![]() |
|
|||||||
| Biyografi Önemli kişilerin biyografilerini burada yayınlayabilirsiniz |
![]() |
|
|
Forum Araçları | Görüntüleme Biçimleri |
|
|
#1 (permalink) |
|
42147
![]() ![]() Giriş Tarihi: 23-03-2006
Mesajlar: 6,655
Rep Gücü: 3129
Rep Puanı : 775115
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
ÖZDEMİR ASAF ![]() AN Gülüş bir yanaşımdır bir öbür kişiye Birden iki kişiyi döndürür bir kişiye Anılarından kale yapıp sığınsa bile Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye Özdemir Asaf 1923 yılında Ankara'da doğdu. Galatasaray ve Kabataş Liselerinde, İstanbul Üniversitesi Hukuk ve İktisat Fakültelerinde öğrenim gördü. Bir süre sigorta şirketlerinde çalıştı, daha sonra bir basımevi kurdu. 1981 yılında İstanbul’da öldü. "Yoğun düşün ve duyarlıkları, çarpıcı sözcükler seçtiğini sezdirmeden küçük dizeler halinde işlediği kısa şiirlerde verdi. Daha sonra, kimi bir kitaptan, kimi yaşamdan kopardığı izlenimlerden esinlenerek bilgece dörtlükler yazdı, kendisiyle birlikte çağıyla ve toplumuyla hesaplaşmalarda buruk öfkesini içinde saklayan yeni taşlama biçimleri getirdi." (Ş.Kurdakul, Şairler ve Yazarlar Sözlüğü). Özdemir Asaf’ın şiirlerinin hem öz hem söyleyiş bakımlarından A.H. Çelebi'nin şiirleriyle yakınlığı var. İlk kitabındaki şiirlerde de düşünceye ve sözcük oyunlarına eğilimi görülüyor. Dağlarca, O. Veli, Necatigil etkileri gözlemleniyor.. İkinci kitabında (ilk kitabında da bazı şiirlerde duyumsanan) lirizm öne geçiyor. Fakat, gerek temaları, gerek sözcük dağarcığı ile fazlaca daralan bir şiir dünyası... Üçüncü kitabında bilgelik, özlülük, duygululuk ve ironinin üstün bir sentezi var. Ülkü Tamer 1950’lerde edebiyat matineleri pek gözdeydi. Öyle ki, edebiyat matinesiz hafta geçmezdi neredeyse. Yazarlar, özellikle şairler, bir matineden bir matineye koşturur dururlardı. Bunun şiirini bile yazan Behçet Hoca (Necatigil), "Yahu," demişti bir keresinde, "her gün sahnelere çıkıp okuyoruz. Müzeyyen Senar’ı bile geçtik." Dinleyicinin ilgisi inanılmaz ölçüdeydi. Okul salonları, halkevleri, tiyatrolar dinleyicilerle dolup taşardı. Ayakta kalanlar bile olurdu. Dinleyiciler dedim... Aslında seyirciler demem gerekirdi belki. Çok kişi sanatçıları seyre gelirdi çünkü. Asaf Halet Çelebi’nin sahneden "Kendimi sirkte vahşi hayvan gibi hissediyorum" dediğine tanık olmuşumdur. En büyük ilgiyi ise her zaman Attila İlhan’la Özdemir Asaf çekerdi. Çoğunlukla sona bırakılırdı onlar. Attila siyah balıkçı kazağıyla sahneye çıkıp uzun atkısını arkaya fırlattığı zaman korkunç bir alkış kopardı. Tempo tutulurdu: "Pia! Pia! Pia!" Attila da gözlerini kısıp ufuklara bakarak başlardı "Pia"yı okumaya. ![]() Özdemir Asaf mikrofona çağrıldığında ise gülüşmeler başlardı. Bir güldürü oyuncusu gibiydi Özdemir Asaf. Uzun uzun mikrofonu ayarlar, sessizce seyircileri süzer, tam şiirini okumaya başlayacakken susar, yine seyircilere bakardı sessizce. Kahkahalar dinince aynı şeyleri yineler, sonunda "r"leri "ğ" gibi söyleyerek okurdu: "Bütün ğenkleğ aynı hızla kiğleniyoğdu / Biğinciliği..." Seyirciler bir ağızdan tamamlardı: "... beyaza veğdileğ." Özdemir Asaf’ın ilk kitabı "Dünya Kaçtı Gözüme" 1955’de yayımlanmıştı. Biçim olarak, baskı olarak, o güne kadar rastlamadığımız güzellikte bir kitaptı. Ama fiyatı da dehşetti: 250 kuruş! Şiir kitaplarının 100 kuruşa satıldığı bir dönemde ne büyük eleştiri almıştı bu. Özdemir Asaf, "İçinde 47 şiir var. Şiir başına 5 kuruş çok mu!" diyerek kendini savunmuştu. Elif Naci Bizi tanıştıran olmadıydı. Ama yine de tanırdık birbirimizi. Bir gün Cağaloğlu'ndaki "Yuvarlak Masa Yayınları"nın vitrinini seyrederken dükkanın kapısında belirivermiş ve seslenmişti bana: -Sen Elif Naci değil misin? -Evet. Sen de Özdemir Asaf. Gülüştük. "Gerçi tanıştıran olmadı ama biz kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye alışığız," dedi, çağırdı beni içeriye. Büyük bir bardakla çay içiyordu. "İster misin?" dedi. Ben isteksizdim, o yineledi : "Ama içinde ne var bir bilsen." Konyakla çay içmesini severmiş. -Laf olsun diye bak anlatayım sana, dedi. Adamın birine bir yerde çayla konyak ikram etmişler, pek beğenmiş. Karısına tarif etmiş, "hanım, buna punç derler ne zaman istersem bana yaparsın," demiş. Günün birinde istemiş. Bakmış, karısının getirdiği nesnenin rengi bir tuhaf. Bir yudum almış, içilecek gibi değil... "Hanım," demiş, "bu ne biçim punç?" karısı, "Bey," demiş, "evde çay yoktu, kahve yaptım; konyak yoktu, rakı koydum." O gün bir şey içmedim ama, o koltuğumun altına bir düzine kitap sıkıştırdı. Bunlardan birinin üstüne de şunları yazmış. Aynen alıyorum: "Elif Naci Beyfendi, çağımızda doğruların güzelliği eksik, Güzellerin doğruluğu yanlış iken (yumuşaklıklar değil). 9.9.1967 Özdemir Asaf." Sonraları, ikimiz de içkiyi sevdiğimiz için, sık sık meyhanelerde buluştuk. Ben ona "rakı sofrasında içkinin en iyi mezesi şiirdir," derdim, Nazlanmadan okurdu şiirlerini bana. Böylece geç kalmış bir dostluğu bir yudumda içivermiştik. Bir ara kayboldu ortalıktan. Yayınevi kapanmış. Sonradan içkievi açtığını duydum. Nedense uzun bir süre birbirimizi göremedik. Yıllar sonra, 1978'de, bir romancı hanımın kokteylinde karşılaştık, kucaklaştık hasretle. Sonradan adının Melda Sayar olduğunu öğrendiğim bu hanım, Onuralp imzasıyla yazdığı, "Adak Mumu" adlı, içinde benim de ismim geçen bir kitabın yayına çıkmasını kutlamak için Ertem Galerisinde bir kokteyl düzenlemişti. Çoğu kadındı davetlilerin. Ve hanımların hepsi birbirinden güzel, birbirinden şık, zarifti; parlak tuvaletler içindeydiler. Hepsinin de az önce kuaförden çıktıkları belliydi. Galeriye nefis bir esans ve kadın kokusu yayılmıştı. Özdemir, elinde kadeh, durmadan içiyordu. Kendisine bu hızla sarhoş olacağını söylediğimde yüzüme anlamlı bir bakışla baktı. -Hazret! dedi. Beni içki sarhoş etmez. Ama bu güzel kadınlar çarkıma okudu, bilesin. Haklıydı. Doğrusu ben de bu kadar güzel kadını bir arada hiç görmemiştim, bu kadar zengin ve pahalı bir kokteyl de anımsamıyordum. İkimiz de çevremize iltifatlar yağdırmakta adeta yarışıyorduk. Bir ara kulağıma eğilerek, "Herkesin bir 'sen'i var yalan söylediği," dedi. "Evet," dedim "ama yalnız şairlere verilmiş bir imtiyaz değil, yalan." Kafalar iyice tütsülenmişti ki, benden bir konuşma istediler. Hani hoşuma gitmedi de değil. Hemen çıktım ortaya. Oscar Wilde'in bir öyküsü ile başlamak istedim: "Deniz kenarında bir balıkçı baba..." Özdemir Asaf, kendi alanına girilmiş gibi tedirgin, "Hayır," dedi, "deniz kenarında değil, ormanda..." Ben, bildiğim gibi "Deniz kenarında..." diye direnirken o birden köpürdü. "Ormanda!" diye haykırdı. Ben konuşmamın kösteklenmesinden üzgün, -Öyleyse dostum gel sen konuş, dedim. O yaptığından utanmış gibi sustu. Ama onun huzurunda asıl benim susmam gerekirdi. "Reading Zindnı Balladı"nı Oscar Wilde'den dilimize çevirenin karşısında İngilizce bile bilmeyenin susması gerekirken, ben güzel hanımların alkışlarından şımarmış, başladım anlatmaya: "Denemeler", (Andre Gide'den Suut Kemal Yetkin çevirisi. Varlık Yayınları, 1962. İkinci baskı, S. 16). "Oscar Wilde bana şöyle anlattı, diye başlar Gide. Ormanda bir kır tanrısı gördüm. Flavta çalıyordu. Etrafında küçük orman perileri halka halka raks ediyorlardı. Köylüler: Anlat, anlat, daha başka, neler gördün? Deniz kıyısına vardığım zaman dalgaların kenarına oturmuş üç deniz kızı gördüm. Yeşil saçlarını bir altın tarakla tarıyorlardı. Ve köylüler masal söylediği için onu severlermiş. Bir sabah o adam yine her günkü gibi köyünden çıkmış, ama deniz kenarına geldiği zaman bakmış ki sahiden üç denizkızı dalgaların kenarına oturmuş, yeşil saçlarını bir altın tarakla tarıyorlar, yürüyüşüne devam ettiği için koruluğa yaklaşırken de flavta çalarak orman perilerini oynatan bir kır tanrısı görmüş. O akşam köyüne dönünce köylüler yine onun etrafını almışlar. Anlat bakalım, bugün neler gördün? demişler. O da şu cevabı vermiş: Hiçbir şey görmedim." Efendim, bana her kokteyl dönüşü sorarlar... Ben de "şöyle güzel kadınlar vardı, böyle güzel ikramlar" falan diye görmediklerimi ballandıra ballandıra anlatırım. Ama bugün buradan çıkınca soran olursa ben de, sanki hiçbir şey görmemiş gibi, şöyle yanıtlayacağım: -Hiçbir şey görmedim. Konuşmamı bitirdikten sonra Özdemir Asaf şöyle dedi: "Hoca dedi yine yaptın yapacağını." Sanat Olayı Dergisi Mart 1981 1955 Dünya Kaçtı Gözüme 1956 Sen Sen Sen 1957 Bir Kapı Önünde 1961 Yuvarlağın Köşeleri (özdeyişler) 1962 Yumuşaklıklar Değil 1970 Nasılsın 1975 Çiçekleri Yemeyin 1978 Yalnızlık Paylaşılmaz 1983 Benden Sonra Mutluluk 1987 Dün Yağmur Yağacak ŞİİRLERİNDEN... Yalnızlık Paylaşılmaz Yalnızlık, yaşamda bir an, Hep yeniden başlayan.. Dışından anlaşılmaz. Ya da kocaman bir yalan, Kovdukça kovalayan.. Paylaşılmaz. Bir düşün'de beni sana ayıran Yalnızlık paylaşılmaz Paylaşılsa yalnızlık olmaz. Kalmak Türküsü Daha gidilecek yerlerimiz var Şu sohbetini dinler gideriz. Coştukça şarkılar, türküler, sazlar Rakı mı, şarap mı, içer gideriz. Geçse de umudun baharı yazı Gözlerde kalıyor yaşanmış izi Kimseler kınamaz burada bizi Ne varsa hesabı öder gideriz. Söyleyecek sözü olan anlatsın İsterse içine yalan da katsın Yeter ki kendinden, bizden söz etsin Yalanı doğruyu sezer gideriz. Neler gördük neler bu güne kadar Daha gidilecek yerlerimiz var Bizi buralarda unutamazlar Kalacak bir türkü söyler gideriz. Sevgiye var olduk sevdik sevildik Kavgalara girdik öldük, dirildik Bir anlam fırını içinde piştik Anlamlı güzeli sever gideriz. Kaynakça: Son Yüzyıl Büyük Türk Şiiri Antolojisi - Ataol Behramoğlu
__________________
' ' ' "Hayat bir bisiklete binmek gibidir. Pedalı çevirmeye devam ettiğiniz sürece düşmezsiniz" Claude Peppeer----------------
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
42147
![]() ![]() Giriş Tarihi: 23-03-2006
Mesajlar: 6,655
Rep Gücü: 3129
Rep Puanı : 775115
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Mehmet Akif Ersoy (1873 - 1936) ![]() Türk, şair. İstiklal Marşı'nı yazmış, günlük konuşma dilinin şiirle kaynaşmasını sağlayarak halkçı bir nazmın doğuşuna ön ayak olmuştur. İstanbul'da doğdu, 27 Aralık 1936'da aynı kentte öldü. Bir medrese hocası olan babası doğumuna ebced hesabıyla tarih düşerek ona "Rağıyf" adını vermiş, ancak bu yapma kelime anlaşılmadığı için çevresi onu "Âkif" diye çağırmıştır. Babası Arnavutluk'un Şuşise köyündendir, annesi ise aslen Buharalı'dır. Mehmed Âkif ilköğrenimine Fatih'te Emir Buharî mahalle mektebinde başladı. Maarif Nezareti'ne bağlı iptidaîyi ve Fatih Merkez Rüştiyesi'ni bitirdi. Bunun yanı sıra Arapça ve İslami bilgiler alanında babası tarafından yetiştirildi. Rüştiye'de "hürriyetçi" öğretmenlerinden etkilendi. Fatih camii'nde İran edebiyatının klasik yapıtlarını okutan Esad Dede'nin derslerini izledi. Türkçe, Arapça, Farsça, veFransızca bilgisiyle dikkati çekti. Mekteb-i Mülkiye'nin idadi (lise) bölümünde okurken şiirle uğraştı. Edebiyat hocası İsmail Safa'nın izinden giderek yazdığı mesnevileri şair Hersekli Arif Hikmet Bey övgüyle karşıladı. Babasının ölümü ve evlerinin yanması üzerine mezunlarına memuriyet verilen bir yüksek okul seçmek zorunda kaldı. 1889'da girdiği Mülkiye Baytar Mektebi'ni 1893'te birincilikle bitirdi. Ziraat Nezareti (Tarım Bakanlığı) emrinde geçen yirmi yıllık memuriyeti sırasında veteriner olarak dolaştığı Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da köylülerle yakın ilişkiler kurma olanağı buldu. İlk şiirlerini Resimli Gazete'de yayımladı. 1906'da Halkalı Ziraat Mektebi ve 1907'de Çiftçilik Makinist Mektebi'nde hocalık etti. 1908'de Dârülfünûn Edebiyat-ı Umûmiye müderrisliğine tayin edildi. İlk şiirlerinin yayımlanmasını izleyen on yıl boyunca hiçbir şey yayımlamadı. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte Eşref Edip'in çıkardığı Sırat-ı Müstakim ve sonra Sebilürreşad dergilerinde sürekli yazılar yazmaya, şiirler ve çağdaş Mısırlı İslam yazarlarından çeviriler yayımlamaya başladı. 1913'te Mısır'a iki aylık bir gezi yaptı. Dönüşte Medine'ye uğradı. Bu gezilerde İslam ülkelerinin maddi donatım ve düşünce düzeyi bakımından Batı karşısındaki zayıflıkları konusundaki görüşleri pekişti. Aynı yılın sonlarında Umur-u Baytariye müdür muavini iken memuriyetten istifa etti. Bununla birlikte Halkalı Ziraat Mektebi'nde kitabet ve Darülfununda edebiyat dersleri vermeye devam etti. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdiyse de cemiyetin bütün emirlerine değil, sadece olumlu bulduğu emirlerine uyacağına dair and içti. I. Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin gizli örgütü olan Teşkilât-ı Mahsusa tarafından Berlin'e gönderildi. Burada Almanlar'ın eline esir düşmüş Müslümanlar için kurulan kampta incelemeler yaptı. Çanakkale Savaşı'nın akışını Berlin'e ulaşan haberlerden izledi. Batı uygarlığının gelişme düzeyi onu derinden etkiledi. Yine Teşkilât-ı Mahsusa'nın bir görevlisi olarak çöl yoluyla Necid'e ve savaşın son yılında profesör İsmail Hakkı İzmirli'yle birlikte Lübnan'a gitti. Dönüşünde yeni kurulan Dâr-ül -Hikmetül İslâmiye adlı kuruluşun başkâtipliğine getirildi. Savaş sonrasında Anadolu'da başlayan ulusal direniş hareketini desteklemek üzere Balıkesir'de etkili bir konuşma yaptı. Bunun üzerine 1920'de Dâr-ül Hikmet'deki görevinden alındı. İstanbul Hükümeti Anadolu'daki direnişçileri yasa dışı ilan edince Sebillürreşad dergisi Kastamonu'da yayımlanmaya başladı ve Mehmed Âkif bu vilayette halkın kurtuluş hareketine katkısını hızlandıran çalışmalarını sürdürdü. Nasrullah Camii'nde verdiği hutbelerden biri Diyarbakır'da çoğaltılarak bütün ülkeye dağıtıldı. Burdur mebusu sıfatıyla TBMM'ye seçildi. Meclis'in bir İstiklâl Marşı güftesi için açtığı yarışmaya katılan 724 şiirin hiçbiri beklenilen başarıya ulaşamayınca maarif vekilinin isteği üzerine 17 Şubat 1921'de yazdığı İstiklal Marşı, 12 Mart'ta birinci TBMM tarafından kabul edildi. Sakarya zaferinden sonra kışları Mısır'da geçiren Mehmed Âkif, laik bir Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması üzerine Mısır'da sürekli olarak yaşamaya karar verdi. 1926'dan başlayarak Camiü'l-Mısriyye'de Türk dili ve edebiyatı müderrisliği yaptı. Bu gönüllü sürgün yaşamı sırasında siroz hastalığına yakalandı ve hava değişimi için 1935'te Lübnan'a, 1936'da Antakya'ya birer gezi yaptı. Yurdunda ölmek isteği ile Türkiye'ye döndü ve İstanbul'da öldü. Mehmed Âkif'in 1911'de 38 yaşında iken yayımladığı ilk kitabı Safahat bağımsız bir edebi kişiliğin ürünüdür. Bununla birlikte kitabın Tevfik Fikret'ten izler taşıdığı görülür. Fransız romantiklerinden Lamartine'i Fuzuli kadar, Alexandre Dumas fils'i Sâdi kadar sevdiğini belirten şair, bütün bu sanatçıların uğraşı alanlarına giren "manzum hikâye" biçimini kendisi için en geçerli yazı olarak seçmiştir. Ancak, sahip olduğu köklü edebiyat kaygusu onun yalınkat bir manzumeci değil, bilinçle işlenmiş ve gelişmeye açık bir şiir türünün öncüsü olmasını sağlamıştır. Mehmed Âkif'in düşünsel gelişiminde en belirleyici öğe onun çağdaş bir İslamcı oluşudur. Çağdaş İslamcılık, Batı burjuva uygarlığının temel değerlerinin İslam kaynaklarına uyarlı olarak yeniden gözden geçirilmesini, Batı'nın toplumsal ve düşünsel oluşumuyla özde bağdaşık, ama yerel özelliklerini koruyan güçlü bir toplum yapısına varmayı öngörür. Bu görüşe koşut olarak Mehmed Âkif'in şiir anlayışı Batılı, hatta o dönemde Batı'da bile örneklerine az rastlanacak ölçüde gerçekçidir. Kafiyenin geleneksel Osmanlı şiirinde bir bela olduğunu savunan, resim yapmanın yasak sayılmasının, somut konumların betimlenmesini aksattığı ve bu yüzden şiirin olumsuz etkiler altında kaldığı görüşünü ileri süren Mehmed Âkif, Fuzuli'nin Leylâ vü Mecnûn adlı yapıtının plansız olduğu için yeterince başarılı olamadığını dile getirecek ölçüde çağdaş yaklaşımlara eğilimlidir. Konuşma diline yaslandığı için kolayca yazılıvermiş izlenimi veren şiirleri biçime ilişkin titiz bir tutumun örnekleridir. Hem aruzdan doğan bağların üstesinden gelmiş, hem de şiirin bütününü kapsayan bir iç musiki düzenini gözetmiştir. Dilde arılaşmadan yana olan tutumunu her şiirinde biraz daha yalın bir söyleyişi benimseyerek somutlukla ortaya koymuştur. Mehmed Âkif geleneksel edebiyatın olduğu kadar, Batı kültürünün değerleriyle etkileşimi kabul eder, ancak Doğu'ya ya da Batı'ya öykülenmeye şiddetle karşı çıkar. Çünkü her edebiyatın doğduğu toprağa bağlı olmakla canlılık kazanabileceği ve belli bir işlevi yerine getirmedikçe değer taşımayacağı görüşündedir. Gerçekle uyum içinde olmayı herşeyin üstünde tutar. Altı yüzyıllık seçkinler edebiyatının halktan uzak düştüğü için bayağılaştığına inanır. İçinde yaşanılan toplumun özellikleri göz önüne alınmadan Batılı yeniliklere öykünmenin doğrudan doğruya edebiyata zarar vereceği, "edebsizliğin başladığı yerde edebiyatın biteceği" anlayışına bağlı kalarak "sanat sanat içindir" görüşüne karşı çıkmış, "libas hizmetini, gıda vazifesini" gören bir şiiri kurma çabasına girişmiştir. Bu yüzden toplumsal ve ideolojik konuları şiir ile ve şiir içinde tartışma ve sergileme yolunu seçmiştir. Bütün çıplaklığıyla gerçeği göstermekteki amacı okuyucusunu insanların sorunlarına yöneltmektir. Bu kaygıların sonucu olarak yoksul insanların gerçek çehreleriyle yer aldığı şiirler Türk edebiyatında ilk kez Mehmed Âkif tarafından yazılmıştır. Mehmed Âkif şiirinin yaşadığı dönemde ve sonrasında önemini sağlayan gerçekçi tutumudur. Bu şiirde düş gücünün parıltısı yerini gözle görülür, elle tutulur bir yapıya bırakmıştır. Şairin nazım diline bu dilin özgül niteliğini bozmaksızın elverişli olduğu gelişmeyi kazandırması, aruz veznini yumuşatmayı, başarmasıyla mümkün olmuştur. Bu aynı zamanda Türkçe'nin şiir söylemedeki olanaklarının ne ölçüde geniş olduğunu göstermesi demektir. Söz konusu dönemde her şairin dili kişisel bir dil kurma adına dar bir vadiye sıkışmak zorunda kalmıştı. Mehmed Âkif dilin toplumsal kimliğini öne çıkarmış, üslupta öz günlük ve kişiselliğe ulaşmıştır. Yenilikçi bir şair olarak, yaşadığı dönemde görülen ölçüsüz yenilik eğiliminin bozucu etkilerine, ölçüsü işleviyle bağlantılı bir şiir kurmak suretiyle sınır çekmeye çalışmıştır.
__________________
' ' ' "Hayat bir bisiklete binmek gibidir. Pedalı çevirmeye devam ettiğiniz sürece düşmezsiniz" Claude Peppeer----------------
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Neuro Kanki
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 04-12-2006
Konum: Ruhundan
Mesajlar: 4,642
Rep Gücü: 23730
Rep Puanı : 5927734
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Bedri Baykam
![]() Bedri Baykam 1957 yılında Ankara'da doğdu. İki yaşında resim yapmaya başladı. Altı yaşında Ankara, Bern ve Cenevre'de ilk eserlerini sergiledi. Harika çocuk olarak tanımlandığı 1960'lı yıllarda Avrupa ve Amerika'nın birçok sanat merkezinde sürekli olarak sergiler açtı, büyük ilgi gördü. İstanbul Fransız Lisesi'ne devam eden Bedri Baykam 1975 yılında Paris'e taşındı. Sorbonne Üniversitesi'nde işletme ve ekonomi tahsili yapan Baykam, bu fakülteden master aldı. Paris'te aynı süreç içinde L'Actorat isimli özel okulda aktörlük tahsili de yaptı. 1980 yılında Amerika'ya taşınan sanatçı, 1984'e kadar California College of Arts and Crafts'de resim ve sinema eğitimi gördü. 1987 yılına kadar Amerika'da kalan Baykam, bu süre içinde de San Francisco, New York, İstanbul ve Paris'te birçok sergiler açmaya devam etti. 1987'de atölyesini İstanbul'a taşıyan Baykam, bugüne kadar 71 kişisel sergi açtı, birçok grup sergisine katıldı, birçok kısa metrajlı film ve video filmleri çekti, kısa ve uzun metrajlı filmlerde aktörlük yaptı. Baykam'ın yayınlanmış onbir kitabı bulunuyor: "Boyanın Beyni" (1990), "27 Mayıs İlk Aşkımızdı" (1994), "Mustafa Kemaller Görev Başına" (1994 ), "Monkeys' Right To Paint" (Maymunların Resim Yapma Hakkı) (1994), "Ödünsüz Laik Türkiye" (1995),"Geçici Anlar, Kalıcı Tatlar" (1996), "Gözleri Hep Üzerimizde" (1996), "Dönemin Rengi" (1997), "68'li Yıllar-Eylemciler" (1998), "68'li Yıllar-Tanıklar" (1999), "Maymunların Resim Yapma Hakkı" (Monkeys' Right To Paint'in Türkçesi) 1999, "Küba ve Binyılın Süvarisi Che" (2000) Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düşünce Derneği'nin aktif üyelerinden olan sanatçı, aynı zamanda Plastik Sanatlar Derneği'nin de kurucularından ve bu dönem de 2. başkanı. Sosyal demokrat üç partinin birleşmesini sağlamak amacıyla kurulan Taban Operasyonu hareketini, çeşitli demokratik kitle örgütleri başkanları ile beraber örgütleyen ve yönlendiren Baykam, 1995 yılı CHP kurultayında, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi ve bu göreve üç sene boyunca devam etti. Daha önce Tempo, Siyah-Beyaz, Cumhuriyet, Aydınlık ve Akşam'da köşesi olan ve üç yıl boyunca "Dönemin Rengi" isimli bir kültür tartışma programını Prima TV'de hazırlayan ve sunan Baykam, Artist-Skala sanat dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapıyor. 1999 Aralık ayında, 40 yıllık sanat serüvenini ele alan retrospektif sergisi İstanbul'da, AKM'de açıldı. Amerikalı yönetmen Stefan R. Svetiev'in "This Has Been Done Before" isimli filmi, sanatçının tüm kariyerini ve siyasi yaşamını ele alan bir belgesel olarak aynı süreçte tamamlandı. Boyut Yayın Grubu aynı vesileyle Baykam'ın tüm dönemlerini biraraya getiren 480 sayfalık, "I'm Nothing But I'm Everything" isimli geniş monografiyi yayınladı. 1997 Mayıs ayında gazeteci Sibel (Yağcı) Baykam ile evlendi. Ocak 1999'da çiftin Suphi adını verdikleri oğulları oldu.
__________________
**ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM* Bana irkimi sormayin kah beyazim kah siyahim bazen Türküm bazen Kürdüm Islam dini yeter bana….D.A.F.A Abi.schizoprenic_..borriz..tayfun ...HELLKNIGHT.. mysterio_jr,fonex01,hanedan, Eski dostları unutmadık,unutturmayacağız.... unutulmayacaksınız schizophrenic_ Hellknight byte_39 DaMieN MysterioJR tayfun bydemir BoRriZ dafa jjcanex medic CaPTaiN_NeMo Kasif76 Fonex Koray_C Dominique0707 Hanedan kaplsiZz ericcantona ilporto revelation vangouf optik72
don't panic.. I'm muslim man!!!!! |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Neuro Kanki
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 04-12-2006
Konum: Ruhundan
Mesajlar: 4,642
Rep Gücü: 23730
Rep Puanı : 5927734
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Mehmet Rauf
12 Ağustos 1875 tarihinde İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Balat'daki mahalle mektebiyle, Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesi'nde gören Mehmet Raûf, Bahriye mektebini bitirerek (1893) deniz subayı oldu. 1894'de staj için Girit'e, 1895'de Kiel kanalının açılış merasiminde bulunmak üzere Almanya'ya gönderildi ve dönüşünde Trabya'da elçilik gemilerinin irtibat subaylığına atandı. Üç kez evlenen (ilki Tevfik Fikret'in halasının kızıdır) ve çeşitli gönül maceraları peşinde sürüklenen 1908'den sonra bahriyeden ayrılarak, hayatını yazarlıkla kazanmaya çalıştı. Cumhuriyet devrinde kadın dergileri çıkarmasına, ticaretle uğraşmasına rağmen eknomik sıkıtılardan bir türlü kurtulamadı ve yoksulluk içinde, 23 Aralık 1931 tarihinde İstanbul'da öldü. ESERLERİ Romanları:Eylül,Ferda-ı Garam, Karanfil ve Yasemin, Genç Kız Kalbi, Böğürtlen, Son Yıldız, Halas, Ceriha, Kan Damlası. Hikaye kitapları:İhtizar, Son Emel, Aşk Kadını, Eski Aşk Geceleri,İlk Temas, İlk Zevk Oyun:Pençe Düzyazı şiirler:Siyah İnciler
__________________
**ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM* Bana irkimi sormayin kah beyazim kah siyahim bazen Türküm bazen Kürdüm Islam dini yeter bana….D.A.F.A Abi.schizoprenic_..borriz..tayfun ...HELLKNIGHT.. mysterio_jr,fonex01,hanedan, Eski dostları unutmadık,unutturmayacağız.... unutulmayacaksınız schizophrenic_ Hellknight byte_39 DaMieN MysterioJR tayfun bydemir BoRriZ dafa jjcanex medic CaPTaiN_NeMo Kasif76 Fonex Koray_C Dominique0707 Hanedan kaplsiZz ericcantona ilporto revelation vangouf optik72
don't panic.. I'm muslim man!!!!! |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Neuro Kanki
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 04-12-2006
Konum: Ruhundan
Mesajlar: 4,642
Rep Gücü: 23730
Rep Puanı : 5927734
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Cahit Berkay
![]() 3 Ağustos 1946'da Isparta'da doğdu. 1959'da ailesi ile birlikte İstanbul'a gelen Berkay, liseyi İstanbul Kabataş Lisesi'nde bitirdi. Daha sonra İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi'nde yüksek eğitimini tamamladı. Müzik hayatına, 1962 yılında Siyah inciler grubunda başladıktan sonra, 1964'te Selçuk Alagöz'ün grubunda profesyonel oldu. Moğolları kuran ilk kadroda yer aldı. Grupta akustik elektrik gitar, yaylı tambur, ıklığ, bağlama çalıyordu. 1974'de sinema dünyasına giren Berkay, Moğollar dışında yıllardır film müzikleri yapıyor. 1978'de"Fıratın cinleri", 1982'de"Kırık bir aşk hikayesi", 1991'de"Gizli yüz" filim müzikleri ile Altın Portakal ödülünü aldı. 149 film, 58 dizi ve 10'un üzerinde belgesel müziği yapan Cahit Berkay, 1997'de, film müzikleri albümleri serisinin birincisini yaptı. 1998de Film müzikleri volüm 2 , 2000de de, Film müzikleri volüm 3ü yaptı.
__________________
**ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM* Bana irkimi sormayin kah beyazim kah siyahim bazen Türküm bazen Kürdüm Islam dini yeter bana….D.A.F.A Abi.schizoprenic_..borriz..tayfun ...HELLKNIGHT.. mysterio_jr,fonex01,hanedan, Eski dostları unutmadık,unutturmayacağız.... unutulmayacaksınız schizophrenic_ Hellknight byte_39 DaMieN MysterioJR tayfun bydemir BoRriZ dafa jjcanex medic CaPTaiN_NeMo Kasif76 Fonex Koray_C Dominique0707 Hanedan kaplsiZz ericcantona ilporto revelation vangouf optik72
don't panic.. I'm muslim man!!!!! |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Neuro Kanki
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 04-12-2006
Konum: Ruhundan
Mesajlar: 4,642
Rep Gücü: 23730
Rep Puanı : 5927734
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Yahya Kemal Beyatlı
![]() 2 Aralık 1884 yılında Üsküp'te doğdu. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. İlk öğrenimini İstanbulda Vefa Lisesinde tamamladı. Parise giderek (1903) bir yıl bir kolejde Fransızcasını ilerlettikten sonra Siyasal Bilgiler Fakültesine girdi. Dokuz yıl kaldığı Paristen döndükten (1912) sonra, İstanbulda üniversitede çeşitli dersler okuttu (1915-1923), Urfa milletvekili oldu (1923); Varşova (1926), Madrid (1929) Ortaelçiliklerine atandı, Tekirdağ (1935-1942) ve İstanbul (1943-1946) milletvekilliklerinde bulundu. Büyükelçi olarak Pakistana gitti (1948), bir yıl sonra emekliye ayrılarak yurda döndü (1949). Rumelihisarı mezarlığında gömülü. Spor ve Sergi Sarayı civarındaki parka bir anıtı dikildi (1968) Kişiliğini Pariste okurken ünlü tarihçi Albert Sorelin derslerinden aldığı tarih zevkiyle, Fransız şairlerinin (Jean Moreas, Baudelaire, Verlaine, vb.) ölçü ve biçim güzelliklerinde buldu. Parise gidişi, II. Abdülhamit baskısından bir kaçış olduğu halde, orada siyasi faaliyetlere katılmayarak sanat çevrelerinde kendini yetiştirdi. Paris öncesi Hamid ve Servet-i fünun şiiri etkisinden kendisini böylelikle kurtardı, klasik divan şiirimizi Batı şiirindeki bütünlük anlayışıyla ele aldı. Avrupa dönüşü Yeni Mecmuada "bulunmuş sayfalar" başlığıyla yayımladığı gazel ve şarkılarla tanındı (1918). Bu neoklasik şiirler, onun çıkış noktasının Osmanlı tarih ve şiiri olduğunu gösterdiği gibi, sonradan yeni şekiller ve sade dille yazdıklarında da şairin genel olarak Osmanlı medeniyet ve kültürüne bağlı kaldığı görülür. Onda tarih, vatan, millet ve İstanbul sevgisi, hep bu açıdan işlenir. Osmanlı medeniyeti yüzyıllar boyu en yüce eserlerini İstanbulda yarattığı için, Yahya Kemaldeki İstanbul, Boğaziçi ve Türk musikisi hayranlığına, tabiat güzellikleri yanı sıra, tarih değerleri de girer. Duygu, düşünce ve hayali ustalıkla kaynaştıran şair, pek çoğuna hikaye karakteri verdiği lirik-epik şiirlerinin konularını aşk, tabiat, deniz, ölüm ve sonsuzluktan da alır. İç ahengi her şeyden üstün tutuşu, şiiri "musikiden başka türlü bir musiki" kabul edişi; "Ok" şiiri bir yana, bütün şiirlerini, bu ahengin sağlanmasına daha elverişli gördüğü aruzla yazmasına sebep oldu Yahya Kemal, şiirlerini, makale ve hikayelerini sağlığında kitaplarda toplamamış, eserleri dergilerde, dağınık kalmıştı. Ölümünden sonra dostları ve hayranları tarafından bir Yahya Kemali Sevenler Cemiyeti kurulduğu gibi, İstanbul Fetih Cemiyetine bağlı bir de Yahya Kemal Enstitüsü ve Müzesi açıldı (1961). Bu Enstitünün yayımlamaya başladığı Yahya Kemal Külliyatında şairin ilk üçü şiirlerini; diğeri makale, deneme ve anılarını derleyen şu eserleri çıktı: Kendi Gök Kubbemiz (1961), Eski Şiirin Rüzgariyle (1962), Rübailer ve Hayyam Rübailerini Türkçe Söyleyiş (1963), Aziz İstanbul (1964), Eğil Dağlar (1966), Siyasi Hikayeler (1968), Siyasi ve Edebi Portreler (1968), Edebiyata Dair (1971), Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım (1973), Tarih Müsahabeleri (1975), Bitmemiş Şiirler (1976), Mektuplar-Makaleler (1977) Hakkında yayımlanan kitapların sayısı yirmiyi geçer.
__________________
**ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM* Bana irkimi sormayin kah beyazim kah siyahim bazen Türküm bazen Kürdüm Islam dini yeter bana….D.A.F.A Abi.schizoprenic_..borriz..tayfun ...HELLKNIGHT.. mysterio_jr,fonex01,hanedan, Eski dostları unutmadık,unutturmayacağız.... unutulmayacaksınız schizophrenic_ Hellknight byte_39 DaMieN MysterioJR tayfun bydemir BoRriZ dafa jjcanex medic CaPTaiN_NeMo Kasif76 Fonex Koray_C Dominique0707 Hanedan kaplsiZz ericcantona ilporto revelation vangouf optik72
don't panic.. I'm muslim man!!!!! |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Neuro Kanki
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 04-12-2006
Konum: Ruhundan
Mesajlar: 4,642
Rep Gücü: 23730
Rep Puanı : 5927734
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
![]() 27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa'da başladı. 1903'te İzmir İdadisi'ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır'a döndü, öğrenimini İskenderiye'deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908'de başladığı İstanbul Hukuk Okulu'nu bitirmedi. 1909'da, arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti Topluluğu'na katıldı. 1916'da tedavi olmak için gittiği İsviçre'de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam Gazetesi'ndeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı'nı destekledi. 1921'de Ankara'ya çağrıldı ve bazı görevler verildi. 1923'te Mardin, 1931'de Manisa Milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. 1932'de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro Dergisi'nin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro Dergisi'nin 1934'te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran Elçiliği'ne atandı. Daha sonra 1935'te Prag, 1939'da La Haye, 1942'de Bern, 1949'da Tahran ve 1951'de yine Bern Elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960'tan sonra Kurucu Meclis Üyeliği'ne seçildi. Siyasal hayatının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa Milletvekilliği oldu. 13 Aralık 1974'te Ankara'da öldü. Karaosmanoğlu, yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde başladı. Fecr-i Âticiler'in "sanat şahsi ve muhteremdir" görüşünü paylaştığı ve "sanat için sanat" yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı şiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk Toplumu'nun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında eserlerinde belli tarihi dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet'in, Sodom ve Gomore Mütareke Dönemi'nin, Yaban Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet'in ilk on yılının, Bir Sürgün II. Abdülhamid Dönemi'nin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. Karaosmanoğlu, 1920'lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerek romancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiştir. 1955'ten sonra da anı kitaplarından başka bir şey yazmamıştır. Romanları arasında en ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban'dır. Nur Baba, Karaosmanoğlu'nun ilk romanıdır. 1922'de kitap olarak çıkmadan önce gazetede yayımlanmıştır. Ama yazılışı ondan sekiz dokuz yıl öncesine gider. O yıllar, Karaosmanoğlu'nun Eski Yunan ve Latin edebiyatıyla ilgilendiği ve Çamlıca'daki bir Bektaşi Tekkesi'ne devam ettiği dönemdir. Nur Baba'yı Euripides'in Bakkhalar'ından esinlenerek ve Tekke'deki gözlemlerine dayanarak yazmıştır. Roman, tekkenin şeyhiyle, evli bir kadın arasındaki tutkulu bir aşkın öyküsünü anlatır. İçki, müzik ve sevişmeyle sabahlara değin süren ayinler, Bektaşi töreleri ve tekke yaşamı kitapta büyük yer tutar. Bu ayinlerle Bakkhalar'in ayinleri arasında benzerlik bulan Karaosmanoğlu, romanın kadın kahramanı Nigâr'ın cinsi ilişkileriyle bu benzerliği anlatmaya çalışır. Ancak okur için romanın ilginç yönü Bektaşilik'e ilişkin bilgiler olmuş ve bu yönü, yapıtın çok satılmasını sağladığı gibi Karaosmanoğlu'nun ününü de yaygınlaştırmıştır. Ancak Karaosmanoğlu, Bektaşilik'in sırlarını açıklamak ve üstelik Bektaşilik'i küçük düşürmekle suçlandığı için romanın ilk ve ikinci baskılarına yazdığı "izah"larla bu suçlamalara karşı kendini savunmak gereğini duymuştur. Kiralık Konak'ta Karaosmanoğlu, II. Meşrutiyet yıllarında Batılılaşma Hareketi'nin yol açtığı değer kargaşasını, geleneklerden ve eski hayat biçiminden ayrılışı ve kuşaklar arasındaki kopukluğu sergiler. Romanda, yazar adına konuşan Hakkı Celis, başlangıçta yurt sorunlarına karşı ilgisiz, âşık, içli bir şairken, sonradan bilinçlenerek değişir ve "milli ideal" sevdasına tutulur. Bu ideal geleceğin Türkiye'sidir. Karaosmanoğlu, romanın diğer kişilerini ve dolayısıyla toplumu, bu yeni bilince ulaşmış Hakkı Celis'in gözleriyle değerlendirir ve yargılar.
__________________
**ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM* Bana irkimi sormayin kah beyazim kah siyahim bazen Türküm bazen Kürdüm Islam dini yeter bana….D.A.F.A Abi.schizoprenic_..borriz..tayfun ...HELLKNIGHT.. mysterio_jr,fonex01,hanedan, Eski dostları unutmadık,unutturmayacağız.... unutulmayacaksınız schizophrenic_ Hellknight byte_39 DaMieN MysterioJR tayfun bydemir BoRriZ dafa jjcanex medic CaPTaiN_NeMo Kasif76 Fonex Koray_C Dominique0707 Hanedan kaplsiZz ericcantona ilporto revelation vangouf optik72
don't panic.. I'm muslim man!!!!! |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Neuro Kanki
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 04-12-2006
Konum: Ruhundan
Mesajlar: 4,642
Rep Gücü: 23730
Rep Puanı : 5927734
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Gani Müjde
![]() Doğum Tarihi / Yeri 01.01.1959 İstanbul Eğitim Mimar Sinan Üniversitesi Sinema - Televizyon Bölümü G. Başlangıç Yılı G. Başlangıç Kurumu Çalıştığı Kurumlar Gırgır, Fırt , Laklak , Limon , Nankör, Deli, Politika, Şenola, Günaydın, Güneş, Cumhuriyet, Tomorrow, Aktüel, Sabah, Milliyet. Aldığı Ödüller Yayınlanmış Eserler Peynir Gemisi (22.Baskı), T.Örkiye (14. Baskı), Ayaküstü ( 9.Baskı), Beraber ve Solo Kaygılar (9.Baskı), Ahmak Islatan (6.Baskı), Aramızda Kalsın (6.Baskı), Seni sevdiğimi kimseye söyleme , çünkü ben herkese söyledim (8.Baskı), Üç yanlış bir doğruyu götürür (4. Baskı), İsim, şehir, hayvan, bitki (2.Baskı), Kahpe Bizans (Senaryo Kitabı), Ya benimsin ya toprağın ya da arasını bulalım (2.Baskı), Bendeki Kulak Van Gogh’ta yok (Yeni ) Özgeçmiş Yugoslavya göçmeni bir ailenin 4. ve son çocuğudur. Lise yıllarında karikatüre olan ilgisi nedeni ile Gırgır dergisine gidip gelirken zamanla dergide çalışmaya başladı. 8 yıla yakın bir süre Gırgır ve Fırt dergilerinde çalıştı. Laklak adlı dergide bir süre editörlük yaptı.Sonra bir gurup arkadaşı ile birlikte ayrılıp Limon dergisini kurdu. Bu dergide Peynir Gemisi başlığı altında sürekli yazılar yazmaya başladı. Tükenmezkalem adlı bir yazım ve prodüksiyon şirketi kuran Gani Müjde halen NTV de GÜNDEM DIŞI başlığı altında günlük söyleşiler gerçekleştirmekte Aktüel ve Marine Aktüel dergilerinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Çok tutan iki sinema filmine imza attı; Arabesk ve Kahpe Bizans. İlkine senarist, ikincisine hem senarist hem yönetmen olarak... Yazdığı ve katkıda bulunduğu veya Tükenmezkalem tarafından yapımı gerçekleştirilen televizyon programları:Uğur Yücel Aile Planlaması skeçleri. (Aile Planlaması Vakfı), Biraz Düş Biraz Gülüş.(TRT), Eğrisiyle Doğrusuyla.(TRT), Bir Başka Gece (TRT), Şamata (Show TV), Bir yaz gecesi rüyası (TRT), Eller yukarı (İnterstar), Turgutlu Sultanlığı (Çizgi Film-Show TV), Laf Lafı Açıyor (Show TV-Kanal D), Kaygısızlar (Kanal D- İnterstar - Kanal 6), İnce İnce Yasemince (Kanal D - İnterstar), Baskül Ailesi (İnterstar - Kanal D), Şafak Vakti (Kanal D), Akasya Pasajı (Kanal D), Dostlar Pasajı (TRT), Ruhsar (Kanal D), Şans Direksiyonu (Kanal D), Ayrılsak ta beraberiz (TRT), Vay Anam Vay (Kanal D), Dikkat Bebek Var (TRT), Zor Baba (TGRT), Ceyhun Yılmaz Show (ATV), Kibar Ana (Kanal D - Star), Yarım Elma (Kanal D), İki Arada (Kanal D), Bayanlar Baylar (Kanal D) Yazdığı veya katkıda bulunduğu sahne gösterileri:Uğur Yücel - Müjde Ar Show; Uğur Yücel - Sezen Aksu Show; Müzikomedi (Nükhet Duru - Demet Akbağ - Rasim Öztekin); Mega Show; Ve Cem Özer ve...; Beyaz stand-up Yazdığı Tiyatro Oyunları:Burası T.Ö.rkiye (Ercan Yazgan - Cihat Tamer), 2071 Türkiye (Demet Akbağ - Rasim Öztekin - Cenk Koray)
__________________ **ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM* Bana irkimi sormayin kah beyazim kah siyahim bazen Türküm bazen Kürdüm Islam dini yeter bana….D.A.F.A Abi.schizoprenic_..borriz..tayfun ...HELLKNIGHT.. mysterio_jr,fonex01,hanedan, Eski dostları |