![]() |
|
|||||||
![]() |
|
|
Forum Araçları | Görüntüleme Biçimleri |
|
|
#1 (permalink) |
|
SEAGUN
![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 23-12-2006
Mesajlar: 549
Rep Gücü: 50
Rep Puanı : 11739
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Amacım şu: kimse olduğundan farklıymış gibi gösterilip de haksız itibar sahibi olmamalı, ne düşmanlık ne de tellallık yapma derdindeyim. Adı üzerinde neden bu kadar fırtına koparıldığını ve madem kötü bir şairse neden kendinden bu kadar çok bahsedildiğini sorgulayıp bunu nazımın büyüklüğüne verenlere orhan pamuk(en çok SATAN yazar) örneğini verelim; aldığı ödülün ve popülaritesinin edebi kalitesinden mi yoksa türk düşmanlığından mı kaynaklandığını tartışmaya bile gerek yok. Nazım da tıpkı böyledir işte.. bu yazı kaynaklar taranarak yapılmış bir araştırmadır ve tamamıyla benim ürünümdür, hiçbir yerden alıntı değildir. ona göre değerlendirilmesini beklerim. Alıntıladığım şiirlerin başlığını da yazdım, dileyen arkadaşlar kontrol edebilsin diye, tek kelimesine bile dokunmadan aldım.
Nazımın daha önce Müslüman dünya görüşüne bağlı olduğunu biliyoruz, işte o dönemden iki şiir: Mevlana Sararken alnımı yokluğun tacı Silindi gönülden neşeyle acı Kalbe muhabbette buldum ilacı Ben de müridinim işte Mevlana Ağa Camii Havsalam almıyordu bu hazin hali önce Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım; Allah'ımın ismini daha çok candan andım. Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla, Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla! Ve şimdi de kendi deyimiyle “gerçek doğrular” la tanıştığı günkü şiirlerinden Berkley bir kapı açıyorsun, binip Allahının sırtına soldan geri kaçıyorsun! Ahrete gittiysen eğer oradan bir taç gönder, süslemek için Allahının kafasını Ahrete gittiysen eğer oradan bir taç gönder, süslemek için Allahının kafasını Ayağa Kalkın Efendiler Fakat bugün ağzımızdaki ateş borularla çalınıyor yeni san'atın marşı! Yeter artık Yenicami tıraşı, yeter! Ayağa kalkın efendiler... Dine tamamıyle cephe aldığı başka şiirleri de mevcut, ben en hafiflerini aldım. Şimdi de kendisine yakıştırılan “vatan haini” suçlamasına geçelim. Neden nazıma hain denmiştir? Kurtuluş savaşı devam ederken Batum üzerinden Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’ne (KUTV) kayıt olan şair burada siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1924’te yurda döndü. Aydınlık Gazetesinde yayınlanan yazı ve şiirleri yüzünden on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne döndü. Daha sonra tekrar memlekete geliyor ancak askere alınması kararlaştırılınca vatani hizmetini yapmayı redderek Romanya üzerinden tekrar Moskova’ya gidiyor ve bunun üzerine 1951’de T.C. yurttaşlığından çıkarılıyor. Bu dönemlerde yabancı basın yayın organlarına verdiği demeçler de sanırım onun “hainlik” tartışmasına ışık tutacak nitelikte: NAZIM'IN MOSKOVA HAVA LİMANINDA VERDİĞİ BEYANAT Nazım Moskova'ya indiğinde kendini karşılayanlara ve Rus resmi haber ajansı İNTER TASS' a aynen şu şekilde konuşmuştur.. "O kadar bahtiyarım ki! Ben bütün hayatımı, idealimi, aşkımı bu muazzam şehre borçluyum. BEN SOVYETLER BİRLİĞİNİN ÇOCUĞUYUM. Bugün memleketimin halkı Amerikan Emperyalistlerinin elinde esirdir. Türk Halkı Amerikan üniforması giydirilerek Kore'ye kaatil olmaya gönderilmektedir......Stalin benim için çok mühimdir. Gözümün ışığı, fikirlerimin kaynağıdır. BENİ STALİN YARATTI.. Her şeyimi ona borçluyum.. ve bir şiiri, başlığı da enteresan: Vatan Haini vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim. İyi gününde vatanın ekmeğini yiyip kötü gününde terk etmeyi “hak” sayan bir anlayış desem beni fazlaca acımasız bulur musunuz? Demeçlerine bir Romen gazetesinden devam ediyor şair: “Romanya topraklarında rahat nefes alma imkanı bulduğum için mutluyum.” İşte bir şiiri daha : “24 saatte 24 saat Lenin, 24 saatte marks, 24 saat engels yüz dirhem kara ekmek, 20 ton kitap balık çorbası, tüfenk talimi, tiyatro, balet” ve “konsomal” başlıklı şiiri: “kızıl bayrak dikildi kürenin mihverine bekliyor pusu proleterya ordusu” “şarklı ve Sovyet sosyalist cumhuriyeti” başlıklı şiiri: “geldim senin eşiğine, ihtilalin beşiğine gözlerime nur istiyorum, şuur istiyorum oradakiler beni bekliyor oraya tez dönmeliyim orada kızıl gömleğimle görünmeliyim” ve nihayet şu şiir, başlığı “angina pektoris” “Yarısı buradaysa kalbimin Yarısı çindedir doktor Sarınehre doğru akan ordunun içindedir Sonra her şafak vakti doktor Her şafak vakti kalbim Yunanistanda kurşuna diziliyor” Nazımın kuvayı milliyeyi öven şiirleri de var. Kurtuluş savaşı sürerken rusyaya kaçıyor, askerlik emri gelince askerlikten kaçıyor ama olsun kurtuluş savaşına şiirleriyle destek(!) veriyor; milletimizn ebedi düşmanı Rusya saflarında hem de.. Romanya radyosu bakın nazım oraya kaçınca neler söylüyor: “nazım hikmet aramızda bulunuyor. Geçen sene bursa hapishanesinden kaçmaya muvaffak olduğu gibi şimdi de amerikan sömürgesinde büyük bir hapisane olan türkiyeden de kaçmıştır.” Nazım hikmet adına rusyada pul bastırıldığını ve bir gemiye adını verildiğini biliyor muydunuz? Peki nazımın kendi isteğiyle “borjenski” soyadını aldığını, Polonya vatandaşı olduğunu ve bir şiirinde “benim adım borjenski” dediğini de duymuş muydunuz? Yani zaten kendisini türk olarak görmüyor. onun en yakın arkadaşı Nazım'la birlikte 1921 yılında Rusya'ya kaçan Vâlâ Nurettin "Bu dünyadan Nazım geçti" adlı eserinin 32. sayfasında Celile Hanım'ın, büyükbabası olan Mustafa Celaleddin Paşa'nın, BORJENSKİ soyadlı Polonya'lı bir Yahudi olduğunu yazar. Yine aynı eserin 33. sayfasında ise Nazım'ın anneannesinin büyük dedesi olan Müşir Mehmet Ali Paşa'nın da Fransız asıllı bir protestan olduğu kaydedilmektedir.nne tarafından büyük dedesi Ferit Mustafa Celalettin Paşa, asıl adı Konstantin BORJENSKİ olan bir Polonya Yahudisi. Baba tarafından büyük dedesi Mehmet Ali Paşa ise Fransız kökenli olup; protestan mezhebine bağlı Magdeburg'lu Karl de Trois soyuna mensup.." Bu gerçek Nazım Hikmet tarafından bir şiirinde şöyle teyid edilmiştir: "Lehistan'dan gelmiş dedelerimden biri... Göğsümüzü kabartmıyor değil Dedelerimden birinin lehli oluşu..." E tabi rusyaya da bir güzellik yapıyor nazım: Kışlık Saray "- Bugün büyük bir gündür, yoldaşlar, - diyor, - büyük bir gündür. Ve ihtar ederim ki çapul yapmak isteyenlere artık Kışlık Saray ve bütün Rusya işçinin ve köylünündür. Bolşevik Kitof haykırdı yoldaşlara : "- Yoldaşlar, - dedi, - tarih yani işçi ve köylü sınıfları, yani kızıl asker, yani, bir meşale yakıyoruz, - dedi, - hücuma kalkıyoruz, - dedi... Beyaz Rusya ve Kafkasya, Sibirya ve Türkistan, ve kederli Volga yollarının ve şehirlerin bahtı bir şafak vakti değişmiş oldu.” Şairin Mustafa kemal hakkındaki düşünceleri de bir hayli değişiyor: Büyük Taarruz Paşalar onun arkasındaydılar. O, saati sordu. Paşalar `üç' dediler. Sarışın bir kurda benziyordu. Ve daha sonra ise komunist Mustafa Suphi, Etem Nejat ve arkadaşlarının Trabzon açıklarında motorlu kayıkta öldürülüşlerinden dolayı büyük bir kin içinde ....... Trabzon'dan bir motor açılıyor Sahilde kalabalık Motoru taşlıyorlar Son perdeye başlıyorlar BURJUVA KEMAL' in omuzuna binmiş Rahmetli Adnan menderes hakkında ne düşündüğünü merak ediyor musunuz peki: Gazete Fotoğrafları Üstüne VI Korkuyor Adnan Menderes kocaman yanakları sarkıyor yağlı, sarı. Korkuyor Adnan Menderes üç saata indi uykusu. Korkuyor Adnan Menderes hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu. Nazım türkiyede hapisteyken yanına eşi olan münevver hanımın girebildiğini, buradaki ilişkiden “memet” adını verdiği bir çocuğu olduğunu ve hapiste kaplıcaya girmesine verilen tek mahkum olduğunu da biliyor muydunuz? Peki kendisinden iki çocuğu olan eşini rusyada kaldığı sırada bir kadınla birlikte yaşayarak aldattığını ve aynı anda o sıralarda yazdığı eşine aşk ve hasret şiirlerini olduğunu.. nazım rusyada kaldığı sırada rus hükümetinin kendisine tahsis ettiği lüks bir dairede kalmış ve kendisine maaş bağlanmıştır o ise rusyadayken tavan katında yaşadığını yazar bir şiirinde. Nazımı bir de şiir hırsızlığı vardır. Özgünlüğünden ötürü övündüğü bir şirinin “sen mutlululuğun resmini yapabilir misin abidin” dizesinin son empresyonist Fransız ressam pierre bonard’ın tablosunu adı olan “mutluluğun resmi” nden alınmadır. Nazımı en çok kim desteklemiştir peki? “resimli Perşembe”de adlı dergide şu yazıyı yazan zekeriya sertel ve onun karısı sabiha sertel (bu iki şahsın ayrıca nazımı anlatan bir biyografileri de mevcuttur) : “ben bu toprağa babamı kanı ile merbut değilim. İstiklal marşı da gökten inmiş abide midir? Milletlerin vatanı da bayrağı da değişmiştir. Bayrak da değişir, toprak da değişir.” Tabi bu iki şahıs da tahmin ettiğiniz gibi rusyaya kaçtılar. Buradan da fransaya geçerek komünist faaliyetlere hız kazandırdılar. Kızları yıldız sertel Türkiye komünist partisi Avrupa grubu 2.sekreterliği görevini yürüttü. Ve esas acı olan şu: hani ağaç demiş ya: beni kesen ele bişey diyemiyorum da baltanın sapı benden.. tıpkı onun gibi; nazım hikmet bugüne kadar metin bostancıoğlu döneminde bile ders kitaplarına giremedi ve yasal alandan hep dışlandı taki şu anki hükümetin çok işbilir bakanı onun bir eserini “yüz temel eser” kapsamına alıncaya kadar. Üstadın “çile” sini alınca denge siyaseti yapmak istedi zahir. Ne diyeyim, Allah akıl fikir versin. Necip fazılla nazım hikmeti kıyaslamayı bırakın aynı cümlede kullanmak bile zul iken bu yapılana ne denilmeli.. yazdıklarım umarım bir ışık tutabilmiştir. Saygılar sunarım.
__________________
Alparslan 27 bin askeriyle bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri gelip telaşla : - 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der. Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der: - Bizde onlara yaklaşıyoruz Onca mazlumun gönülden kopan ahları, elbet indirir bir gün tepenizden lanetullahı.Y.Kemal
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Acemi Asker
Giriş Tarihi: 15-03-2007
Mesajlar: 1
Rep Gücü: 2
Rep Puanı : 10
![]() |
Yazık sana.Kendi araştırmam diyorsun iyi etmişsin araştırmışsın.Bir kaç tanede kanıt sunmuşsun.Bu kanıtlara dayanarak diyelimki vatan haini.Rusya topraklarına sığındı diye vatan haini,ülkesinin amerikanın sömürgesi olduğunu söyledeiği için vatan haini.Adnan mendereste vatanperver öylemi.O zamanların konya bölgesinin yarısının sahibi olan bir ailenin oğlu toprak reformunu engelleyen kişi,ki toprak reformu olsaydı toprakları elinden alınıp halka dağıtılacaktı,katil amerikanın ülkemizde üs açmasına izin veren dolayısıyla türkiyeyi yarı sömürge haline getiren kişi vatanperver öylemi.Aklına yanayım senin.Git biraz daha araştır.
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 07-01-2006
Mesajlar: 299
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 31712
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Türkiye'de yönetici düzeyindeki insanlar bile çift pasaport taşırken,ABD pasaportu taşırken sesiniz çıkmıyor da Nazım'ı mı görüyor gözünüz.
Türk şiiirinde Kurtuluş Savaşı'nın destanını yazmış tek şair olan Nazım Hikmet, Aynı zamanda Atatürk'ü de en iyi tasvir edendir. Verdiğin bilgilerin çoğu çarpıtmadan ibaret. KUTV'da okumasını bile hainliğine delil göstermişsin.Ama KTUV'a TBMM hükümeti tarafından gönderildiği gerçeğini atlamışsın.Üstelik o dönemde KTUV'da okuyan sadece Nazım değildi.CHP'nin önemli isimlerinden Şevket Süreyya Aydemir de KTUV öğrencisidir.Üstelik o dönemde KTUV'un rektörü Mir Seyit SULTANGALİYEV'dir.Yani önemli bir Türkçü'dür. Nazım'ın dedesinin Polonya asıllı olduğunu yazmışsın.Doğrudur.Ancak bunu da çarpıtmışsın.Polonya'da özgürlük mücadelesi veren dedesi Polonya'dan sürgün edilerek Osmanlı vatandaşlığına geçmiş ve Türkçülüğün ilk kurucularından olmuştur ve Osmanlı ordusunda önemli görevlere getirilmişti. Mutluluğun resmi meselesine gelince.Edebiyatçılar herhangibir şeyden esinlenip şiir yazabilirler.Sanatta hırsızlık, o tabloyu kopyalayıp kendi adını vermektir.Mesela senin yaptığın bir tür hızrsızlıktır.Bazı akıl fukaralarının yazdığı yazıları buraya kopyalayarak kendi araştırman gibi yansıtman resmen hırsızlıktır.Üstelik bu şiirde mutluluğn resminin nasıl olması gerektiğini kendince anlatmıştır.Yani bahsettiğin tabloyu anlatmamıştır. Yazdığın yazının iler tutar hiçbir yanı yok.Yıllarca ezberletilenleri tekrarlamışsın ama bunu tekrarlarken kendince milliyetçiliğini yaptığın Türk'ün dilini bile imlasına uygun yazamamışsın.Yani dilimzin imlasından bile yoksunken Nazım'ı anlaman gerçekten zor. |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 07-02-2008
Konum: ŞU AN KAPSAMA ALANI DIŞINDA
Mesajlar: 970
Rep Gücü: 0
Rep Puanı : 184304
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Solcu kesim hâlâ bıkıp usanmadan, “Nazım’ın ülkesini sevdiğini, yıllarca Türk hapishanelerinde yattıktan sonra sürgünde öldüğünü, vatandaşlıktan çıkarıldıktan sonra “Hain” ilan edildiğini, Nazım’ın Türk kültürünün önemli isimlerinden biri olarak anıldığını, eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in AGİT zirvesinde Nazım’dan alıntı yaptığını “Türkiye Nazım'dan özür diledi” şeklinde yorumlayarak, koskoca Türkiye Cumhuriyeti'ne polonya yahudisi Nazım'dan özür dilemesi dayatmasında bulunuyor.
Nazım Hikmetof ülkesini sevseydi, Türkiye’yi Moskova’nın bir mahallesi yapmak için ömrünü harcamazdı. O sürgünde ölmedi. Onu kimse sürgün etmedi. O kendini yaratan Stalin’in ülkesi ve gerçek vatanım dediği Moskova’da gönüllü olarak ölmeyi istediği için Türkiye’den gizlice kaçtı. Nazım vatandaşlıktan çıkarıldıktan sonra hain ilan edilmedi, hain’liği kesinleştiği için vatandaşlıktan çıkarıldı. Türk kültürüne hizmet edenlerin kimler olduğunun takdiri, Türk Milleti'ne aittir. Hiçbir kesim, canlarının istediği, çizgisinde oldukları kişileri, Türk Milleti adına takdir etme yetkisine sahip ve mezun değillerdir. Bulundukları makam ne kadar yüksek de olsa, o makam, Türk Devleti ve milletinin düşmanlarını affetme vasıtası yapılamaz. O makam ve koltuk onlara, ihanete uğrayan Türk Milleti adına “Hain”den özür dileme yetkisi vermez, öyle bir sorumsuzca davranışı büyük Türk Milleti asla affetmez. Dünya literatür ansiklopedilerine, bir komünist doktrincisi, terbiyecisi, tebliğcisi olarak geçen azılı komünist “BERTHOLD BRECHT”in (Sezuanın İyi İnsanı) isimli eserini, ortamı müsait zanneden aşırı solcular, 1964 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahneye koydular. Piyesin temsilinde İstanbul’lular eseri seyrederken “Neredeyiz, Moskova’da mı? Pekin’de miyiz? Bu nasıl rezalet” diye bağrışarak komünist tahrikçiliğini protesto etmişlerdi. Hadiseden bir gün sonra 22 Mart 1964 tarihinde tescilli komünist yazarların cirit attığı sözüm ona ilerici, toplumcu, sosyalist gazeteler faturayı Türk Milliyetçilerine çıkarmaya çalışıyordu. Bunun üzerine sıkıyönetim komutanlığı bu eseri oynatmamıştı. Ama o günkü CHP’nin solcu sözcüleri Bülent Ecevit ve Suphi Baykam, bu eseri ve yazarını öven beyanlarda bulunmuşlardı. Şehit Türkçü, rahmetli İlhan Darendelioğlu ise onlara şu cevabı vermişti: “Birtakım ne idiğü belirsiz akıl fıkaraları, tufekli solaklar, birtakım budalalar, Türk Milleti'nin arasına girip, onu bölmek için, Türk Milleti'ni sefil bırakmak için, kandırmaya çalışarak zehirlerini akıtacaktır. Sosyalizm perdesi altında komünist rejim kurmak isteyen bu rus uşaklarına, Türk Milleti yedisinden yetmişine, çoluğu çocuğu, genci ihtiyarı ile karşı koyacaktır. Buna inancım tamdır. Milletime güveniyorum. Türk milleti ihanetle hizmeti gayet iyi ayırır. Aramızda dolaşıp zehir akıtanlara fırsat vermeyiniz. Hürriyet havasını istemeyenler, başka memleketlerin esaret düzenlerine gıpta edenler, kapılar açık, çekip o memleketlere gitsinler. Bu memleket, düzenini kurmuştur.” İçerde ve dışarıda Türk Milleti'ne ve devletine karşı hiç de dostça olmayan davranışların büyük göstermeye çalıştıkları Nazım Hikmetof kimmiş ve ne imiş, bir görelim bakalım... Son yıllarda, televizyon, radyo ve bir kısım malûm gazetelerde, Nazım Hikmetof lehinde, belli yazarlar tarafından kamuoyu oluşturulmaya çalışıldı. Öncelikle şunu bilmemizde fayda vardır. Türkiye’de ilk komünizm propagandası yapan adam, Aleksandır İsrael Hepland adında bir Yahudidir. Bu görev, daha sonra doktor Şefik Hüsnü Değmer’e, ondan Nazım Hikmetof’a, ondan da Mehmet Ali Aybar’a verilmiştir. Nazım Hikmetof, 1921-1924 yılları arasında Moskova’da kızıl ihtilâl kursu görürken, Türk Milleti Anadolu’da, Sakarya’da, Dumlupınar’da, İnönü’de ölüm kalım savaşı veriyordu. Nazım Kurtuluş Savaşı başladığında Rusya'ya kaçtı, savaş bittikten sonra Türkiye'ye geri döndü. Ne derece "vatansever!" olduğunu bu şekilde ispatlamıştı. Gerçekte Nazım Hikmetof öyle büyük bir şair falan da değildir. Şiirleri bir sanat endişesinden ziyade, komünizm davasının sesini ve rengini verir. Mesela; 24 saatte 24 saat Lenin 24 saat Marks 24 saat Engele Yüz dirhem kara ekmek, Balık çorbası Tüfenk talimi Tiyatro balet Kitap. Diyerek, şiir yazdığını zanneden Nazım, bu satırları herhâlde sanat olsun diye yazmıyordu. O Moskova’daki üç yıllık talim günlerini anlatıyordu. Türk milletine üstat olarak tanıtılan Ertuğrul Muhsin, Nazım’ın (Kafatası, Unutulan Adam, Bir ölü Evi) isimli piyeslerini Şehir Tiyatrosu’nda oynatarak meşhur etmek için elinden geleni yapmıştır. Nazım hakkında yapılan propaganda o kadar yoğunlaştı ki, Atatürk’e kadar ulaştırıldı. Atatürk, Nazım adına yapılan bu reklâma itimat etmediği için, “Şunun bir şiirini plağa alın, getirin bakayım” demiş, Nazım'ın Hazer ve Salkımsöğüt adlı şiirleri kendi sesinden plağa alınarak Atatürk’e dinletilmiş. Atatürk şiirleri dinledikten sonra aynen şöyle demiştir; “Bu şiirlerde Türk milletinin hayatına kasdeden bir bomba var.” Nazım Hikmetof “Beni Stalin yarattı, asıl vatanım Moskova’dır” diyecek kadar da Türk olmadığını ifade etmiştir. Şimdi Stalin için yazdığı şiiri beraber okuyalım. Bu şiir 5 Mart 1955 günü akşamı, Budapeşte radyosunda, birisi saat 18,30 diğeri de 20,30 da Stalin’in ölüm yıldönümü dolayısıyla Türkçe olarak yayınlanmıştır. Bu şiir, Nazım’ın kendi sesinden dinletilmiştir. 5 Mart 1953 İlk önce kim kime Metin ol kardeşim diyecek. İlk önce kim kime Baş sağlığı dileyecek. Hepimizindi o hepimizindir Yoldaşlarım acınızı duyuyorum. Sizin duyduğunuz gibi tıpkı Aynı şiddetle kardeşlerim Hüngür hüngür ağlamak geliyor içimden Seviyorum onu. Marks’ı, Engels’i, Lenin’i Sevdiğim gibi. Sevdiğimiz gibi Aynı muhabbetle Aynı hürmetle. Şimdi solcu gazete ve dergilerde, Atatürkçü görünen, Nazım’ın bütün yardakçılarına soruyorum. Atatürk’ün ölümüne böyle bir mersiyesi var mı Nazım’ın? Hangi Türk büyüğü için bu heyecanı göstermiştir? İkinci Dünya Harbi başlarında Sibirya’ya sürülen, katledilen, bütün varlığı talan edilen, Kırımlı Türk kardeşlerimiz için böyle bir acı duydu mu Nazım? Stalin’in muhtelif tarihlerde yok ettiği otuz beş milyon Türk kardeşimizin acı sonlarını dile getiren bir tek şiiri var mıdır Nazım’ın? 1940’lı yılların sonunda kendini yarattığını söylediği Stalin’in Türkiye’den, Kars, Ardahan ve Boğazları istemesi karşısında gösterdiği bir tepki var mıdır? Millî Mücadele ile ilgili şiiri oduncunun "heh... heh..."çiliğinden başka bir şey değildir. Çünkü Nazım, yukarıda belirttiğim gibi Millî Mücadele yıllarında Moskova'da komünistlik kursu görüyordu. Türkiye’yi Rusya’ya nasıl kazandıracağının, içinden nasıl yıkacağının taktik derslerini alıyordu. Türk'ün ve Türklüğün Millî Mücadelesi onun umurunda bile değildi. Bu mücadelenin başladığı günlerde o Rusya'ya kaçmıştı. Diğer taraftan Nazım, Türklüğe, Türk’ün manevî değerlerine, Atatürk’e ve ne kadar millî Türk şairi varsa hepsine de hücum ediyordu. Şimdi Nazım’ın hayranları, onu en büyük Türk şairi diye tanıtmaya çalışıyorlar. Irk olarak Leh kanı taşıdığını bildiği için Türklüğü kabul etmiyordu. Nitekim kendi kontrolünde yayınlanan (Resimli Ay) dergisinde, kendisinin Türk şairi diye değil, Türkiyeli şair diye tanıtılmasını istiyordu ki, bu ifadesi ile Türk olmayı kabul etmiyordu. Bizdeki yalakalar onu hâlâ Türk sıfatı vermeye çalışıyorlar. Nazım Hikmetof, Türkiye’yi içten yıkmak ve Rusya’ya bağlamak için neler yapmadı. Yıl 1938. Nazım o zamanki meşhur Yavuz zırhlısının er ve astsubayları arasında komünizmi yaymak, sonra da orduyu isyana teşvik etmek istiyordu; Aynı yıl donanma komutanlığı askerî mahkemesi, ihtiyat filo komutanı Albay Ertuğrul Beyin başkanlığında kurularak Nazım Hikmetof’u tam otuz yıla mahkûm etmişti. Mahkeme heyeti başkanı Ertuğrul Beyden başka, askerî hâkim Salih Koriman, Binbaşı Rifat Özdeş Çeviker’den teşekkül etmişti ki. Nazım Hikmet’e destek veren ve onun suçuna ortak olan Kemal Tahir’i 15 yıla, Kemal Tahir’in gemide bulunan kardeşi üstçavuş Nuri Tahir’i 15 yıla, Başgedikli Âdil Kurt’u, 4 yıla, üstçavuş Seyfi Tekdilek’i 10 yıla, üstçavuş Mehmet Ali Kantar’ı 15 yıla, üstçavuş Hüseyin Avni Dirigül’ü 5 yıla, yine sanıklardan er Haydar’ı 20 yıla mahkûm etmişti. 1921’de Moskova’ya gidip, 1924’te Türkiye’ye dönen bu azılı vatan haini, Rusya’da komünist ihtilâlin taktik ve gizli emellerini öğrenmiş, bilenmiş olarak dönüyordu. Tabiî ki bu arada Türkler Millî Mücadeleyi kazanmış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurmuştu. O tarihlerde Bakü’de neşriyat yapan komünist bir gazete, Nazım’ın hedeflerini aynen şu satırlarla veriyordu. “Nazım yoldaş inkılâp beşiği olan Rusya’ya geldi. Bu beşikte onun kulaklarına inkılâbın kan coşturan ninnileri okundu. O proleter inkılâbın meyvelerindendir. Kızıl Moskova, onun damarlarındaki kanların zehirli mikroplarını öldürür. Kanını kızıllaştırır. Nazım’ın varlığı ihtilâl mayası ile yoğruldu. Nazım Türkiye’de yüceden bağırmalıydı. Derin uykuya dalmış gençliği uykudan ayıltmalıydı. O bunu yaptı.” Şimdi Nazımcılara sormalı, bunlar da yabancı dillere çevrildi mi? Nazım, yazdığı sözüm ona her şiirinde kızılı ifade eden kelimeleri özellikle seçerdi. Şiirlerini daima kırmızı ifade eden kelimelerle süslerdi. Hatta nar kırmızı olduğu için, soyadını Nar’ın tersi olan RAN olarak almıştı. Şiirinden bir örnek vermek Nazım’ı oldukça anlatır. Meselâ güneş kızıl mıydı, öyle ise güneşe şiirler yazmalıydı. İşte bir örnek; Bu bir türkü Güneşi içenlerin türküsü, İşte bu güneşten Düşen ateşte, Milyonlarca kırmızı yürek yanıyor. İlahiri.... Dikkat ederseniz yürek kelimesini bile yalnız değil de, önüne kırmızı kelimesini koyarak kullanıyor. Kızıl, kızılcık, karpuz içi, nar çiçeği, alev, kor kelimeleri Nazım’ın dilinden düşürmediği kelimelerdi. Çünkü bunlar kızılın ifadeleri idi. Nazım Hikmetof Türk olmadığı gibi de Marksist ve dinsizdir. Hayâl ettiği kendi ölümündeki görüşünü bir şiirler şöyle dile getiriyor. “O mükemmel bir kafa mükemmel bir yürek Yumrukları ile erkek Gözleriyle çocuktu. Hudutsuz ve Allahsız bir baştı o. Yoldaştı o.” Evet, Nazım Hikmetof dinsiz, Tanrı'sız ve üstelik din düşmanıydı. Hayatı boyunca Rusya hesabına komünizmi savundu. Türk devletine ve Türkiye’ye karşı daima Rusya hesabına komünizmi savundu. Türk devletine ve Türkiye'ye karşı daima Rusya hesabına hücum etti. Nazım Hikmetof 1935 senesinde Doğu Türkistan’ı işgal ederek kayıp, yıkan, milyonlarca Türk’ü katleden komünistlere karşı kılını dahi kıpırdatmadı. Ama, Çinli bir komünist olan, Si-ya-u için eser yazdı. Nazım Hikmetof Rusya’ya ömür boyunca hizmet etti. VÂ-NÛ istediği kadar onun Türk olduğundan bahsederek Türk milliyetçilerini ırkçılıkla suçlasın, Nazım’ın Polonya kökenli olduğu gerçeğini değiştirmez. Nazım Hikmetof, Komünist Rusya’ya o kadar hizmet etti ki, Rus devleti bir gemisine (Nazım Hikmet) adını koydu. Nazım Hikmetof nihayet 15-7-1950 günü Demokrat Parti iktidarının çıkardığı aftan istifade ederek yatmakta olduğu Cerrahpaşa Hastanesinden serbest bırakıldı. Bu şekilde 28 yıl, 4 aya mahkûm olan Nazım Hikmetof 13 yıl 5 ay yattıktan sonra mahkûmiyeti sona ermiş oldu. Nazım'ın affını önlemeye çalışanlar da vardı. Bilhassa, Tevfik İleri, Remzi Oğuz, Şevket Mocan, Ömer Bilen, Ahmet Gürkan önde gelen isimlerdendi. Büyük Millet Meclisi zabıtlarından öğrendiğimize göre, Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan söz alıyor ve kürsüde şu konuşmayı yapıyor... “Arkadaşlar, komünizmden bahsetmiyorum. Moskofizmden bahsediyorum. Evet bu uğursuz kızıl kuduz, Türk Milleti'ni ısırmak için hırlarken, onun ağzından sızan salyaları görüyoruz. Nazım Hikmet'in komünistliğinden şüphe etmek gaflet olur. Nazım Hikmet daha dün cezaevinde (benim kalbimin yarısı Yunanistan’da her sabah kurşuna diziliyor. Öbür yarısı Çin’de kurşuna diziliyor) dedi. Tahmin ederim ki, kalbinin geri kalan bir kısmı da Kore’de kurşuna diziliyor.” (Alkışlar). Nazım’ın bu sözleri söylediği günlerde, Yunanistan’da ve milliyetçi Çin’de komünistlere ağır cezalar veriliyordu. Nazım ona üzülüyordu. Fransa’da, İtalya da, diğer devletlerde de komünistler vardı. Hatta Almanya dışında bu devletlerde komünist partileri de vardı. Ama o komünistler hiçbir zaman Rusya hesabına casusluk etmezlerdi. Onlar için her şeyden önce Fransa vardı, İtalya vardı. Nazım Hikmetof gibi, "beni Stalin yarattı, asıl vatanım Rusya’dır" diyerek kendi devlet ve milletlerine karşı ihanet etmiyorlardı. Bizdeki komünistler gibi, Türkiye’yi ve dünyayı Moskova’nın bir mahallesi yapmak için ALÇALMIYORLARDI... Nazım Hikmetof 11 Eylül 1961’de Doğu Berlin’de yazdığı kendi otobiyografisinde şöyle diyordu. 1902 de doğdum. Doğduğum şehre dönmedim bir daha Geriye dönmeyi sevmem. Üç yaşında Halep’te paşa torunluğu ettim On dokuzunda Moskova’da komünist üniversite öğrenciliği Kırk dokuzunda yine Moskova’da TSEKA-PARTİ konukluğu ve On dördümden beri şairlik ederim. İlh.................... Saymakla bitmeyen ihanetlerinin bedeli olarak Nazım Hikmetof, Bakanlar Kurulunun bir kararı ile Türk vatandaşlığından çıkarılmıştır. İşte belgesi: 3/13401 Komünist Nazım Hikmet Ran’ın Türk vatandaşlığından çıkarılması hakkında bakanlar kurulu kararı. Res. Gaz. 7885 T. 15.8.1951 Pasaportsuz olarak İstanbul’dan Romanya’ya kaçan ve oradan da Moskova’ya giderek, hava alanında memleketi aleyhinde beyanatta bulunduğu ve müteakiben radyo yayınlarında Türkiye’nin hükûmet şekli ve hükûmeti idare edenler aleyhinde geniş propaganda kampanyasına girişerek KOMÜNİZM’i yaymak maksadını güden neşriyatı ile Sovyet hükûmetinin verdiği hizmeti ifa etmekte olan maruf komünist NAZIM HİKMET RAN’ın kendisine bu hizmeti terk etmesi hususunda yapılacak tebligatın da bir fayda vermeyeceği mülahaza edildiğinden, Türk vatandaşlığından çıkarılması, İçişleri Bakanlığının 25.7.1951 tarihinde kararlaştırılmıştır. (Sicilli Kavanin, Cilt: 32, Sah: 841) İşte büyük Türk şairi olarak tanıtılmak istenen Nazım Hikmetof böyle bir haindir. Ve işte, bütün bu densizliklere karşı suskunluğunu koruyan Devlet sorumluları... Türk Milleti bu manzarayı ibret ve dehşetle seyretmektedir... ***** Nazım'ın Atatürke hakaret ettiği şiir: Trabzondan bir motor açılıyor Sa-hil-de-ka-la-ba-lık! Motoru taşlıyorlar Son perdeye başlıyorlar! Burjuva Kemal'in omuzuna binmiş Kemal kumandanın kordonuna Kumandan kahyanın cebine inmiş Kahya adamlarının donuna Uluyorlar Hav... hav... hak... tü Evet Bağbuğ Atatürk'e bile dil uzatan bu Polonya yahudisi p.. kurusu nasıl büyük şair ve memleket vatanseveri olur? |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
61.289.74.166
![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 21-01-2008
Mesajlar: 752
Rep Gücü: 7234
Rep Puanı : 1807633
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Nazım hikmetin kim oldugu ortadadır , onu savunanlar bile neden savunduklarını bilmiyorlar .
__________________
![]() Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan; Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan! Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde; Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde! Mezarda kan terliyor babamın iskeleti; Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti? Ah! küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap; Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap! Üstad - Destan
|
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Albay
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 20-02-2008
Mesajlar: 1,159
Rep Gücü: 3493
Rep Puanı : 872029
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Tamamen çarpıtma.Nazım hakkında araştırma yaptığını söylemişsin ama Nazım'ın "N"sinden bile haberin yok.
Din hakkındaki görüşleri seni beni değil kendisini ilgilendirir.Dindar görünüp de ABD'nin hizmetine girmektense dinsiz olup vatansever olmak evladır. Askerlikte n kaçtığı külliyen yalandır.Zaten askeri okul öğrencisi olraka dönemin yasalarına göre askerlikten muaftır.Deniz Harp Okulu'nda okumuştur.Kendisinin askerliğe çağırılması tamamen bir suikast komplosunun parçasıdır. Borjenski dedesinin soyadıdır ve pasaport alabilmek için Polonya vatandaşlığına geçmiştir.Sen Nazımla uğraşacağına İngiliz vatandaşı olan Başbakanlık danışmanıyla uğraş.Yada çifte pasaportlu yöneticilerle. Nazım Hikmet hakkında bu şekilde yazmak ancak cehaletin yansımasıdır.Zira nazım karşıtı edebiyatçılar dahi onun şairliğine ve vatanseverliğine laf söylemezler, bilakis şairliğini överler. Eğer Nazım'ı öğrenmek istiyorsan önce onun şiirlerini,sonra mektuplarını okumanı tavsiye ederim Mesela Nazım'la Peyami Sefa arasındaki polemik yüzünden sağcılar Nazım'a karşı Peyami'yi savunburlar ancak bilmezler ki Nazım,yazdığı bir yazıdan dolayı tutuklanınca Peyami aynı yazıyı kendi köşesinde Nazım serbest bırakılıncaya kadar yayınlar. M.Akif Ersoy'la da Nazım'ın dostluğu vardır.Akif'in kaldığı han odasını sık sık ziyaret eder ve edebiyat tartışmaları yaparlar.Nazım'ın Sovyetler'e gitmesi vatan hainliğine delalet ise Akif'in Mısır'a gitmesi neye delalettir ? Ayrıca, bence Başkalarının yazısını kendi yazın gibi burada yayınlaman da gerçekten dürüstçe(!) bir davranış. Necip Fazıl'ın da ne olduğunu herkes biliyor.Sık sık dönekliğe başvurmak onun meziyetidir.Nazım en azından düşüncelerini ölümüne kadar savunmuştur.Bu anlamda da dürüsttür, samimidir. Üstelik buraya koyduğun şiirleri de Nazım'ın şairliğinin gücünü oratya koyuyor zaten. Hem ayrıca nerden çıktı şimdi Nazım düşmanlığıı tekrar hortlatmak?Alparslan Türkeş bile Nazım'ın büyüklüğünü kabul etmiştir. Yarım yamalak bile olmayan edebiyat ve şiir bilginizle Nazım hakkında ahmak kesmek ancak sizler gibilere yakışır. NazımIn kadına bakışı : Pembe yanaklı al dudaklı bir karım olursa eğer.. Olursa 24 ayar ahlaklı.. Anama bakar gibi bakar.. İlaha tapar gibi taparım..! Ama...! Kalleş çıkarsa karım.. Anam avradım olsun bir teneke benzin döker yakarım...! Kimine göre kadın..! Soğuk kış gecelerinde sarılıp yatmak içindir.. Kimine göre kadın..! Sıcak harman gecelerinde zil takıp oynatmak içindir.. Kimine göre kadın..! Ömür boyunca omuzumuzda taşıdığımız.. En büyük sevabımız ve en büyük vebalimizdir.. Ama sen KADINIM..! Benim için sen.. Ne o.. Ne bu.. Şusun sen..! Benim can yoldaşım kavga arkadaşımsın... N.F.K'nın kadına bakışı : KADIN BACAKLARI Her ayağın bastığı yerde sanki kalbim var, Kalbim ki vahşi bir zevk alır ezilişinden. Ömrümün geçtiği yolda bana sorsalar, Gidiyorum bir kadın bacağının peşinden. Bir kadının içinden ağlayışı, gülüşü, Gözlerinden ziyade bacaklarına yakın, Bir lisandır onların duruşu, bükülüşü, Kadınlar! Onlar varken konuşmayınız sakın. İnce sütunlardaki ilahi güzelliğe Bacakların ruhudur şekil veren diyorum Bacakları bir kalın örtüde saklı diye Mermerde kalbi çarpan Venüs'ü sevmiyorum. Boynuma doladığın güzel putu görseler İnsanlar öğrenirdi neye tapacağını. Kör olsam da açılır gözüm, ona sürseler İsa'nın eli diye, bir kadın bacağını. (NECİP FAZIL KISAKÜREK)
__________________
TÜRK GENCİ REJİMİN VE İNKILAPLARIN BEKÇİSİDİR. M.K ATATÜRK Canan bizim canımızdır Teni bizim tenimizdir Sevgi bizim dinimizdir Başka dine inanmayız. |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Neuro Kanki
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 03-03-2007
Mesajlar: 2,155
Rep Gücü: 1745
Rep Puanı : 433892
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
nfk nıjn bu şiirinden ayak fetişisti olduğu ortaya çıkıyor (kadın bacakları şiiri necip fazıl kısakürek9
nazım hikmetin kadına bakışı Kadınlarımız Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta, sanki gidenler hiçbir zaman hiçbir menzile erişemeyecekti. Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle Ve onlar ayın altında dönen ilk tekerlekti. Ayın altında öküzler başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi ufacık kısacıktılar ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında ve ayakları altından akan toprak, toprak, ve topraktı. Gece aydınlık ve sıcak ve kağnılarda tahta yataklarında oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı. Ve kadınlar birbirlerinden gizleyerek bakıyorlardı ayın altında geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine. Ve kadınlar bizim kadınlarımız: korkunç ve mübarek elleri ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yarimiz ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve kara sabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar, bizim kadınlarımız şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların peşinde harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi aynı yürek ferahlığı, aynı yorgun alışkanlık içindeydiler. Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu. Ve ayın altında kağnılar yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru. . Nazım Hikmet Ran Son Düzenleme ismet53 tarafından : 04-04-2008 at 18:17. |
|
|
|
|
|
#10 (permalink) | |
|
61.289.74.166
![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 21-01-2008
Mesajlar: 752
Rep Gücü: 7234
Rep Puanı : 1807633
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Alıntı:
Necip Fazıl Kısakürek . Senin gibi adamların topunu top yapıp şiir yazar . En azından Nazımcıgımız gibi ATATÜRK ' e hakaret etmez .
__________________
![]() Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan; Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan! Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde; Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde! Mezarda kan terliyor babamın iskeleti; Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti? Ah! küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap; Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap! Üstad - Destan
|
|
|
|
|