![]() |
|
|||||||
| Siyaset Alanı Siyaset hakkındaki görüşler ve düşünceler... |
![]() |
|
|
Forum Araçları | Görüntüleme Biçimleri |
|
|
#1 (permalink) |
|
Asteğmen
![]() ![]() ![]() ![]() Giriş Tarihi: 05-08-2006
Mesajlar: 313
Rep Gücü: 123
Rep Puanı : 29864
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Dolmabahçe saraylarında, veya Başbakanlık konutlarında, veya karargâhın harita odalarında “Ergenekon mutabakatı” yapanlar, “İşin darbe kısmını bize bırakın. Siz emekli askerler ve sivil unsurlar üzerinden gidin. Paşa ve darbe boyutunu biz hallederiz” demiş olabilirler mi?
Bu arkadaşlar da bir yıldır, “Genelkurmay soruşturma başlatacak, iddianameyi eş zamanlı açıklayacağız” diyerek Kuddusi Okkır’ın ölümüne neden olmuş olabilirler mi? Ergenekon savcısının Genelkurmay’a ikide bir yazı yazdığını ve aylarca cevap beklediğini hatırlayın… Sonra, Genelkurmay, “Biz incelemeyi sürdürüyoruz, hele siz kendi önünüzdekini bitirin” şeklinde bir ‘güvendirme ve oyalama’ taktiğine girmiş olabilir mi? Kusursuz plan yapmak sadece Allah'a mahsustur... El-Kadı’ya kefil olan bir başbakanın ülkesinde, terörle yıllarca boğuşmuş kahraman askerler “terörist” oldukları”gerekçesiyle tutuklanıyorsa kimsenin kafası karışmasın… Ortalığı kasıp kavuran enformasyon kirliliğine rağmen her şey apaçık ortada demektir… Önümüze atılan kaos tablosunda, taşlar giderek yerine oturuyor. Bu büyük karmaşanın ortasında sorulması gereken en önemli soru, “Darbe günlüklerine, Ergenekon – pardon Agarta!- iddianamesinde neden yer verilmedi?” sorusudur. Başsavcı Engin’in açıklamasına göre, bu önemli unsur iddianamede yer almıyormuş! Daha iki yıl önce “Türkiye’de darbeler dönemi bitmiştir” diye yazıp çizenler, şimdi kamuoyunu korkunç bir darbe girişimiyle karşı karşıya olduğumuzu iknâ etmeye çalışıyor. The Exorcist filmini aratmayacak senaryolar anlatıyorlar. Kamuoyunu iknâ edemedikçe daha da çılgınlaşıp saçmalığın batağına batıyorlar. Uydurdukları senaryolara kimse inanmayınca, kendileri inanmak zorunda kalıyorlar, çevrelerindeki güvenlik önlemlerini falan arttırıyorlar; çatılara keskin nişancı yerleştiriyorlar… Geçen gün Başbakanlığın önünde, muhtemelen işsizlikten bağrı yanmış bir garibanın üstüne korumalar, “Ergenekon tetikçisi olmasın” diye öyle bir çullandı ki, adamcağız çareyi düşüp bayılmakta buldu. Bu trajikomik olayı televizyonlardan içimiz acıyarak izledik… Evet, şu meşhur darbe günlükleri iddianamede neden yok? Sözkonusu günlükleri yazmakla itham edilen fakat her nedense yargıdan muaf tutulan zat, (ki maalesef şerefli Türk Ordusu’nun eski bir üst düzey mensubudur), üzüntüsünden on altı aydır denize girmiyormuş! Eşi hanımefendi öyle söyledi.. Ne kadar büyük bir mağduriyet! İnsan on altı ay denize girmeden nasıl yaşayabilir? Yazık. Darbe girişimi iddialarını soruşturmayan bir iddianame daha baştan çökmüştür. Suçlanan bunca insan, yazıp çizilen o korkunç eylemler ve planların sonucunda, orduyu arkalarına alamamışlarsa, çelik çomak oynadıklarıyla kalmışlar demektir. Ama siz bir yıldır öyle demiyorsunuz ki…”Devletin içine çöreklenmiş ve darbe yapmaya hazırlanan büyük bir gizli örgüt yakaladık. İddianameyi açıklayınca gözlerinize inanamayacaksınız!” diyorsunuz… Sonra iddianameyi bir açıklıyorsunuz ki darbenin d’si yok! “Böyle tutarsızlık olur mu?” diyenleri de “bu önemli soruşturmayı sulandırmakla” suçluyorsunuz. Siz varken başka “sulandırıcıya” ihtiyaç varmış gibi… Soru peşimizi bırakmıyor… Darbe günlükleri iddianamede neden yok? Ergenekon soruşturmasının, bir “büyük mutabakatın” sonucu olduğu artık sır değil.. Behiç Gürcihan’ın söylediği gibi, “Herkes kendi muhalif kotasını kullanmış”… Muhalif kotaları kullanılırken, oğullarını AKP’li işadamlarının yanına yerleştiren ve Başbakan’a eşine ait arazinin değerini yükselltirecek kadar yakın olan Paşa’yı birileri koruyup kollamış olabilirler mi? “Hükümetin Ofer’ini de, Amiral’in lüferini de yazarım arkadaş!” diye efelenenler neden suskun? Bakın ben size bir şey söyleyeyim mi..Erdoğan “vefalı” bir adamdır. Bu öyle bizim bildiğimiz gibi hakkaniyetli bir ‘vefâ’ olmasa da “yakınındakileri” ne yapmış olurlarsa olsunlar, sonuna kadar koruyan, kendine has bir “vefa” anlayışına sahiptir. Ergenekon davasının en önemli çıkış noktalarından birisi olan “Günlükçü Paşa”yı” böyle bir ‘nüfuz ve vefa atmosferi’ korumuş olabilir. Ne dersiniz? Birincisi bu… İkincisi daha da önemli…Dolmabahçe saraylarında, veya Başbakanlık konutlarında, veya karargâhın harita odalarında “Ergenekon mutabakatı” yapanlar, “İşin darbe kısmını bize bırakın. Siz emekli askerler ve sivil unsurlar üzerinden gidin. Paşa ve darbe boyutunu biz hallederiz” demiş olabilirler mi? Bu arkadaşlar da bir yıldır, “Genelkurmay soruşturma başlatacak, iddianameyi eş zamanlı açıklayacağız” diyerek Kuddusi Okkır’ın ölümüne neden olmuş olabilirler mi? Ergenekon savcısının Genelkurmay’a ikide bir yazı yazdığını ve aylarca cevap beklediğini hatırlayın… Sonra, Genelkurmay, “Biz incelemeyi sürdürüyoruz, hele siz kendi önünüzdekini bitirin” şeklinde bir ‘güvendirme ve oyalama’ taktiğine girmiş olabilir mi? Ne de olsa, kusursuz plan yapmak sadece Allah'a mahsustur. Kamuoyunun ve siyasi muhalefetin “İddianame neden çıkmıyor?” baskısına daha fazla dayanamayan ve Kuddusi Okkır’ın ölümüyle hem bu dünyada, hem Allah’ın huzurunda suçlu düşmenin telaşıyla, on üç aydır beklenen iddianame, en önemli ayağı eksik olarak, yani “darbe günlükleri” olmaksızın açıklanmak zorunda kalınmış olabilir mi? Bitmedi… “Biz bu işi TSK ile işbirliği halinde yapıyoruz” havası basanlar, dayanaksız bir iddianameyle ortada kalakalınca, böyle bir işbirliğinin varlığına kamuoyunu inandırmak için, “MİT bilgi verdi, TSK soruşturma başlattı” haberini yaymış olabilirler mi? Ve bu haber, “yandaş medya” inandırıcılığını giderek kaybettiği ve psikolojik harbin ortasına tam anlamıyla büyük abdest yaptığı için, Akşam gazetesinden İsmail Küçükkaya’ya yazdırılmış olabilir mi? (Çukurova grubu üzerindeki TMSF baskısını da aklınızın bir köşesinde tutun) Murat Yetkin’in 5 yıl önce övüne övüne yazdığı “Askerlerin ‘çekil’ mesajını Ecevit’e ben götürdüm” haberini, hiç duyulmamış bir şeymiş gibi bugün tekrar ısıtanlar, giderek irtifa kaybeden inandırıcılık meselesinde çuvallayanlar olabilir mi? Genelkurmay’ın bekleyip bekleyip, basının ayranını iyice kabarttıktan sonra, haberi akşam geç saatlerde yalanlamasıyla zobuduk gibi ortada kalınmış olabilir mi? Şu soru sorulabilir: “Madem saraylarda, karargâhlarda yapılmış büyük mutabakatlar var; öyleyse mutabakatın bir tarafı refikini neden yolun ortasında tek başına bırakıversin?” Bilemeyiz… Siz deyin, “alt kademelerde rahatsızlık başladı”; ben diyeyim “Gül’ü cumhurbaşkanı yapmayacağına söz verdikten sonra mutabakata uyma iradesini gösteremeyen Erdoğan’dan rövanş alınıyor…” Öyle ya…Sen, “Gül’ü aday göstermeyeceğim” diye söz verdikten sonra, “Paşa’m kusura bakma, tabana söz geçiremedim” diye mazeret bildirip çekil. Onlar da şimdi demezler mi ki, “Sayın Başbakan, kusura bakma sadece senin tabanın yok, bizim de tabanımız var. Biz de söz geçiremedik..Genç subaylar rahatsız!..” Derler. İnsanı böyle eli böğründe bırakıverirler. Elinde bir adet Doğu Perinçek, bir adet Veli Küçük, kırk küsur muhalif, bir ölü ve içeride kahrından siroza yakalanmış bir kadıncağızla kalakalırsın orta yerde… Darbe günlükleri açığa kavuşturulmadıktan sonra bu iddianame dikiş tutmaz. Ölü doğmuştur. İstediğiniz kadar şehir efsaneleri yazdırın, bu iş yü-rü-mezz! Kendi sonunuzu getirirsiniz. Siyaset kör inadı kaldırmaz, “ben yaptım oldu” mantığını Hitler olsanız götüremezsiniz. Hak ve hakkaniyet o kadar güçlü bir şeydir ki hiçbir güç onun üstüne çıkamaz. Bu saatten sonra, “darbe günlüklerini” alelacele hazırlanacak ek iddianamelere sığdırmaya çalışmak da durumu kurtarmaz. Biz bu ülkenin akıllı ve okumuş insanları olarak, darbe günlüklerinin Genelkurmay’ın da katılacağı adil bir yargılama ile açıklığa kavuşturulmasını istiyoruz. Emekli Oramiral de, “darbe girişimlerini” askeri savcılığa bildirmeyip turşusunu kuran eski Genelkurmay Başkanları da , yetkisini kullanmak yerine ordunun peşine istihbarat örgütünü düşüren Başbakanlar da, ortalık yangın yerine dönmüşken Köşk’te futbolcu ağırlayan Cumhurbaşkanları da yargı önüne çıkmalıdır. Yok öyle üç-beş garibanı içeri tıkıp kahrından kanser etmek, siroz etmek… Bu perişanlığı da "Temiz eller operasyonu" diye yutturmaya kalkışmak... SİNAN AYGÜN’ÜN DURUMUNA İLİŞKİN NOT: Sayın Aygün, serbest bırakılmanıza çok sevindik. Bu adil karar için ilgili mahkemeyi kutlar, size de geçmiş olsun deriz. Yalnız, geri kalan elli kişinin çok daha sağlam gerekçelere dayandırılmış itiraz dilekçelerine ret kararı verenlerin bir tek sizin tutukluluğa itirazınızı dikkate almaları biraz ilginç. “Devletim onbeş gün beni misafir etti, hakkını helal etsin” şeklindeki tuhaf açıklamalarınızı da ‘serbest kalmanın heyecan ve duygusallığı içinde’ sarfedilmiş sözler” sayalım…İyi ama şu “ağabey” meselesi ne oluyor Sinan Bey? Telefon dinlemesine takılan “ağabeyinizin” kim olduğunu “Bu bir devlet sırrıdır, sadece Yargıç’ın kulağına söylerim” demenize rağmen, kimsenin size böyle bir şey sormaması ve alelacele serbest bırakılmanız ne kadar da dikkate şâyan..Size, “Devlet sırrının ne olduğuna sen mi karar veriyorsun? Ne demek ‘sadece yargıca söylerim?’Kimse muhakeme usulünde yer almayan ayrıcalıklar talep edemez” diyen de olmamış anlaşılan. “Ağabeyinize dua edin” derim. İyi ki telefon dinlemesine takılmış, yoksa belki de hâlâ yatıyor olacaktınız… Kaynak: Fatma Sibel Yüksek-Açık İstihbarat
__________________
.."-girilmez geçilmez gibi görünen topraklar çelik taburlarımızca tusunami gibi yutulmalıdr. simetrimizi kabullenen kitleler köleleştirlmeli güçlü surlarımızın gölgesinde çürümeye mahkum edilmelidir'' HİÇ DEDİN Mİ.... BİR MUSTAFA KEMAL PAŞAMIN 8 YILDA YAPTIĞINI 80 YILDA HANGİ YETKİ VERDİĞİM MEBUS YAPTI DİYE..... EY İNSANLIK SENİN HESAP KABİLİYETİN İYİDİR...BORCUNDAN ÖTE... 1 İNSAN (MUSTAFA KEMAL) X 8 YIL= TÜRK İNSANINA YAPILAN HİZMET 80 YIL ORTALAMA 60 HÜKÜMET X ORTALMA 500 VEKİL= YAPILAN HİZMET |
|
|
|
|
Reklam Vermek için ressam@gmail.com Adresine e-mail gönderiniz For Advertising contact ressam@gmail.com |