσι ορτην τω Διονυσω οί Ααγυπτιοι πλήν χορων...” XLVIII.
Aynı şekilde Aristophanes, Acharnians (editör F.W. Hall & W.M. Geldart) adlı eserinde dans anlamında horon (χορόν) for-munda kullanılmıştır
[XI] “εισαγ ω Θέογωι τόν χορόν...”.
Yine horos (χορός) “dansçı, şarkıcı toplulu-ğu, koro” anlamıyla antik Yunanca kayıtlarda geçmekte olup (Sophocles, Ichneutae (editör Arthur S. Hunt) 762, Euripides, Heracles (editör Gilbert Murray) 925, Pla-ton, Protogoras 315b)
Antik Yunanca horos Latince’ye de “chorus, chorea” formuyla geçmiştir:
chorus “A dance in a ring, a choral dance, a dance (halka oluşturark yapılan dans [Charlton T. Lewis, Charles Short, A Latin Dictionary].
Latince kayıtlarda chori “Nympharumque leves cum Satyris chori secernunt” Q. Horatius Flaccus, Carmina I.I. 31 (editörler Paul Shorey, Gordon Lang); chorum “atque ego de notis iudicibus dixi: quos minus nostis nolui nominare: saltatores, citha-ristas, totum denique comissationis Antoni-anae chorum in tertiam...” M. Tullius Ci-cero, Orationes: Pro Milone, Pro Marcello, Pro Ligario, Pro rege Deiotaro, Philippicae V. VI. 15 (editör Albert Clark) formları da kayıtlıdır (> İngilizce chorus, Almanca chor, İspantolca coro, Fransızca choeur)
Henry George Liddell, Robert Scott, A Greek-English Lexicon’da, aynı kökten türemiş dans ve dansçı anlamlarına gelip, antik Yunanca metinlerde geçen kelimeler şun-lardır:
Horios (χορειος), horeyo (χορεύω), hore-ton (χορευτέον), horetis (χορευτής), horeti-kos (χορευτικός), horikos (χορικός), horon-de (χορόνδε), horos (χορός), horovateo (χοροβατέω), horoitis (χοροήθης), horitipos (χοροίτθπος), horitalis (χοροιθαλής), horitu-peo (χοποιτθπέω), horopeymon (χοροπαί-γμων), horoplekis (χοροπλεκής), horopios (χοροποιός), horostades (χοροστάδες), ho-rostasia (χοροστασάία), horoterpis (χοροτερπής).
Düz sıra halinde veya dairesel olarak oynanılan horonda, hangi formun orjinal olduğunu saptamak oldukça güçtür.
Karadeniz dışında Anadolu ve Yunanistan’da çeşitli halk oyunlarında her iki formda yaygındır. Lucian’ın (MS 125-190) bahsettiği geleneksel oyuncuların zincir oluşturduğu dans aynı isimle halen daha Ege adalarında oynanılmakta olup, önce birbirinden ayrı oynayan erkek ve kadın gurupların karışarak oyunu birlikte oynaması Karadeniz horonlarında da izlenmektedir.
Tonya Türkçesinde kullanılan horopus (etmek) “neşeli bir biçimde yerinde tepin-me, oynama” TS 75, Balkan Türkleri arasında dans etme anlamında kullanılan “hora tepmek” (Giresun ve Şalpazarı Türkmenlerinde “horon tepmek”) kelimeleri de horos dolayısıyla Yunanca orijini kesinleştirmektedir. Batı dillerinde ve modern Türkçe’de kullanılan koroegrafi kelimesi de Yunanca orijinlidir (khororgrafia [Xορογραφία] horos (Χορός) “dans; oyun” + grafo (Γραφω) “yazmak”
Yunan mitolojisinde Horae (Ὡραι) mevsim tanrıçalarının adı olup gökyüzü ve Olimpos dağının bekçileridirler. Onlar hayatı süslemekle görvelidirler. Aphrodite doğduğunda Horae onu sevinçle karşılamış ve cennete özgü kıyafetlerle giydirmiştir. Antik kaynaklarda 10-12 arasında Horae adı geçmekle birlikte sadece 3 tane de olabilirler. Eski Yunan’da mevsim, dans ve tapınma ayinleri bu isimde buluşmuş olmalıdır.
Horae adları: Acte, Anatole, Auge, Auxo, Carpo, Dysis, Elete, Eunomia, Euporia, Gy-mnastica, Hesperis, Mesembria, Musica, Orthosie, Pherusa, Sponde, Thallo (Hygi-nus, Fabulae 183, Apollodorus, The Library 1. 3. 1, Hyginus, Poetica Astronomica 2. 3)


horom 1. is. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde topluca oynanan geleneksel dans adı (Sürmene)
Terminoloji: ḫoron (Trabzon); horan “oyun, raks” SD 744 (Alucra, Mesudiye); xorom BR 18/73 (Çaykara Ogene)
Anadolu’da horan “yığınak, cemiyet, toplantı; odalarda, köşe başlarında toplana-rak konuşan halk” SD 744 (Gaziantep Lohan köyü), “çalgılı kalabalık eğlence mahalli” SD 744 (Civan yaylağı- Mersin [Göçebeler]
__________________
----------------------------------

Son Düzenleme siyaset tarafından : 17-04-2008 at 15:02.
siyaset is offline   Alıntı Yaparak Cevapla