![]() |
|
|||||||
| Deneme, Hikaye Burada deneme ve yazıları paylaşabilir ve bulabilirsiniz |
![]() |
|
|
Forum Araçları | Görüntüleme Biçimleri |
|
|
#1 (permalink) |
|
Teğmen
![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 24-02-2007
Mesajlar: 365
Rep Gücü: 190
Rep Puanı : 46777
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Burma camiinin yan tarafındaki kalabalık her zaman dikkatimi çekiyordu. Daldım kalabalığın içine. Bu kalabalık yıllardır her salı ve çarşamba burada oluyordu.
Etrafıma bakındığımda, kasketli, hacı şapkalı, örgü şapkalı, bir sürü insan bana bakıyordu. Kendimi bir an 1950 li yıllarda hissettim, o kalabalıkta. Yüzlerinde acımasız zamanın derin çizgilerini taşıyan ve kısa saçları ile başlarına kar yağmış, ya da hepsi eli yüzü bembeyaz un olmuş yaşlı değirmencileri andıran, halleriyle bana kesik bakışlar savurup. Bu takım elbiseli gencin burada ne işi var dercesine imrenerek bakıyorlardı. Arlarında dolaşırken kendimi dünyanın en zengin insanı gibi hissettim. Çünkü hepsi bana kıskanarak bakıyor ve “hey gidi gençlik” diye, benim elimdeki paha biçilmez gençlik sermayesini kıskanarak izliyorlardı. Bende aralarında gezinirken bu kalabalık burada ne iş yapar diye, etrafa meraklı bakışlarımı savuruyordum, gördüğüm manzara karşısında öyle çok etkilendim ki, dünyada hiçbir fuar ve hiçbir sergi beni bu kadar etkileyemezdi. Yaşlı insanlar, yerlere serdikleri bezlerin üzerinde bir şeyler satıyorlardı. Bir tarafta ise yerde kıyafetler katlanmış halde müşterisini bekliyordu. Diğer tarafta tesbihler, bir başka yerde cep saati ve kol saatleri vardı. Yaşlı amcaların yere serdikleri bezlerin üstünde sattıkları şeyler beni derinden etkilemişti aslında. Bir yaşlı amcanın tezgahında şunlar vardı. Kullanılmış saç tarakları, kullanılmış tükenmez ve kurşun kalemler, bir tane boş kalem ucu kutusu, arka tarafı küflenmiş ve çok eski kalem piller, bir camı olmayan bir sapı olmayan eski bir güneş gözlüğü, kurnası olmayan küflü musluk kafaları, eski boncuklar. Taşı ve gazı olmayan kırık çakmaklar, kullanılmış bükülmüş çay kaşığı, kırık bir ayna. Kordonu, içi ve camı olmayan dijital bir saat cesedi gibi bir çok birbiriyle alakasız ve hiçbir değeri olmayan şeyler vardı tezgahında. Bir başka tezgahta ise giyilmiş kıyafetler vardı. Kim bilir kimlerin kıyafetleriydi? Sanki kıyafetler benimle konuşuyordu. Hepsi de giyilmiş olan elbiselerin kiminin sahipleri ölmüş ve öldüğü gün üzerinde o kıyafetler varmış. Kimini gurbete bırakıp gitmiş sahipleri. Ya bir yaşlı ananın gurbete giden oğlunun kıyafeti, ya bir genç kızın rahmetli babasının kıyafetleriydi onlar. Hepsinin üzerinde sinmiş hatıralar acısı tatlısıyla. Şahitlik etmişler, dermansız dertlere tarifi mümkün olmayan sevinçlere. Birkaç adım yürüdüm yaşlı insanların arasında. Hepsinin bakışlarında ve üzerilerinde bir garibanlık görünüyordu. Temiz ama buruş buruş olan pantolon ve gömleklerinden anlaşılıyordu evde bakacak kimselerinin olmadığı Birinin yanına yaklaşıp plastik kurşun kalem uç kutusunu gösterip, “ bu kaç para dede” dediğimde. Yüzündeki kırışıkları bir tebessümle gererek “ne verirsen delikanlı” dedi. Ben bu tebessümü fırsat bilip hemen oturdum yanına. Konuşmak istedim havadan sudan. “İşlerin nasıl amca” dedim. Yaşlı ihtiyar gözlerini kıstı ve soluk gözleriyle yüzüme iyice baktı. Sonra tezgahındaki mallara baktı. Tezgahındaki malları bana yakıştıramaz bir ses tonuyla, “senin işine yarayacak bir şey yok benim tezgahımda delikanlı, ama hoşuna giden bir şey olursa al, hediyem olsun” dedi. Bu cömertlik beni duygulandırmıştı. Yaşlı amcanın koluna hafifçe dokunarak “dede ben senin yanına sohbet etmeye geldim, ama hoşuma gidecek bir şey olursa bakar bir şartla alırım” dedim. Yaşlı amca şartı merak etti ve “ ne şartın var delikanlı” dedi. Bende, “birincisi biraz sohbet etmeliyiz, ikincisi parasını vermeden almam” dedim. Yaşlı amca o zaman derisi buruşmuş elini havaya kaldırdı ve yaşlılıktan dümdüz açamadığı parmağını iki olarak karşıdaki kişiye gösterdi. Kişi hemen tepsisini alıp hareketlenince anladım bize çay söylediğini. Ben bu durumu görünce müdahale etmek istedim ve “amca ne gerek var çaya, dur bağırayım da getirmesin” deyince. Yaşlı ve titrek sesi birden serteldi ve “ misafir misafirdir, yoksa ikramı mı beğenmedin mi? Başka bir şeyde içebilirsin, fakat itiraz etmemelisin” deyince. Yüzüm kızardı ve kısa bir süre sessizlik oldu. Aslında ben yaşalı amcayı masrafa sokmak istememiştim. Yoksa içtiğim çayın parasını vermek istemem bile onu çok kıracak, bir misafirden çok hakaret eden bir yabancı olacaktım. Hemen kendimi toparlayıp, “e! Amca bunları nereden bulursun, işlerin nasıl?” dediğimde. Sanki yıllardır konuşmayı bekleyen gizemli bir hazine sandığı gibi açıldı yaşlı ihtiyarın ağzı başladı konuşmaya. “Aslında bunların hiç biri para etmez oğlum. Ama evde otur otur vakit geçmiyor. Burada cami hemen yanı başımda ezan okunmasına yakın bırakırım tezgahı camiye giderim. E! Ben de tezgahta altın satmıyorum ya, kimse ellemez ben namazdan çıkasıya bunları. Sonra gelirim otururum başına. Alan satanda olmaz da işte! Hocanın hesap, dostlar pazarda görsün, bizimkisi.” “Bizim hanım rahmetli olalı beş sene oldu. Mübarek kadındı ikimiz tıkırdar dururduk, bana can yoldaşıydı elli senemiz bir yastıkta geçti rahmetliyle. Hemen çocuklu bir kadın görse gözünün iki yerinden giderdi rahmetlinin. Çocuğumuz olmadı hiç. Bizim hanım dizimin dibine oturur hem ağlar hem de “adam gel inat etme, benden sana hayır yok. Evlen bir daha” dediyse de. Ben evlenmedim. Onun içi yanardı çocuk çocuk diye amma, benim de içim yanardı. Ben çocuk istemem, sen bana yetersin can yoldaşım, derdim”. “Allah bilmiyor mu ya, ne yalan söyleyeyim. Çocuklarını gezdiren babaları gördüm mü içim yanardı, canım çekerdi. Hele birde keratalar kucağıma gelmezde öptürmezlerse, çocuklardan fazla ağlardım kendi kendime kaldığımda. Eh! Rabbimin öyle yazmış, takdiri İlahi işte.” “Elli senemiz geçti oğlum, dile kolay. Şimdiki gençlere ben şaşırıyorum. Elli gün bir birlerinin kahrını çekmiyorlar. Bir duyduk evlenmiş, bir duyduk boşanmışlar. Evlilik için kan ağlarken yüzünün gülebilmesidir. Evlilik acı yavan, kuru soğan yiyebilmektir.” “Hiç kavgamız olmamıştır, kabri cennet olsun. Eh! O ölünce, evden bir nefes eksilince, yer beton gök ağaç, yalnızlık bir Allaha mahsus. Bende elime ne geçtiyse topladım kendim gibi işe yaramazları doldurdum çuvala getirdim aha buraya. Sabah gelirim, akşamüstü toplar giderim. Hiç olmazsa kendimi işe yaramaz çevreye yük bir ihtiyar hissetmiyorum.” Dedi. Ben o konuşurken onun konuştuklarına dalmış gitmişim. İhtiyar konuşmuyor ağzından bal damlatıyordu. Çaylarımızı da içmiştik koyu sohbetin gölgesinde. Yaşlı amcaya hep aklıma takılan bir soru vardı, onu sorayım dedim. “Amca, yaşlılar hep biz gençlere, “gençliğinizin kıymetini bilin” derler, bu gençliğin kıymetini nasıl bileceğiz? Neler yapalım yarın yaşlanınca pişman olmamak için?” dediğimde. Yaşlı amca tam açılmayan elleriyle başımı okşayarak “Helal lokma, hayırlı evlat” dedi, “ben yetmiş sene yaşadım, zaman nasıl geçti anlamadım delikanlı” dedi. Yaşlı amcaya “Allah razı olsun amca biz birbirimizin adını sormadık senin ismin ne?” Dedim, oda “Mehmet” dedi. “Bende Bekir, memnun oldum Mehmet amca” dedim. Haydi Allaha emanet Hayırlı işler dedim de tam kalkıyordum. Yaşlı amca kolumdan hafifçe tutarak “gençliğinde karınca olmazsan yaşlılığında cırcır böceği (ağustos böceği) olmazsın oğum” dedi. Yaşlı amcayla sohbet beni fazlasıyla doyurmuştu. Bana yetmiş yıl ömür harcayarak kazandığı hazine değerindeki tecrübe ve bilgilerini yetmiş dakika bile sürmeden anlatıvermişti. Yaşlılar pazarında ölmeyi bekleyen kırışık yüzlü ak saçlı ihtiyarlar değil, geleceğe atılacak sağlam adımlar için gençlere hiçbir maddi manevi menfaat beklemeden bir ömür harcayarak kazandıkları tecrübelerini vermek isteyen ve verdikleri için mutluluk duyan nur yüzlü değerlerimizin olduğunu bir kez daha anladım, başım önümde başımın içinde derin duygularla Bekir SEPET
__________________
Ben kumdum, denizin altında yatardım.
Sonra bir istridye kabuğunun içine doldum, Kabuk beni işledi inci yaptı. Bir kabuğun içindeki inciden kimin haberi olur ki? Sen derinlere daldın çok derinlere… Bu kabuğu avuçlarına aldın sudan çıkardın. Sen kabuğun içinden inciyi çıkarıp adımı inci koyana kadar Ben kum tanesiydim.Senin avuçlarında inci oldum. Sevda oldum. Nolur beni yeniden rüzgarlara bırakma. Ben bir kum tanesiyim..yok olur giderim… Son Düzenleme mirabile tarafından : 19-01-2008 at 16:32. |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Acemi Asker
Giriş Tarihi: 19-01-2008
Mesajlar: 3
Rep Gücü: 35
Rep Puanı : 8672
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
"YAŞLILAR PAZARI" Adlı yazıyı 20.07.2007 tarihinde yaşadığım şehrin bir semtindeki manza karşısında yazdım.
Yazının başkaları tarafından ilgi görüp başka sitelerde yayınlanması beni son derece mutlu ettti. Fakat mutlu ettiği kadar da, yazıyı yazan kişi olarak altında ismimin yazmaması beni bir o kadar üzdü. Bu yazıyı şahsımın yazdığını buradan bildirir ve emeğe saygı açısından yazının altında yazıyı yazan kişinin isminin belirtilmesini isterim. Yaşlılar hepimizin onlara saygı hepimizin ortak değerleri ancak yazıyı yazana emek harcayana minik bir saygı açısından altına ismi yazılması gerekir diye düşünüyorum. Saygılar. Bekir SEPET |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) | |
|
MeMeNtO MoRi>
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 28-03-2007
Konum: SAAT 6 YÖNÜNDE
Mesajlar: 5,533
Rep Gücü: 5000
Rep Puanı : 4991260
![]() |
Alıntı:
__________________
Haksızlık yapıp tüm insanlarla birlikte olmaktansa, adaletli davranıp tek başına kalmayı tercih ederim... Affetmek ve unutmak, iyi insanların intikamıdır...
hiç kimse benden iyi bir insan olmamı beklemesin... Çünkü ben affetmem ve unutmam... |
|
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Teğmen
![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 24-02-2007
Mesajlar: 365
Rep Gücü: 190
Rep Puanı : 46777
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
sayın bekır bey sızden gercekten cok ozur dılıyorum hatamı kabul edıyorum yazınızı belkıde ızınsız aldım koydum ama ınanın kotu bır amacım yoktu yazınız benı baska dıyarlara goturmustu tekrar tekrar cok ozur dılerım bu guzel yazıyı yazanın ısmını yazmam gereklıydı bagıslayın
__________________
Ben kumdum, denizin altında yatardım.
Sonra bir istridye kabuğunun içine doldum, Kabuk beni işledi inci yaptı. Bir kabuğun içindeki inciden kimin haberi olur ki? Sen derinlere daldın çok derinlere… Bu kabuğu avuçlarına aldın sudan çıkardın. Sen kabuğun içinden inciyi çıkarıp adımı inci koyana kadar Ben kum tanesiydim.Senin avuçlarında inci oldum. Sevda oldum. Nolur beni yeniden rüzgarlara bırakma. Ben bir kum tanesiyim..yok olur giderim… |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Kademeli Uzman Çavuş
![]() ![]() Giriş Tarihi: 06-01-2007
Mesajlar: 96
Rep Gücü: 41
Rep Puanı : 9837
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Benden bu yazıyı yazanada, buraya koyanada teşekkürler.Yani Bekir Bey ve sedos1'e.Buraya koyan arkadaşın sayesinde okuyabildilik, haberdar olabildik bu nefis edebi metinden.İçim ezildi, boğazımda birşeyler düğümlendi okurken.Yazan arkadaşı tebrik ederim bu kadar güzel anlatılabilir görmüş kadar oldum.Bekir Bey başka yazılarınız varsa lütfen paylaşın bizlerle.Bekir Bey ve sedos1 sizlere tekrar teşekkür ederim.
__________________
Birşeyleri değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır... Son Düzenleme diego983 tarafından : 29-02-2008 at 23:51. |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Ad|n| kOyAmAd|ğ|m
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 04-02-2008
Konum: YALAN DÜNYADAKİ TEK GERÇEK... düşler ormanın gece bekçisi...
Mesajlar: 6,867
Rep Gücü: 12212
Rep Puanı : 3046066
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
paylşaım için tşler
__________________
Affet beni, affet yüreğimdeki Gonca, Affet beni ki köklerin kirli gözyaşımla sulanmakta Ben Sana yağmur olamadım, Biliyorum… Ama Sen, hep En Sevgili, Sen hep ümitli Yağacak dedin; Bir gün o da aşktan yağacak Bak işte yağıyorum,
Dualarımı katıp gözyaşlarıma, Sağanak sağanak Sana koşuyorum. Kapındayım, geldim işte, Ey vefasız sevdalının vefalı Sevgilisi, Günahkar damlaların tertemiz Efendisi |
|
|
|
|
Reklam Vermek için ressam@gmail.com Adresine e-mail gönderiniz For Advertising contact ressam@gmail.com |