ForumNeuro


Geri Git   ForumNeuro > Kültür - Sanat - Tarih - Biyografi - Şiir > Din ve İslam
Kayıt S.S.S Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Din ve İslam Tüm İlkel,İlahi Dinler ve İnançlar,İslamiyet


Yanıtla
 
Forum Araçları Görüntüleme Biçimleri
Eski 01-10-2008, 00:01   #1 (permalink)
ÜMİT GÜNENDİ
Korgeneral
 
Giriş Tarihi: 27-11-2007
Mesajlar: 2,808
Rep Gücü: 4442
Rep Puanı : 1107415
ÜMİT GÜNENDİ Beni kesseler acımazÜMİT GÜNENDİ Beni kesseler acımazÜMİT GÜNENDİ Beni kesseler acımazÜMİT GÜNENDİ Beni kesseler acımazÜMİT GÜNENDİ Beni kesseler acımazÜMİT GÜNENDİ Beni kesseler acımazÜMİT GÜNENDİ Beni kesseler acımazÜMİT GÜNENDİ Beni kesseler acımazÜMİT GÜNENDİ Beni kesseler acımazÜMİT GÜNENDİ Beni kesseler acımazÜMİT GÜNENDİ Beni kesseler acımaz
turkbayragı Alemlere Rahmet HZ.Muhammed(sav)

Âlemlere Rahmet HZ. Muhammed (SAV)



Alemlerin Rabbı olan Yüce Allah, gizli bir hazine iken, rahmetinin cemalini, gücünün ve kudretinin kemalini, sanatının inceliğini ve hikmetinin sırlarını duyurmak istedi. Bu iradesini gerçekleştirmek için de ruhlar ve cisimler alemini, dilediği şekil ve nizam üzerine yarattı.

Bir hadis-i kudside şöyle buyrulmaktadır:

" Küntü kenzer mahfiyyen feahbebtü en u'rafe fehalegtül halga ", " Ben gizli bir hazineydim, "bilinmeyi arzuladım, bunun için de mahlukatı yarattım."

Allah-ü Teâlâ'nın varlığı kadimdir, eveli yoktur. Zamandan da ezelden de önce vardı. Hadid suresi 3.ayette " hüvelevvelü " "O evveldir " buyruluyuor. O öyle evveldir ki,başka hiçbir şey yok iken sadece O vardı. Bütün varlıklar O'nun " ol!" emriyle oluvermişlerdir. Bu husus hadis-i şeriflerde şöyle izah edilir: " Kânellâhü velem yekün şeyün ğayruhü " Allah var idi ve Allah'tan başka hiçbir şey mevcut diğildi." ( Tecrid-i sarih: 1317 )

Cenâb-ı Hakkın yarattığı ilk şey Sevgili Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm'ın ruhudur. Nitekim Sevgili Peygamberimiz: " Allah'ın yarattığı şeylerin ilki benim ruhumdur" buyurmuştur. Yüce Allah kendi ruhundan önce O'nun ruhunu yarattı. Daha sonra da o nurdan alemleri yarattı, bütün mükevvenatı da o nur ile donattı.

Ashab-ı Kiram'ın ileri gelenlerinden Cabir -radiyallahü anh- Hazretleri: " Ya Resulalah! Allah-ü Teâla en evvel neyi yarattı? " diye sorduğunda Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurdu:

" Allah'ü Teâlâ her şeyden evvel senin peygamberinin nurunu kendi nurundan yarattı. O nur, Allah'ın izniyle dilediği yerde dolaşırdı. O zaman Levh, Kalem, Cennet, Cehennem, Melekler, yer ve gökler, cinler ve insanlar daha yaratılmamıştı.

Allah-u Teâlâ âlemleri yaratmayı murad edince, o nuru dört parçaya ayırdı.

Birinci parçadan kalemi, ikincisinden Levh-i mahfuz'u, üçüncüsünden arş-ı rahman'ı yarattı.

Dördüncü parçayı tekrar dörde böldü.

Birinci parçasından arşı taşıyan melekleri, ikincisinden Kürsü'yü, üçüncüsünden diğer melekleri yarattı.

Diğer parçayı yine dörde böldü.

Birincisinden gökleri, ikincisinden yerleri, üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı.

Kalan parçayı da yine dörde böldü

Birinci parçasından müminlerin gözlerinin nurunu, ikinci parçasından ilâhi marifet yuvası olan kalplerin nurunu, üçüncüsünden de dillerindeki nuru yarattı.Bu da " lâ ilâhe illallah Muhammed'ür-resulullah" tevhid nurudur." ( El-Mevâhib'ül Ledüniyye ) ( Hadis-i şeıifte son kalan parçanın dörde bölündüğü haber verilmekte fakat bu dördüncüsünden bahsedilmemektedir.)

O NUR ÜSTÜNDE NURDUR

Kendi nurundan Hz. Muhammed'i yaratan Ulu Allah, O'nun nurundan da diğer peygamberleri yaratmıştır. Nur suresi 35. ayette:

" Nûrun alâ nûrun… " " Nur üstünde nurdur… " buyruluyor.

Bu nur kıyamete kadar devam edecek bir nurdur. Âdem aleyhisselamdan beri gelen bütün peygamberler hep Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın nuru ile geldiler. Bu nur her birinin alnında parlıyordu. Nihayet nur sissile yoluyla sahibine kadar geldi. Nur zaten O'nun nuru idi. Böylece nur nura kavuşmuş oldu.

" el ülemâü verasetül enbiya " hadisi şerifinden anladığımıza göre, alimler peygamberlerin varisleridir. Bu nurun varisleri de alimlerdir.

Mâide suresi 15. Ayette şöyle buyruluyor:

" Gad câeküm minallahi nûrun ve kitâbün mübîn " " Gerçekten size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir." (Maide 15 )

Bu ayetteki "nur " dan kasıt Sevgili Peygamberimizdir. "Kitap " ise hidayet rehberimiz kur'an-ı kerim'dir.

Allahü teâlanın kendi nurundan ilk olarak yarattığı varlık, kâinatın efendisi Sevgili Peygamberimizdir. Bu konu ile ilgili olarak peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:

" Ben yaratılış bakımından peygamberlerin ilki olduğum halde, onların hepsinden sonra gönderildim." (Hakim ) Nitekim Sevgili Peygamberimiz :

" Küntü nebiyyen ve êdemü beynerrûhi vel cesedi "

" Âdem ruh ile ceset arasında iken ben Peygamberdim." ( Ahmed Bin Hanbel )

Yine Cenâb-ı Allah'ın " Elestü bit rabbiküm.." ( A'raf; 172 ) " Ben sizin Rabbiniz değimli yim ? " sorusuna ilk önce " Bela " "Evet " cevabı veren de O'dur.

Resulullah -sallallahü aleyhi vesellem - Efendimiz yine bir başka hadiste şöyle buyuruyor:

" Ben Âdem yaratılmazdan on dört bin sene önce, Aziz ve Celil olan Rabbimin yanında nur olarak mevcuttum." ( Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi c. 12, sh: 404 )

EBUL-ERVAH-RUHLARIN BABASI

Sevgili Peygamberimiz aleyhisselatü vesselam Allah-ü Teâla'nın nuru olduğu gibi aynı zamanda da ruhudur. Çünkü Yüce Allah kendi ruhundan O'na ruh vermiş; o ruhtan da bütün ruhları yaratmış ve alemlere hayat vermiştir. Onun için O'nun ruhu bütün ruhların babasıdır, yani " Ebul Ervah"tır.

Yine " Ey insan " ( Yasin suresi ayet: ! ) hitabının muhatabı da odur. Yine Tin suresinde " Legad halegnel insâne fi ahseni tegvîm" " Biz insanı en güzel biçimde ve kıvamda yarattık " ayet-i kerimesinde en güzel surette yaratıldığı ifade edilen insanda Hz. Muhammed'dir. Ve O'nun şahsında insanoğludur.

Yine İsra suresi 70. Ayette buyrulduğu gibi : " Velegad kerremnâ benî âdeme…" " Biz Âdemoğlunu mükerrem kıldık. "

" Aslıhu nûr cismuhû Âdem, Velegad kerremnâ ben"i Âdem. " ifadesinin muhatabı da yine O'dur.

O SEBEB-İ MEVCUDATTIR

Cenâb-ı Allah bütün mevcudâtı, âlemleri, felekleri O'nun yüzüsuyu hürmetine yaratmıştır. Bu gerçeği bir hadis-i kudside Yüce Allah şöyle ifâde eder:

" LEVLÂKE LEVLÂK LEMÂ HALEGTÜL EFLÂK " ( Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım. ) ( Ömer Öngüt, Tasavvufun Aslı Ve Hakikat Ve Marifetullah İncileri/18 )

O bütün mevcudatın özü, çekirdeği ve mayasıdır. Bu sebeple Sebeb-i Mevcudatttır.

O RAHMETEN LİL ÂLEMİNDİR

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de:

"Vemâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemin " ( Enbiyâ/ 107 ) " Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik" buyuruyor. Bütün mevcudat Sevgili Peygamberimizin nurundan yaratıldığı için O alemlere rahmet ve hayat vermiştir. Kainat varlığını ona borçludur. O'nun için Cenâbı Hak, " Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım" buyurmuştur.

O AZİZ VE SEYYİDÜL MÜRSELİNDİR

Sevgili Peygamberimiz her zaman ve mekan da azizdir. O'nun şeref ve faziletinin Allah katında hududu yoktur. O'ku yaratılmışların en güzeli, en hayırlısı, Allah'ın habibi-sevgilisi, dostu, bütün peygamberlerin seyidi-efendisidir. Allah'ü Teâpla Tevbe suresi 128. Ayette şöyle buyuruyor:

" Legad cêeküm rasûlün min enfüsüküm azîzün…" " Andolsun içinizden size aziz bir peygamber gelmiştir." ( Tevbe/128 )

Yine sevgili Peygamberimiz bir başka ayette bütün alemleri nurlandıran bir kandil olarak vasıflandırılıyor:

" yâ eyyühennebiyyü innâ erselnâke şâhiden ve mübeşşirân ve nezîran. Ve dâiyen ilallâhi bi iznihî ve sirâcen münîrâ… ( Ahzap suresi/ 45-46 ) " Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeci, bir uyarıcı, Allah'ın izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik."

ALLAH ONU KENDİ SURETİNDE YARATTI

" Halagallâhü âdeme alâ sûretihi " " Allah Âdem'i kendi suretinde yarattı." ( Buhari ) hadisinin de muhatabı yine sevgili Peygamberimizdir.



Alemlere rahmet ve bereket olarak gönderilen, Allah'ın en sevgili kulu, son ve en Obüyük Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) bir saadet güneşi olarak doğdu. Kurumuş topraklar su ile yeşerdiği gibi Peygamberimizin gelmesiyle insanlık yeniden hayat buldu.

O'nun kalblere yerleştirdiği iman ışığı sayesinde kalblerden yanlış inançlar silindi, cehaletin yerine ilim, zulmün yerine hak ve adalet, kin ve düşmanlığın yerine insan sevgisi, acımasızlığın yerine şefkat ve merhamet geldi. Gerçek anlamda islâm kardeşliği kurularak toplum barış ve huzura kavuştu.

İnsanlara dünya ve ahirette mutlu olmanın aydınlık yolunu gösteren Peygamberimiz, öğrettiği ahlâk ilkelerini önce kendisi uygulayarak en güzel örnek oldu.

Yüce Allah Kur'an-ı Kerimde Peygamberimiz hakkında: «Ve sen elbette yüksek bir ahlâka sahipsin» (65) buyurarak O'nun çok yüksek ahlâk sahibi bir şahsiyet olduğunu bildirmiştir.

O, ahlâkını Kur'an'dan almış, bütün iyilikleri kendisinde toplamıştır. Saygıdeğer eşi Hz. Aişe'ye Peygamberimizin ahlâkının nasıl olduğu sorulduğunda O, şu cevabı vermiştir:

«O'nun ahlâkı Kur'ân idi» (66) „ O yaşayan Kur'an idi „

O'nu Yüce Allah yetiştirdi ve insanlığa örnek olsun diye özel olarak terbiye etti. Bu konuda Peygamberimiz şöyle buyuruyor: «Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı.»

O, dravranışları ve üstün kişiliği ile insanlık için en güzel örnektir.

Bununla ilgili olarak Allah Tealâ Kur'an-ı Kerimde:

«Andolsun Allah'ın elçisinde sizin için uyulması gereken güzel örnek vardır.» (68) buyurmuş ve O'nun yaşayışını örnek almamızı istemiştir.

Müslüman olarak bizim görevimiz, Peygamberimizin ahlâk ve fazilet dolu hayatını iyice öğrenmek ve O'nun ahlâkî davranışlarını örnek alarak yaşamaktır.

Şimdi kısaca Peygamberimizin yaşayışını ve ahlâkî davranışlarını birlikte öğrenmeye çalışalım:

Peygamberimizin Doğruluğu

Peygamberimiz, doğruluk ve dürüstlüğün en güzel örneği idi. O, çocukluğundan itibaren doğruluktan ayrılmamış, hiç yalan söylememiştir. Peyganmberliğinden önceki gençlik döneminde doğruluğu ve güvenilir kişiliğinden dolayı kendisine, «Muhammedü'l-Emîn» yani, «Güvenilir Muhammed» denilirdi. Düşmanları bile O'nun doğruluğunu kabul etmiş, kendisine yalancı diyememişlerdi.

Peygamber olduğu zaman Mekke'de halkını İslâm'a dâvet için toplamıştı. Safa tepesine çıkarak orada taplananlara: «Ey Kureyş halkı! Size bu dağın arkasından bir düşman ordusunun geldiğini söylesem bana inanır mısınız?» dedi, orada bulunanlar:

- «Hepimiz inanırız, çünkü sen ömründe yalan söylemedin» diye cevap verdiler. Bu toplululğun içinde Peygamberimizin en azılı düşmanları da vardı. Onlar da Peygamberimizin doğruluğunu itiraf etmişti.

Peygamberimiz kendisi doğru sözlü olduğu gibi bizim de doğru olmamızı ve yalancılıktan sakınmamızı istemiş ve şöyle buyurmuştur: «Doğruluktan ayrılmayınız, çünkü doğruluk iyiliğe götürür, iyilikde cennete iletir. İnsan doğru söyledikçe ve doğruyu aradıkça Allah yanında doğrular zümresine yazılır. Yalandan sakının, çünkü yalan kötülüğe götürür, kötülükde cehenneme sürükler, insan yalan söyledikçe ve yalan peşinden koştukça Allah yanında yalancı olarak yazılır.» (69)

O, yalandan hiç hoşlanmaz, yalancıları sevmezdi.
Peygamberimiz bir şey hakkında söz verdimi verdiği sözde mutlaka durur, gereğini yerine getirirdi.

O, kurtuluşun doğrulukta olduğunu bildirmiş, doğruların kıyamet gününde peygamberlerle beraber olacağını haber vermiştir.

Peygamberimize insanların hayırlısı kimdir diye soruldu.

Peygamberimiz: «Her temiz kalbli ve doğru sözlü olanlardır» (70) buyurdu.

Peygamberimizin Merhameti

Peygamberimizin kalbi şefkat merhamet ve insan sevgisi ile dolu idi, Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de O'nun hakkında şöyle buyuruyor:

«Ey Muhammed! Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.» (71)

O'nun şefkat ve merhameti, hayatının her döneminde açıkça görülür, merhametle dolu olan kalbi hep iyilik için çarpardı. Kimseye bir kötülük dokunmasını, hiç kimsenin incinmesini istemezdi.

Saygıdeğer eşi Hz. Hatice ile amcası Ebu Talip Peygamberimize çok yardımcı olmuşlardı. Kısa aralıklarla her ikisi de vefat edince İslam düşmanları Peygamberimize eziyeti artırdılar. Bunun üzerine Peygamberimiz ilk müslümanlardan olan Zyed b. Harise ile birlikte Mekkeden ayrılarak Taif halkını İslâma dâvet etmeye gitti. Taifliler İslâmı kabul etmedikleri gibi Peygamberimizi taşa tuttular. Zeyd, atılan taşlardan Peygamberimizi korumak için vucudunu siper etti. Atılan taşlardan Peygamberimizin ayakları yaralandı, kan içinde kaldı, yürüyemiyecek duruma geldi ve yol kenarında bir üzüm bağına sığınmak zorunda kaldı.

O'nun bu derece sıkıntıya düşmesi üzerine Yüce Allah Cebrail'i göndererek, dağlar meleğinin emrinde olduğunu ve ne dilerse onu bu meleğe emredebileceğini bildirdi. Bunun üzerine dağlara emreden Melek Peygamberimize seslenerek selâm verdi ve:

- «Sen ne dilersen emrine hazırım, eğer şu iki dağın Mekkeliler üzerine çökerek birbirine kavuşmasını ve müşrikleri tamamiyle ezmesini istersen onu da emret» dedi.

Peygamberimiz eğer isteseydi, kendisine acımasız bir şekilde saldıranlar ve O'nu kanlar içinde bırakanlar bir anda yok edilecekti. Fakat Peygamberimiz, çok üzüntülü olduğu durumda bile sevgi ve merhamet dolu kalbi onların cezalandırılmalarına razı olmamış ve Meleğe şöyle demişti:

- Hayır ben onu istemem, ben isterimki Allah, bu müşriklerin soyundan yalnız Allah'a ibadet eden ve Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayan insanlar meydana çıkarsın.» (72)

Peygamberimiz, insanlara ve diğer canlılara merhamet gösterenlere Yüce Allah'ın merhametle karşılık vereceğini bildirerek şöyle buyurmuştur:

«Merhamet edenlere Allah da merhamet eder, siz yeryüzündekilere merhamet ediniz ki, göktekiler de size merhamet etsin.» (73)

Merhametsizler hakkında da şu uyarıda bulunmuştur:

«Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz.» (74)

O, sevgi ve yardıma muhtaç olan yetimlerle özellikle ilgilenir, müslümanlara da, yetimlere merhamet gösterilmesini tavsiye ederdi.

Peygamberimiz, sadece insanlara değil hayvanlara karşı da şefkat ve merhamet gösterirdi. O, susayan bir kediye kendi eliyle su içirmiş, hayvanların aç bırakılmamasını, onlara iyi davranılmasını emretmiştir. Bir sahabi diyor ki: Peygamberimizle beraber bir yolculuk yapıyorduk. Bir ihtiyacım için ayrılmıştım. Orada iki yavrusu olan bir serçe kuşu gördüm ve yavrularını aldım. Serçe peşimden gelerek yavruları için çırpınıp bağırmaya başladı. Bunu gören Peygamberimiz:

- «Bu kuşu yavru acısı ile sızlandıran kimdir? Yavrusunu ona verin.» (75) dedi.

Peygamberimizin Cömertliği

Peygamberimiz insanların en cömerdi idi. Kendisinden bir şey isteyen hiç kimseyi boş çevirmez, eline ne geçerse ihtiyacı olanlara dağıtır, «Ben ancak dağıtıcıyım, veren Allah'tır.» derdi. Bununla beraber dilenciliği sevmez, dilenenlere bundan kurtulmaları için çalışıp kazanmanın yollarını gösterirdi.

Ashaptan Cabir (r.a.) diyor ki: Peygamberimiz kendisinden istenilen bir şeye asla yok dememiştir. (76)

Bir gün Peygamberimize bir parça kumaş hediye edilmiş, O'da bunu kabul etmişti. Buna ihtiyacı da vardı. Yanında oturanlardan biri «Bu ne iyi kumaş» deyince, Peygamberimiz kumaşı ona bıraktı.

O, yoksulları, ihtiyaç sahiplerini kendinden çok düşünür, açları doyurur, kendisi aç kalırdı Peygamberimiz, maddi imkânlara sahip olduğu zamanlarda da sade bir hayat yaşamış, kendisi için bir şey bırakmamış, elindekileri muhtaçlara dağıttığı için aç yattığı zamanlar çok olmuştur. Eşi Hz. Aişe diyorki:

«Peygamberimiz, üç gün peşpeşe karnını doyurmamıştır. İsteseydi doyururdu. Fakat yoksulları doyurup kendisi aç kalmayı tercih ederdi.» (77)

İşte kalbi, insan sevgisi, şefkat ve yardım duygusu ile çarpan Sevgili Peygamberimizin cömertliği böyle idi ve bir ömür boyu böyle devam etmiştir.

Peygamberimizin Alçakgönüllülüğü

Peygamberimiz hem vekarlı hem de çok alçak gönüllü idi. Asla büyüklük taslamaz, bir yere gittiği zaman kendisine ayağa kalkılmasını ve elinin öpülmesini bile istemezdi. Bir defasında adamın biri elini öpmek isteyince Peygamberimiz elini geri çekmişti. Bir meclise gittiği zaman boş bulduğu yere oturur, ayaklarını başkalarına karşı uzatmazdı.

O, şöyle buyurmuştur:

«Kim müslüman kardeşine alçak gönüllü davranırsa Allah onu yükseltir. Kim kibirlenir, üstünlük taslarsa Allah onu alçaltır.» (78)

Peygamberimiz; zengin, fakir ayırımı yapmaz, kendisini bir hizmetçi dâvet etse bile, giderdi. Yoksul ve fakirlerle birlikte oturup yemek yer, en fakir kimselerin evlerine giderek hal ve hatırlarını sorardı. Hastaları ziyaret eder, iyileşmeleri için dua ederdi. Hasta olan bir yahudi gencini de ziyaret etmişti.

Başkaları konuşurken sözlerini kesmez, onları dinlerdi. Hayatı son derece sade idi. Kendisine ikram edilen yemeği severek yerdi. Sevmediği bir yemek olursa yemez, fakat yemeği asla kötülemezdi. Peygamberimiz kendisine fazla hürmet edilmesini ve aşırı şekilde övülmesini uygun bulmazdı.

Peygamberimizin Hoşgörüsü ve Bağışlayıcılığı

Peygamberimiz, güler yüzlü, yumuşak huylu ve son derece nazik idi. Kaba ve kırıcı değildi. Ağzından kırıcı bir söz çıkmazdı. O, ömründe hiç kimseye kötü söz söylememiş, kırıcı bir davranışta bulunmamış ve kimseyi azarlamamıştır.

On yıl Peygamberimizin hizmetinde bulunan Enes (r.a.) diyor ki: «Peygamberimiz bana hiçbir gün "öf" bile demedi. Yaptığım bir şey için bunu niye yaptın, yapmadığım bir iş için de niye yapmadın diye beni azarlamadı.» (79)

Gördüğü kusurları kimsenin yüzüne vurmazdı. Arzu edilmeyen yanlış bir davranış gördüğü zaman, «Bazıları şöyle yapıyor, şöyle söylüyor, halbuki bunlar doğru değildir» gibi umumi sözlerle nasihat eder ve böylece kimseyi utandırmadan kusur ve hataları düzeltirdi. Kendisine bir şey ikram edilse az da olsa onu küçümsemez, ona değer verirdi. Yapılan iyiliğe karşılık verir, iyilik yapanları hayırla anardı.

Peygamberimiz çok vefakâr idi. Kendisine iyilik yapanları hiç unutmaz, onları daima hayırla anardı. İslâmı ilk kabul eden saygıdeğer eşi Hz. Hatice idi. Peygamberimiz ahlâk ve fazilet örneği hanımını ölümünden sonra da unutmamıştır. O'nu daima hayırla anar, koyun kestiğinde etinden Hz. Hatice'nin yakınlarına da gönderirdi.

Peygamberimiz, sütannesi ve süt kardeşlerine de saygı duyar, yakından ilgilenirdi. Sütannesi Halime, kendisini ziyarete geldiği zaman O'nu «anacığım, anacığım» diye karşılamış, altına elbisesini yayarak oturtup saygı göstermişti.

O, çok bağışlayıcı idi. Uhut savaşında düşmanlar, Peygamberimize ok atmışlar, üzerine taş yağdırmışlar ve O'nun mübarek dişini kırıp yüzünü yaralamışlardı. Onların bu davarnışlarına karşılık Peygamberimiz kötü söz söylememiş, onlara beddua etmemiştir. O, yüzündeki kanları silerken şöyle demiştir:

«Allahım! Milletimi bağışla!. Onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar.» (80)

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

«Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret ve bilgisizlere aldırış etme.» (81)

Peygamberimiz kendisine karşı yapılan kötülükleri bağışlamış, eline fırsat geçtiği halde kimseden intikam almamıştır. Ancak başkalarının haksızlığa uğramasına ve zarar görmesine razı olmamış, hak ve adaletin yerini bulmasına özen göstermiştir. Şüphesiz şahsımıza karşı işlenen kusurları, yapılan haksızlıkları bağışlayabilmek yüksek bir duygudur.

Peygamberimizin Cesareti

Peygamberimizin özelliklerinden biri de yüksek bir cesarete sahip oluşudur. O, insanları İslâma dâvet ettiği zaman tek başına idi. İlk yıllarda müslümanlığı kabul edenlerin sayısı da azdı. Karşısında İslâm'ı yok etmek isteyenlerin sayısı çok, maddi güçleri fazla idi.

Peygamberimiz kutsal görevini yaparken büyük tehlikelerle karşılaştı. Düşmanlar O'nu öldürmek, İslâm güneşini söndürmek için korkunç plânlar yaptılar. Güçlü ordularla müslümanlara saldırdılar. Fakat Peygamberimiz bunların hiçbirinden yılmadı, ümitsizliğe kapılmadı, görevine devam etti.

O'nun hayatında pekçok cesaret ve kahramanlık örnekleri vardır. O, gerektiğinde, sabır, kararlılık, cesaret ve kahramanlıkta da müslümanlar için en güzel örnek olmuştur.

Peygamberimizin Misafirseverliği

Peygamberimizin üstün vasıflarından biri de misafirseverliğidir. Uzaktan yakından kendisini görmeye gelenlerin sayısı çoktu. O, misafirlerini en iyi şekilde ağırlar, onlara bizzat kendisi hizmet ederdi. Peygamberimiz, müslüman olmayan misafirlerine de aynı şekilde davranırdı.

O, misafirlerle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

«Allah'a ve ahiret gününe inanan misafirine ikram etsin.» (82)

Peygamberimizin Temizliği

Peygamberimizin yaşayışı sade ve temiz idi. Bedenini daima temiz tutar, elbiselerinin temizliğine çok dikkat ederdi. Dişlerinin temizliğine ayrı bir önem verir ve dişlerini temizlemek için, o devirde bir çeşit diş fırçası olan misvak kullanırdı. Ashabına da diş temizliğini tavsiye ederdi.

Peygamberimiz pislikten hiç hoşlanmazdı. Ashabına camiye temiz gelmelerini söylerdi. Bir defasında üstü başı pis ter kokusu ile câmiye gelenlere: «Yıkandıktan sonra gelseniz daha iyi olurdu.» buyurmuştur.

Peygamberimizin İbadeti

Peygamberimiz, her işini tam bir düzen içinde yapardı. İbadet zamanları, dinlenmek için ayırdığı saatler belli idi. Vakitlerini boş geçirmez, her dakikasını faydalı bir işle değerlendirirdi.

Peygamberimiz, Allah'ın en sevgili kulu olduğu halde Allah'tan çok korkar, kıyamet gününden endişe ederdi.

O, her an Allah'ı anar, ibadetten çok büyük haz duyardı. Geceleri kıldığı namazlarda uzun süre ayakta durmaktan ayakları bile şişerdi. Eşi Hz. Aişe O'nun bu durumunu görünce:

- Ey Allah'ın Rasûlü! Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde kendine niçin bu kadar zahmet ediyorsun? deyince, Peygamberimiz O'na şu cevabı vermiştir:

- «Allah'a şükreden bir kul olmıyayım mı?» (83)

Peygamberimizin Aile Hayatı

Peygamberimiz örnek bir aile reisi idi. O, hanımlarına karşı çok nazik bir eş, çocuklarına karşı da şefkatli bir baba idi. Peygamberimiz ev işlerinde hanımlarına yardım eder, evin ihtiyaçlarını çarşı ve pazardan alarak eve kendisi getirirdi. O, ne kadın ne de hizmetçi hiç imseyi dövmemiş ve incitmemiştir.

Peygamberimizin evi, dünyadaki aile yuvalarının en mutlusu idi. Bu yuvada kavga-gürültü yoktu. Huzur vardı. Peygamberimiz evde daima güler yüzle hareket eder, hanımlara karşı kırıcı söz söylemez, kaba davranışta bulunmazdı. O, müslümanların da aynı davranışta bulunmasını istemiş ve şöyle buyurmuştur:

«Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı iyi davranandır.»

Peygamber Efendimiz, erkeğin, eşinin davranışlarını hoşgörü ile karşılamasını da istemiş ve şu tavsiyede bulunmuştur:

«Bir kimse eşine nefret etmesin; çünkü hoşuna gitmeyen huyları varsa, buna karşılık hoşlanacağı huyları da vardır.» (84)

Peygamberimizin Çocuk Sevgisi

Peygamberimiz çocukları çok severdi. Onları kucağına alıp okşar, sevgi ve şefkatle öperdi. Peygamberimiz, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i öpüyordu. Orada bulunan bir adam bunu görünce;

- Benim on çocuğum var, onların hiç birini öpmüş değilim, dedi.

Peygamberimiz ona:

- «Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz» buyurdu.

Peygamberimiz namaz kılarken sevgili torunları Hasan ve Hüseyin omuzlarına çıkardı. O, ibadet halinde bile çocukların bu davranışını hoş karşılar, oyunlarına engel olmazdı.

Bir yerde otururken kızı Hz. Fatma gelince, ayağa kalkar, O'nun alnından öper ve O'nu yerine oturturdu. O sadece kendi çocuklarını ve torunlarını değil, kimin çocuğunu görürse onunla konuşur, hatırını sorar ve severdi, çocuklara, hoşlarına giden şeyler vererek sevindirirdi. O, müslüman olmayan kimselerin çocuklarını da sevip okşardı.

Peygamberimiz, çocuklarla çok ilgilenirdi. Bir defa çocuklar arasında koşu düzenledi, kendisi de yarışın sona ereceği noktada durdu. Koşarak yanına gelen çocukları öptü ve kendilerine hediyelerini verdi. (85)

Peygamberimiz, çocuklarla ilgili şu öğütlerde bulunmuştur:

«Allah'tan korkun çocuklarınız arasında adaletli davranın.»(86)

«Şüphesiz ki Allah, çocuklarınız arasında öpücüklerinizde de eşit davranmanızı sever.» (87)

Özet olarak Peygamberimiz; içi ve dışı tertemiz, kalbi; şefkat ve merhamet duyguları ile dopdolu, başkalarını kendinden çok düşünen, ömrünü insanlığın kurtuluşu için harcayan büyük bir Peygamber, en üstün ahlâkî faziletleri kendinde toplayan örnek bir şahsiyet idi.

Ne mutlu, O'nun gösterdiği aydınlık yoldan gidenlere...

Ne mutlu, O'nun yaşayışını ve ahlâkî davranışlarını örnek alanlara...Peygamberimiz hakkında çok şey yazıldı.Çizildi.Ama onun ahlaki ve insani davranışlarını uygulayan insan pek nadir bulunudu.Onun hakkında yazılıp çizilmesine rağmen bu konuyu açmak istedim.PEYGAMBERİMİZİ İYİ TANISINLAR DİYE.(KAYNAK.ORTADOĞU GAZETESİ.M.Günay sıddıkoğlu)
__________________
OSMAN PAMUKOĞLU VE EŞREF BİTLİS GİBİ PAŞALARIMI BUGÜNLERDE ÇOK ARIYORUM.İKİSİDE GÖREVİNİN BAŞINDA OLSAYDI BAKIN NELER OLURDU

Son Düzenleme ÜMİT GÜNENDİ tarafından : 01-10-2008 at 00:04.
ÜMİT GÜNENDİ is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-10-2008, 02:17   #2 (permalink)
arci
Astsubay Kıdemli Çavuş
 
Giriş Tarihi: 06-02-2006
Konum: istanbul
Mesajlar: 141
Rep Gücü: 166
Rep Puanı : 40896
arci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımaz
Varsayılan

KARDEŞ GÖNDERDİĞİN HADİSİ KUTSİLER UYDURMADIR
HADİSİ KUTSI DİYE BİR VAHİY YOK DİKKAT ET ALLAH'IN VAHYİ YOK

SAKIN ALLAH ADINA YALAN SÖYLEME!!!!!!!!!

BU NE DEMEK YA Küntü kenzer mahfiyyen feahbebtü en u'rafe fehalegtül halga ", " Ben gizli bir hazineydim, "bilinmeyi arzuladım, bunun için de mahlukatı yarattım."


RABBİM HAZİNE DEĞİLDİR,SEN KURAN'DA BÖYLE BİR AYET GÖRDÜNMÜ?????


RABBİM ALLAH'DIR
BÖYLE BİR SIFATI YOKTUR.


BU NE LEVLÂKE LEVLÂK LEMÂ HALEGTÜL EFLÂK " ( Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım. ) ( Ömer Öngüt, Tasavvufun Aslı Ve Hakikat Ve Marifetullah İncileri/18


SANKİ RABBİM PEYGAMBERİMİZİ YARATMIŞDA PİŞMAN OLMUŞ!!!!!!!HAŞA ALLAHIM HAŞA


BU CAHİLLER ADINA SENDEN ÖZÜR DİLERİM,HEMDE ÇOK!!!!!
arci is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-10-2008, 02:33   #3 (permalink)
KUTLUAY2
BeŞiKtAşK
 
Giriş Tarihi: 16-07-2007
Konum: ANKARA
Mesajlar: 6,768
Rep Gücü: 23830
Rep Puanı : 5950285
KUTLUAY2 Beni kesseler acımazKUTLUAY2 Beni kesseler acımazKUTLUAY2 Beni kesseler acımazKUTLUAY2 Beni kesseler acımazKUTLUAY2 Beni kesseler acımazKUTLUAY2 Beni kesseler acımazKUTLUAY2 Beni kesseler acımazKUTLUAY2 Beni kesseler acımazKUTLUAY2 Beni kesseler acımazKUTLUAY2 Beni kesseler acımazKUTLUAY2 Beni kesseler acımaz
Varsayılan

bu hadisler hadis kitaplarına girmiş olan hadislerdir..isteyen inanır isteyen inanmaz sorun yok..
__________________



Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!



Ne mutlu Türküm diyene!
KUTLUAY2 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-10-2008, 03:01   #4 (permalink)
mavicikkk
Genel Kurmay Başkanı
 
Giriş Tarihi: 11-02-2007
Mesajlar: 4,263
Rep Gücü: 7256
Rep Puanı : 1809296
mavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımaz
Varsayılan

hadis kitaplarına neler girmediki..

Allah ı görmeler,
Allah'ın sözde baldırnıı göstermesi vs..

her neyse...
__________________
Sıradan bir dolandırıcı ile “dindar gözüken” dolandırıcı arasındaki fark nedir?
Sıradan dolandırıcı “Allah’ı suç ortağı olarak göstermeyecek” kadar iman sahibidir...
Akif Kökçe


mavicikkk is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-10-2008, 17:47   #5 (permalink)
eryigit1
Yarbay
 
Giriş Tarihi: 08-05-2006
Mesajlar: 917
Rep Gücü: 1146
Rep Puanı : 285189
eryigit1 Beni kesseler acımazeryigit1 Beni kesseler acımazeryigit1 Beni kesseler acımazeryigit1 Beni kesseler acımazeryigit1 Beni kesseler acımazeryigit1 Beni kesseler acımazeryigit1 Beni kesseler acımazeryigit1 Beni kesseler acımazeryigit1 Beni kesseler acımazeryigit1 Beni kesseler acımazeryigit1 Beni kesseler acımaz
Varsayılan

Kalem suresinin 42. ayetinde "Keşfus - sak" tabiri geçmektedir. Lügat olarak baldırın açılması manasına gelir. Görüldüğü üzere ayeti kerimeden asıl maksat lügat maksadı değildir, belki bir mesaj söz konusudur. Hadis yukarıdaki rivayette baldır kelimesini "sakehu" şeklinde zamir olarak kaydeder. İbnu Hacer bir başka tarikde zamirsiz olarak "sake" şeklinde geldiğini ve bu şeklin -ayeti kerimeye uygunluk arzetmesi sebebiyle- daha doğru oldğunu söyler. Aksi takdirde yukarı ki tercümede aslına muvafık olarak kaydettiğimiz üzere Cenab-ı Hakka baldır izafe ederek, insana teşbih etmek gibi te'vili tekellüflü bir durum ortaya çıkacağını belirtir.

Öyle ise, "baldırı açmaktan" murad nedir? Alimler bunu, "bütün hakikatkerin çırıl çıplak ortaya çıkması (sebebiyle) hesap ve cezanın bütün şiddet ve dehşetiyle hüküm sürmesi" şeklinde anlamışlardır. Nitekim hadiste, Resulullah (aleyhisselatu vesselam) Cenab-ı Hakkın bütün gerçekleri ortaya koyarak hesap verme hadisesinin dehşetini yaşattığı hengamda, dünyada iken kulluğunu samimiyetle yapanlarla, riyakar hareket edenleri tefrik edip mü'minleri dehşetten kurtaracağını, riyakarları da sırtları eğilmez bir hale sokarak cürümlerini yüzlerine vurmak suretiyle, dehşetlerine dehşet katacağını belirtmektedir. Meseleyi tasvir eden ayeti karimenin tam meali şöyledir:

"(Hatırla ki o gün) baldır(lar)ın açılacağı, kendilerinin secdeye davet edileceği bir gündür. Fakat buna güç yetiremeyeceklerdir. evet secdeye davet edilecekler gözleri düşük, kendilerini bir zillet sarmış olarak. Halbuki onlar bu secdeye dünyada herşeyden salim ve sapasağlam iken davet ediliyorlardı. (Kalem 42-43)


peki kuranda ''Allahın eli onların elinin üstündedir'' der

Allahın ipine sımsıkı sarılın der

bundan ne anlarsın maviş efendi Allahın elimi var? Allahın ipimi var
__________________
Peygamber’e uymayan ve itaat etmeyenler (17/İsrâ, 47),
Allah’ın âyetleriyle mücadele edenler (29/Ankebût, 49),
Allah’ın âyetleriyle alay edenler (6/En’am, 68 ),
işte bunlar zalimlerdir, öyle ise;


Zalimler için yaşasın
Cehennem


Son Düzenleme eryigit1 tarafından : 20-10-2008 at 17:58.
eryigit1 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-10-2008, 21:19   #6 (permalink)
NuruLika
Astsubay Kıdemli Çavuş
 
Giriş Tarihi: 18-04-2007
Mesajlar: 159
Rep Gücü: 65
Rep Puanı : 15802
NuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımaz
Varsayılan

arci denen eşhas kuran dısı vahyi inkar etmesi olmamasına delil teşkil etmez o onun yorumudur o ve onun gibilerden başkasını bağlamaz..

Kuran dısı vahiylere deliller:

Resulüm, kendi arzusu ile konuşmaz. Onun (dini hükümlere ait her) sözü vahiydir.Necm 3, 4

Kisranın gönderdiği iki elçi sakalsız ve uzun bıyıklı idi. Resulullah, bu elçilere, "Size bunu kim emretti?" diye sordu. Elçiler de, "Rabbimiz Kisra emretti" dediler. Resulullah efendimiz buyurdu ki:
"Benim Rabbim de, bana sakalımı uzatmamı ve bıyığımı kısaltmamı emretti." Ebu Nuaym

Böyle açık bir emir, Kur'an-ı kerimde yoktur, Kur'an-ı kerim haricinde de vahiy geldiğini bu olay göstermektedir. Demek ki, bu hadis-i şerif de, Peygamber efendimizin dine ait sözlerinin vahye dayandığını gösteriyor.

(Yemin ederim ki, ben size ancak Allahü teâlânın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum) buyuruyor. (Taberani)

bu hadisden de anlaşılıyor ki dini hüküm koyan sözlerde vahiy iledir.Bir âyet meali de şöyle:

"Hani siz Rabbinizden yardım istemiştiniz de, O da, Ben peş peşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim diyerek bu duanızı kabul etmişti." [Enfal 9]

Allahü teâlâ, Bin melekle size yardım edeceğim dediğini bildiriyor. Bunu Kuran-ı kerimde daha önce bildirmediğine göre, Kurandan ayrı olarak Resulullaha vahiy ile bildirdiği ortaya çıkıyor.

"Size kitabı, hikmeti getiren ve bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik." Bakara 151
İmam-ı Şafii hazretleri, (Bu âyetteki hikmet, Sünnettir. Önce Kuran, peşinden hikmet bildirilmiştir) buyurdu. (Risale s.78)

"Cebrail aleyhisselam, Kuran ile beraber açıklaması olan sünneti de getirmiştir." [Darimi]

"Bana Kuranın misli kadar daha hüküm verildi." [İ. Ahmed]

"Ben size ancak Allahü teâlânın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum." [Taberani]

bu hadislerden ve orneklerden sonra kuran dısı vahyi inkar etmek manasızdır.

“Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım” buyuruluyor. (Acluni, II, 132)

bu hadis sahihtir.bediüzzaman gibi bir allame buna tevil getirmiştir kaynakları:

1. Ed-Dürerü’l-Müntesire, Celalettin-i Suyuti,125
2. El-Esraru’l-Merfua, Aliyyu’l-Kâri, 273
3. Keşfu’l-Hafa, Aclunî, 2:133
4. El-Fetevâ, El-Halîlî, 1:72
5. Mesnevi, Celâleddin-i Rumî, 5:104
6. Divan-ı Mevlânâ Câmî, 37
7. Divân-ı Niyaz-i Mısrî, 2
8. Divân-ı Şeyh Ahmet Cezerî, 1:190
9. İşârâtu’l-İ’câz, Bediüzzaman Said Nursi, 23

tevilide sudur ki:

Salisen: Akıllarına güvenen bazı bilginler akıllarının kıtlığına ve bilgilerinin eksikliğine bakmayarak bu kutsî hadise “Aslı yoktur” diye ilişmiş olsalar da Molla Aliyyu’l-Kârî gibi büyük muhaddisler “Senedi olmasa da manası sahihtir, hak ve hakikattir” demiştir.

Rabian: Hadis-i Kutsinin Bediüzzaman tarafından açıklanan sahih manası şudur: Her şeyin bir yaratılış amacı vardır ve her şey bu amaca hizmet eder. Kâinatın ve insanın yaratılış amacı da yaratıcısı olan Allah’ın varlığını, birliğini, ilmini, iradesini, kudretini, rahmetini, hâkimiyetini, rububiyetini, ulûhiyetini, hallakiyetini, rezzakiyetini velhasıl bin bir ismini göstermek ve yaratıcısı olan Allah’ı akıllı ve şuurlu olan varlıklara tanıttırmaktır. Allah’ın her bir ismi bir hazinedir. Yüce Allah bu hakikati “Ben gizli, bilinmeyen bir hazine idim. Bilinmek istedim ve mahlûkatı yarattım” kutsi hadisi ile en veciz bir şekilde ifade etmiştir.

Hamisen: Bu hadis-i kudsî yaratılış sırrını açan ve amacını gösteren kutsî bir anahtardır. Bu sözü ancak bir peygamber söyleyebilir. Bu manaları anlamaktan uzak birisinin böyle bir şey söylemesi imkânsızdır.

diğerlerini sizin yorumlarınıza bırakıyorum.
__________________
Gidişim ölümse; yinede gülümse...
Ölümüm sözünse; NuruLikA'yı özümse..
Ölürüm ölürsen; dudağında buse..
Allahu Ekber!! Üzülme; Kur'anı elden düşürme..


Sahabilerin (r.t.a.ecmain) ittifakla haber verdiği Hadislere inanmayan ve güvensizlik ile nazar eden Zatı Nuraniyeler olan Eshabi Kiramın topladığı Kurana ne diye inansın ki ??
NuruLika is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-10-2008, 22:48   #7 (permalink)
arci
Astsubay Kıdemli Çavuş
 
Giriş Tarihi: 06-02-2006
Konum: istanbul
Mesajlar: 141
Rep Gücü: 166
Rep Puanı : 40896
arci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımaz
Varsayılan

KARDEŞ HADİSLER PEYGAMBERİMİZDEN 200-300 YIL SONRA YAZILMIŞTIR

ŞU AYETLERE İYİ BAK;
ALİ İMRAN SURESİ3. O, sana kitabı, önündekileri doğrulayıcı olarak hak ile indirmektedir. Önceden insanları doğru yola iletmek için Tevrat'ı ve İncil'i indirmişti. Bir de ayırt eden Furkan indirdi.

4. Allah'ın ayetlerini tanımayanlara şüphesiz şiddetli bir azap vardır. Öyle ya, Allah'ın izzeti var, intikamı var.

7. Sana bu muazzam kitabı indiren O'dur. O'nun bir kısmı anlamları kesin olup kitabın temelini oluşturan ayetlerdir. Diğer bir takımları da anlamları benzeşik olanlardır. Ama kalplerinde bir yamukluk bulunanlar fitne aramak ve keyiflerince yorumlamak için sadece anlamı benzeşiklerin ardına düşerler. Halbuki, onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar da: "İnandık, hepsi Rabbimizdendir." derler. Bunları özü temiz olanlardan başkası düşünemez
19. Doğrusu Allah katında din, İslam'dır. O kitap verilenlerin ayrılığa düşmesiise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtirastandır. Her kim de Allah'ın ayetlerini inkar ederse, şüphe yok ki Allah, hesabı çabuk görendir.

20. Buna karşı seninle tartışmaya kalkışanlara de ki: "Ben yüzümü İslam ile tertemiz Allah'a tuttum, bana uyanlar da." O kitap verilenlerle verilmeyen ümmilere de ki: "Siz İslam'ı kabul ettiniz mi?" Eğer kavgayı kesip İslam'a girerlerse doğru yolu tutmuşlardır. Yüz çevirirlerse, sana düşen ancak tebliğdir; Allah o kulları görüyordur.

21. Allah'ın ayetlerini tanımayanlara, haksızlıkla peygamberleri öldürenlere ve insanlar içinde adaleti ve insafı emreden kimselere kıyanlara acı bir azap müjdele.

SON İNEN AYETE BAK;

MAİDE SURESİ 3. Size şunlar haram kılındı: Ölü, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, süsülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından yenmiş olup da henüz canlı iken kesmedikleriniz, dikili taşlar üzerinde boğazlananlar ve zararla kısmet paylaşmanız. Bunlar, birer yoldan çıkıştır. Bugün kafirler dininizi söndürebilmekten ümitlerini kestiler; onlardan korkmayın, yalnız benden korkun! İşte bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak müslümanlığa razı oldum. Her kim aşırı açlık durumunda çaresiz kalır da günaha eğilim maksadı olmaksızın, onlardan yemek zorunda olursa, elbette Allah, bağışlayandır, merhamet sahibidir.


LÜTFEN ALLAH RIZASI İÇİN KURAN'A TESLİM OLUN


AMACIMIZ VE GAYEMİZ KURAN'A UYMAYAN HADİSLER,EĞER BİR HADİSİ PEYGAMBERİMİZ SÖYLEDİ İSE ONU KURAN'A GÖTÜRMEK ZORUNDAYIZ,ÇÜNKÜ HADİSLER RİVAYET YOLU İLE GELİR,HER HADİS ŞÖYLE BAŞLAR;


FALANCA KİŞİDEN RİVAYET OLUNDUĞU ÜZERE..............!!!!!!!!!!!!!!??????????????
arci is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-10-2008, 23:32   #8 (permalink)
mavicikkk
Genel Kurmay Başkanı
 
Giriş Tarihi: 11-02-2007
Mesajlar: 4,263
Rep Gücü: 7256
Rep Puanı : 1809296
mavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımazmavicikkk Beni kesseler acımaz
Varsayılan

LÜTFEN ALLAH RIZASI İÇİN KURAN'A TESLİM OLUN


AMACIMIZ VE GAYEMİZ KURAN'A UYMAYAN HADİSLER,EĞER BİR HADİSİ PEYGAMBERİMİZ SÖYLEDİ İSE ONU KURAN'A GÖTÜRMEK ZORUNDAYIZ,ÇÜNKÜ HADİSLER RİVAYET YOLU İLE GELİR,HER HADİS ŞÖYLE BAŞLAR;


FALANCA KİŞİDEN RİVAYET OLUNDUĞU ÜZERE..............!!!!!!!!!!!!!!??????????????

aynen dediğin gibi..
rivayete ve insanların ortak görüşüne göre din olmaz!
__________________
Sıradan bir dolandırıcı ile “dindar gözüken” dolandırıcı arasındaki fark nedir?
Sıradan dolandırıcı “Allah’ı suç ortağı olarak göstermeyecek” kadar iman sahibidir...
Akif Kökçe


mavicikkk is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-10-2008, 19:39   #9 (permalink)
NuruLika
Astsubay Kıdemli Çavuş
 
Giriş Tarihi: 18-04-2007
Mesajlar: 159
Rep Gücü: 65
Rep Puanı : 15802
NuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımazNuruLika Beni kesseler acımaz
Varsayılan

Alıntı:
arci demiş ki:

KARDEŞ HADİSLER PEYGAMBERİMİZDEN 200-300 YIL SONRA YAZILMIŞTIR
delilsiz bunu nerden çıkardın bir türlü anlamış değilim.neye dayanarak bunu söyleyebiliyorsun?

hadislerin yazılmasının men edilmesi vahyin baslangıcında ve ayet ile karoıştırılmasın diye kısa sure için olmuştur sen demiş sin ki 200-300 yıl sonra yazılmış bu hadislere ne diyeceksin?

(4131)- İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyAllahu anhümâ) anlatıyor: "Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'dan işittiğim her şeyi yazıyordum. Kureyş bu işten beni men etti. Dediler ki: "Sen her (işittiğin) şeyi yazıyorsun, halbuki Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir insandır, memnun ve öfkeli halde de konuşur."

Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Sonra durumu Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a anlattım. Parmağı ile ağzına işaret ederek:

"Yaz, nefsimi elinde tutan zata yemin olsun, ondan haktan başka bir şey çıkmaz!" buyurdu." [Ebu Dâvud, İlm 3, (3646).][57]




2. (4132)- Ebu Hüreyre (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Ensârdan bir zat Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a (hafızasını) şikayet ederek dedi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! ben senden hadis işitiyorum, çok hoşuma gidiyor, ancak hafızamda tutamıyorum. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona şu cevabı verdi:"Sağ elini yardıma çağır!" ve eliyle yazma işareti yaptı." [Tirmizî, İlm 12, (2668).][58]



3. (4133)- Ebu Hüreyre (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün, halka) hitabetti, (Ebu Hüreyre, hadisin vürûdu ile ilgili) bir kıssa anlattı (hadiste şu ibare de vardı): "Ebu Şah dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! (bu hutbeyi) bana yazıverin!" Bu taleb üzerine Aleyhissalâtu vesselâm: "Evet Ebu Şâh'a yazıverin!" emir buyurdular." [Tirmizî, İlm 12, (2669); Buhârî, İlm 39, Lukata 7, Diyât 8; Ebu Dâvud, İlm 3, (3649).][59]


(Resulullah'ın bu hutbesi üzerine), Yemenlilerden biri gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Bu hutbeyi bana yazıverin!" dedi. Resulullah: "Ebu Fülâna yazıverin!" emir buyurdu. Kureyş'ten biri: "Ey Allah'ın Resûlü! İzhir'i yasaktan hariç tutun, çünkü biz, onu evlerde ve kabirlerde kullanıyoruz!" dedi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) da: "İzhir hâriç, izhir hâriç!" dediler.

Şu halde, sadedinde olduğumuz hadiste işaret edilen kıssa budur. Böylece Ebu Şâh'ın, Mekke'nin fethedildiği gün Resulullah tarafından irad edilen hutbenin metnini istediği anlaşılmış olmaktadır. Resulullah bu metnin yazılıp Ebu Şâh'a verilmesini emir buyuruyor. Buhârî, bu rivayeti Aleyhissalâtu vesselâm'ın, hadislerin yazılmasına karşı olmadığını göstermek için kaydetmiş bulunmaktadır.[60]





4. (4134)- Yine Ebu Hüreyre (radıyAllahu anh) diyor ki: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın Ashabı arasında İbnu Amr hâriç, benden daha çok hadis bilen yoktu. (Onun beni geçmesi şuradan ileri geliyordu O hadisleri yazıyordu, ben ise yazmıyordum." [Buhârî, İlm 39; Tirmizî, İlm, (2670).][61]





5. (4135)- Zeyd İbnu Sâbit (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana emretti, ben de onun için, Süryanice (yahudi) yazısını öğrendim. Şöyle demişti: "Allah'a yemin olsun , ben yazı işimde yahudiye emniyet edemiyorum!"

(Zeyd) der ki: "Allah'a yemin olsun bir ayın yarısı geçmeden, o yazıyı öğrendim ve hazâkat kazandım. Resululah'ın onlara olan mektuplarını yazıyor, onların gönderdiklerini de ona okuyordum."[62] [Buhârî, Ahkâm 40; Ebu Dâvud, İlm 2, (3645); Tirmizî, İstizân 22, (2716).][63]

bazı rivayetler hadis yazmayı yasaklarken, diğer bazıları teşvik eder, ruhsat tanır.

Ülemâ yasağın kayıtlı olduğunu, -İslam'ın başında yazı bilenin az olduğu sırada, hafızası kuvvetli olanlara mahsus olarak- ruhsat ifade eden hadislerin, öbürlerini neshettiğini belirtirler. Nitekim sadedinde olduğumuz hadise şu açıklama eklenmiştir.

"Yazı izni, yazı yasağını, yazının cevazı hususundaki icma-ı ümmet ile neshetmiştir. Ümmet, hiçbir zaman sahih olmayan bir meselede icma etmez. "Resulullah, hadisi, Kur'an'la birlikte aynı safyaya yazmayı yasaklamıştı. Çünkü bu durumda Kur'an'la hadis birbirine karışır, müşkilata sebep olurdu" dahi denmiştir."[66]

bu hadislerden anlıyoruz ki hadisler senin dediğin gibi "200-300 yıl sonra yazılmıştır" diye bir şey yoktur.peygamberimiz bizzat yazmalarını emretmiştir.
__________________
Gidişim ölümse; yinede gülümse...
Ölümüm sözünse; NuruLikA'yı özümse..
Ölürüm ölürsen; dudağında buse..
Allahu Ekber!! Üzülme; Kur'anı elden düşürme..


Sahabilerin (r.t.a.ecmain) ittifakla haber verdiği Hadislere inanmayan ve güvensizlik ile nazar eden Zatı Nuraniyeler olan Eshabi Kiramın topladığı Kurana ne diye inansın ki ??
NuruLika is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 31-10-2008, 12:57   #10 (permalink)
arci
Astsubay Kıdemli Çavuş
 
Giriş Tarihi: 06-02-2006
Konum: istanbul
Mesajlar: 141
Rep Gücü: 166
Rep Puanı : 40896
arci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımazarci Beni kesseler acımaz
Varsayılan

NuruLika
Astsubay Kıdemli Çavuş Allahü teâlâ, Bin melekle size yardım edeceğim dediğini bildiriyor. Bunu Kuran-ı kerimde daha önce bildirmediğine göre, Kurandan ayrı olarak Resulullaha vahiy ile bildirdiği ortaya çıkıyor

EVET DOĞRU BU BİR AYETTİR,DİKKAT ET!!!!!!!!!!!CENABI ALLAH AYETİ GÖNDERİYOR,DAHA SONRA CENABI ALLAH SAVAŞTA PEYGAMBERİMİZE VE MÜSLÜMANLARA YARDIM EDİYOR.

NE DEMEK İSTİYORSUN ANLAMADIM.
arci is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Forum Araçları
Görüntüleme Biçimleri

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Saat 05:05.

Porno

Powered by vB 3.6.7
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by 3.0.0
Tercüme Eden: ReSSaM

Reklam Vermek için ressam@gmail.com Adresine e-mail gönderiniz