![]() |
|
|||||||
| Deneme, Hikaye Burada deneme ve yazıları paylaşabilir ve bulabilirsiniz |
![]() |
|
|
Forum Araçları | Görüntüleme Biçimleri |
|
|
#1 (permalink) |
|
Acemi Asker
Giriş Tarihi: 19-01-2008
Mesajlar: 3
Rep Gücü: 35
Rep Puanı : 8672
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
YAŞAMAKSA…
Tüm gururu ve kibriyle eli arkasında kasıla kasıla yürüyen, esmer tenli bıyıklı bir adam. Ve arkasında örgü yelek, pazen etek ve yırtık naylon ayakkabısını ayağında tutmak için büyük adımlar atamayan, ayağını hafif sürüyerek önden giden gurur ve kibir abidesine yetişmek için kafası önünde hızlı hızlı adımlar atan bir kadın. Başının üstündeki hayal dünyasında bir boşluk, anlamsız, kararsız, tutarsız. Öndeki adam nereye gidiyorsa, o da arkasından oraya gidiyordu. Tek başına, hiçbir yetkisi ve hakkı olmayan bu kadın, köyünde gezdiği dağların pınarları kadar temiz kalbi ve yüzüyle, adımlıyor şehrin oynak taşlı kaldırımlarını. Başını önünden kaldırmanın terbiyesizlik olduğunu düşünerek, eski ayakkabısının ucuna baka baka “düş ardıma” komutunu yerine getiriyor itaatkarca. Hiçbir hakka sahip olmamanın eksikliğini yaşamıyor o kadın. Zaten, hiçbir hakkı olmadığı baba ocağından ayrılırken de, olmayan hiçbir hakkını yanına alamamıştı. Hayatının geleceğinden “akşama seni istemeye geliyorlar kızım” sözüyle haberdar olan bu genç kızın. “Siz nasıl uygun görürseniz, babacım” kadar olan konuşma hakkını kullanarak bir bilinmeyenin pençesine bırakıyor kendini. Sağdığı süt kadar beyaz dantellerini örerken kurduğu hayaller ve gelecek için ümitleri, babasının iki dudağının arasındadır artık. Sevmek ve sevdalanmak hakkının, yüzüne kara çalmak olduğu bir dünyada, ne onun sevmeye bir cesareti nede seviyorum demeye bir yüzü vardı. Kız, ömrünü babasının “verdim gitti” sözüyle yed-i emine teslim etmişçesine başladı harcamaya. Düşük gelirli başka bir ailede, hizmetçi olarak başlayan hayatında, “gelin” diye çağrılırken ismini unutmamak için, değişen soyadına alışmaya çalışırken çıkarıp baktığı, pembe kimliği kadar pembe olmayan hayatında, hatırlamaya çalışıyordu ismini. Davulla zurnayla, doru bir atın sırtında, bütün köylünün toplanarak ve birçok para harcanarak, nice zahmet çekilerek getirilen bu işçi kız. Yapılan onca masrafın ve onun için çekilen zahmetin bedelini artık ödemek için var gücüyle çalışmak zorundadır. Bir cinsel ihtiyaç için alınan bu kadın, boş zamanlarında çocuk doğurup, dağdan sırtıyla odun getirip, kendi fırınında kendi ekmeğini pişirip, evin temizlik ve bakımını üstlenen saf ve temiz bir kalbin sahibi bu kadının. Çektiği her çilenin yüzüne kanatarak kazıdığı çizgiler ve hayatın yükünü tek başına kaldırdığı elindeki nasırlar, şahittir çilelerine. Çalışmaktan nasır tutmuş, zımpara gibi olan elinin yavrularının yüzüne değdiğinde, yüzü acıyan bebesi bile tepki gösteriyor o kınalı elerlideki değişime. Sabahın köründe başlayan çileli hayatı, gün kararıp ay doğana kadar devam ediyordu. Kadın olmak, köyde kadın olmak, bir zalimin elinde kadın olmak zor ki, zor bile kolay gelir o kadınlara. Pos bıyıkları, siyah ceketi ve elinde tesbihiyle köy kahvesinde bacak bacak üstüne çelerek oturan ve hiçbir baltaya sap, hiçbir sapa balta olamayacak kadar beceriksiz olmasına karşılık adamsı bir görünüş, adamsı bir konuşma, adamsı bir kasıntıyla, kasıla kasıla yürüyen bu kişiler. Adamlığı; pantolon giyip, bıyık bırakıp, tesbih çekmek sanıyorlardı. Kadın gibi nice kadınlar, kadınların şahları, asıl sultanlar, onları hak etmeyen, adam gibi görünen fakat hiçbir zaman adam olamayanların başlarına birer büyük ikramiye gibi, talih kuşu gibi konan kadınlarını, öpüp öpüp başlarının üstünde taşımaları gerekirken, bir paspas kadar değeri olmayan bu kadınlar sahipsizler. Dünya gözüyle tek sahipleri olanlardan çektiklerini hiç kimseden çekmeyen bu kadınlar, hiçbir zaman onlara saygıda kusur etmeden, “benim kaderim çile çekmekmiş, alın yazım böyle yazılmış” diye, kadere boyun büken bu kadınları. Hiçbir eylem, gösteri ve hak arayış çabasında hiçbir meydanda göremezsiniz. Bu kadınlar, ben böyle bir şey yaparsam “benim adamın toplumda yüzü kızarır, küçük düşer” diye, asil bir düşünceden dolayı, asil olmayanların yaptığı davranışları bile, kendi benliklerinde sineye çekerek, naif bedenleriyle koca hayatı sırtlanıp taşırlar. Hala Anadolu’nun köylerinde hayat süren bu kadınlar, hakkın haktan geldiğine inanır ve “benim bey beni hem döver, hem sever” diye, sabır taşlarının bile çatladığı bir yerlerde. Sabır, itaat ve kanaat içinde, ineklerini sağarlar, topraklarını sürerler, çocuklarına bakarlar, yemeklerini yaparlar, çamaşırlarını yıkarlar, odununu sırtıyla dağdan getirdiği fırında ekmeğini pişirirler. Fakat ekmeğin kaç para olduğunu bilmezler, hayatları boyunca hiç parfümleri olmamıştır, topuklu ayakkabıları filimler de görmüşler, ruju dudaklarına gelinliğinde sürmüşlerdir. Onların en lüks makyajları, nasırlı çatlamış ellerine ve saçlarına yaktıkları kınadır. En güzel kokuları, tırnaklarını kanata kanata kazdıkları toprak kokusudur. Onların en uzun tatilleri hasta olduklarında yer yatağında inleyerek yattıkları bir gündür… Çalışarak doğdukları topraklarda, çalışarak ölen bu kadınlar. Dünyanın hiçbir zevkini tatmadan nefes alıp vermeyi yaşamak sayan bu kadınlar yaşıyorlar. Bu yaşamaksa, onlar yaşıyorlar... Bekir Sepet 20.04.2007 |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
MeMeNtO MoRi>
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 28-03-2007
Konum: SAAT 6 YÖNÜNDE
Mesajlar: 5,552
Rep Gücü: 5000
Rep Puanı : 5036824
![]() |
yüreğine sağlık hocam. paylaşım için teşekkürler.....
__________________
Haksızlık yapıp tüm insanlarla birlikte olmaktansa, adaletli davranıp tek başına kalmayı tercih ederim... Affetmek ve unutmak, iyi insanların intikamıdır...
hiç kimse benden iyi bir insan olmamı beklemesin... Çünkü ben affetmem ve unutmam... |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Ad|n| kOyAmAd|ğ|m
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 04-02-2008
Konum: YALAN DÜNYADAKİ TEK GERÇEK... düşler ormanın gece bekçisi...
Mesajlar: 6,947
Rep Gücü: 12953
Rep Puanı : 3231263
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
paylaşım için sağol
__________________
Bir sabah, Zamanı durdurdun sen... Ayrılığı ekledin sonbahara Mevsimin bütün bulutları, Gözlerimde birikti de Ben yağamadım bakışlarına... Söyle! Hangi güneş Baharı getirecek şimdi bana? Kadehimiz ayrılağa kalkmadı ki hiç Ben nasıl içebilirim yokluğuna... αуαğıηα ∂üşєη göℓgєηє α¢ı∂ıη мı нιç ѕєη !!!!!
|
|
|
|
|
Reklam Vermek için ressam@gmail.com Adresine e-mail gönderiniz For Advertising contact ressam@gmail.com |